Mutluluğu anımsamanın ne ile ilgisi olabilir?


Bazı fotoğraflara bakarken hissettiğimiz hisler unuttuğumuz anıların hatıralarını hissettirebiliyor. Büyük ananenin evindeki fotoğraflarım benim için öyleler. O fotoğraflarda gerçekten çok küçüğüm, buna karşın onlara baktığımda, belki de hepsinde tüm yüzümle sırıttığımdan olacak, o günlerin unuttuğum hatıralarını bir şekilde hissediyorum. Hatta eğer şanslıysam beynim bana belki gerçek belki kurgu olarak birkaç zihin karesinden oluşmuş anı parçaları bile sunabiliyor.

Ben doğduğumda teyzelerim ve dayım çok gençtiler. Bundan da olacak, sanırım, ilk kez bir yeğenleri olmasının heyecanını gerçekten taşımışlar. Hatta duyumlarıma göre ben doğduğumda dayım çevresindeki topluluğa (çalıştığı yer mi bilmem) tatlı falan almış ahahahahha. Böyle deyince kulağa küçük geliyor ama o yıllarda çok genç olduğunu, hatta çocuk yaşta olduğunu düşünürsek... Tatlı bir durum bence.

Ben küçükken anneannemin evine gider miydik anımsamıyorum. Sanırım bunu pek yapmazdık. Her ne kadar büyük ananenin evi ile benim anneannemin evi birbirlerine çok çok yakın olsalar da, büyükler anneannemin evine giderken bana, ''sen burada kal,'' demiş olmalılar. Çünkü anneannemin evinin farklı bir ev olduğu bilgisi o yıllarda bende yoktu. Hatta, belki de daha evvel söylemişimdir, ben büyük ananenin evindeki herkesin evinin orası olduğunu sanıyordum. :) Bunun doğru olmadığını öğrendiğimde ise bir hayli şaşırmışım. Görünen o ki o zamanki çocuk benliğimin algısına göre o ev, herkese yetecek kadar büyükmüş.

Bugün o evin önünden geçerken (yani şimdiki zaman anlamında bugün :P), tuhaf hissettiğim zamanlar oluyor. O ev başkasının evi olalı yıllar geçti. Hatta belki başkasının olduktan sonra bile daha başka kişilere de ev olmuş olabilir. Anlayacağın o kadaaarr uzun bir zaman öncesi bahsettiğim yıllar... Buna karşın o ev, önünden duraksamadan geçtiğim o ev, hatta anılarımda bile belli belirsiz olan o ev hakkında her seferinde bir hisse kapılıyorum. Çünkü o ev sadece büyük ananenin evi veya onun çocuk ve torunlarını toplayan bir çatı değildi; o ev, benim yaşamımın ilk yıllarını sarıp sarmalayan yuva hissiydi.

Tam olarak böyle değil ama yine de, gerçek olduğundan şüpheye düştüğüm tüm parça parça anı sahnelerimde o eve hoplaya zıplaya gidiyorum. O evde oynadığım oyunları veya yaptığım cırcır böceği konserlerimi hatırlamıyorum. Hatırladığım üç beş parça şey içinde büyük anane var bu kesin. Onun bazı eşyaları, onunla olan bazı kısacık anların görüntüsü ve çocuk benin zihinsiz gözlemciliğinin bana bıraktığı miras... Küçükken dünyayı böyle algılıyoruz sanırım. Ben en çok da çocukların ve bebeklerin dünyayı nasıl algıladıklarını merak ederim. Sonsuz bir zaman algısının içindeki dünyalarından çevrelerini nasıl gördüklerini. Sanırım ben de henüz bir çocukken, hepimiz gibi sonsuzluğu deneyimlerken, sadece gözlemciymişim. Ya da en azından bana, 20 (küsur) yıl sonrasına bile ulaşan anılarıma, bunu borçluyum. 

Eski fotoğraf makinelerine olan tüm övgülerimin merkezinde, onların geriye yalnızca gerçek anları bırakması vardır. Bu anlardan biri aklımda belirdiğinde, sana bu yazıyı yazmak istedim. Aklıma gelen bu fotoğraf, bir albümün ve flash belleğin içinde zamanda yolculuk yaptı. Ben o kadar küçüğüm ki... Bir insanın bir zamanlar bu kadar küçük olması ne tuhaf. Sen kendi küçük yaşlarını nasıl algılıyorsun? Hatırlayamadığında bile, onu bir fotoğraftan izleyebilecek kadar ondan uzak düşmüş olsan bile, ona baktığında ne görüyorsun sevgili okur? Ben ne görüyorum biliyor musun, çok komik bir çocuk ahahhahaha. Kendim gibi bir çocuğum olsa yemin ediyorum hiç sıkılmazdım ahahhahahah.

Fotoğrafı kim çekmiş bilemiyorum. Koltukta yedi kişi var: Teyzem, annem, anneannem ve teyzem ile kucağındaki ben. Dayım da başımızda. Büyük anane ise yan tarafta. Arkamda pembe bir ayıcık var. O ayıcık yıllarca benimle kaldı. En eski oyuncaklarım şimdi nerede gerçekten bilmiyorum. Sanırım bir yerlere kaldırıldılar. Oysa onlar ben çocukken benim arkadaşımdılar. Hatta oyuncaklarımı koltuğa dizip ortalarına oturup da sırıttığım bir fotoğrafım bile var. Acaba onu bir anlığına bile olsa senin için paylaşmalı mıyım... Bloglarımın kapanma mevzuları olmasa hiç düşünmeden paylaşırdım da, insan ne kadar çok kendine ait bir şeyi bir yere akıtırsa, o akıttığı yeri kaybettiğinde üzüntüsü artıyor. 

Sanırım tüm yazılarım bir fotoğraf. Bazısında beni bir gölge gibi görüyorsun, bazısında elimi kolumu... Bazısında yan duruyorum veya arkamı dönmüşüm. Bazısında sana dönüğüm ama objektife bakmıyorum. Bazen bilerek bunu yapmıyorum, uzaklara dalmışım... Bazense istesem bile objektifi bulamıyorum. Bazen, tam olarak sana bakıyorum. Bazen pek çok şeyle birlikteyim bu yazılardan oluşmuş fotoğraflarda, bazen tek. Bazen tek bir yazı başlı başına tek bir fotoğrafım. Bazense birçok yazı ancak bir fotoğrafı var etmeye yetiyor veya yetmiyor. Yine de hepsini ben çektim, kelimelerden örülmüş baskılar. Tüm bu yazı banyosu ortaya benim fotoğraflarımı çıkardı. En gerçek fotoğraflarımı. Bazen rol yaptığım, bunu asla amaçlamasam bile öyle çıkan, fotoğraflarımı. Bunu sevdim. Tüm bu fotoğrafları, birileriyle paylaşmayı sevdim.

Ne ilginç, bu benim için çok kolayken, ki her zaman öyle değildi, artık ''gerçek'' bir fotoğrafı paylaşmak daha da zorlaştı. Hangisi gerçek; yazılardan örülmüş fotoğraflar mı, görüntüler mi? İkisi bir bütün, bunu bilsem de, herkes ikisi arasındaki farkı anlamayacağı için ve yazı her zaman için insana farkları anlama becerisi katacağı için, direkt bir fotoğrafı paylaşmaktansa, onu kelime kelime örmeyi ve sadece onu görebilecek olanlara göstermeyi tercih eden bir yanım var.

Küçüklük fotoğraflarımı çok sevme nedenim, sadece bana mutluluk vermeleri değil. Evet, mutluluk. Bu kelimeyi nihayet doğru yerde kullanabildim! Alkışlar alkışlar. Büyüdükçe, mutluluk fotoğraflarım azaldı. Acaba beni üzen bu mu diye düşünüyorum.

Bazı zamanlarda fotoğraflarım olmadığı için üzgünüm. Çünkü zaman kaçtığında, o fotoğraflar sonsuza kadar kaybolurlar. Bir zaman yolcusu olsaydım kesinlikle fotoğraf çekilirdim! Acaba mutluluğu anımsamanın bununla bir ilgisi olabilir mi?


öylece karşıma çıktı, dinleyelim.


Oyuncaklarım ve küçük Ben.
Aslında fotoğrafın aslını paylaşacaktım ama dediğim sebeplerden dolayı 
aslına sadık kalarak üretilmiş animelisini paylaşıyorum :).
Evet yine de orijinali daha güzel...



2 yorum:

  1. Sahiden çocukluktaki o saf mutluluğun yüzümüzden okunduğu fotoğraflar ne kadar değerli. Yetişkinlikteki mutluluklar geçmiş sirayetli oluyor biraz. Yani o andayken sadece gülüyor anı yaşıyoruz tabii ama o ana gelinceye kadar ne karanlık yollardan geçtik zehir gibi sular içtik bir biz biliyoruz hahah :) Çocukluktakiyse el değmemiş hırpalanmamış henüz daha yara almamış mutluluklar oluyor çoğunlukla. Geçmişle veya gelecekle alacak vereceğimin olmadığı o yılları özlüyorum bazen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de mutluluğu kabul edemiyoruzdur. Her şeye şart şurt koyan yetişkin zihni, yani öğrenilmiş koşullanmalar, bizlerden bunu alıyordur. En azından benim kendimle ilgili keşfettiğim şey bu. :)

      Bir şeyleri eleştirmeye başladığımı fark ettim, ki bu çok belliydi. Bu nedenle yazmak istemiştim ve yazarken bu eleştirdiğim şeyin de bir fotoğrafını oluşturdum sanırım. Benim kabul edemediğim temel şey, hayata yaklaşmanın kendinden uzaklaşmak ile eş değer tutulmasıydı. Bir Neptünlü bunu asla kabul edemez! Hatta bir Dünyalı bile edemez ama rol yapar. Büyüdükçe dünyalı oluruz. Dünyayı bile görmeyen dünyalılar... Küçükken her şey gerçektir, büyüdükçe bir sahnedeki oyuna dönüşme eğilimindedir. Hep böyledir demiyorum ama büyük oranda böyledir çünkü bu beklenir. Ben öyle değilim diyen bile öyledir. Bu beni umutsuzluğa götürüyordu çünkü bunda mutluluk göremiyorum.

      Her neyse, eleştirdiğim şeyi benim de farklı bir yoldan yaptığımı fark ettim. Zaten aksi çıksaydı şaşardım. Gözümüze batan şey, bizim de farklı biçimlerle bile olsa yaptığımız şeydir.

      Küçüklüğümden bana bir cevap getirmesini beklediğimi itiraf etmeliyim. O bunu asla yapmayacak. Çünkü o hala benim ve mutluluk bir cevapta gizli değil. Yine de bunu bilen ben, hala kabul edemiyorum. Büyümenin insana yaptığı bir diğer şey de bu sanırım. :)

      Sil

Popüler Yayınlar