Çünkü onların ruhları var.

 

Yıllar önce ilk günlüğümün üçte ikisini yazdıktan sonra ilk sayfasını silmeye kalkmıştım. Bunu hangi akla hizmet yapmıştım gerçekten emin değilim. Gerçekten de koca defteri silebileceğime mi inandım, ya da allem edip kallem edip bunu başarsam bile tam silinmemiş kalem izleriyle dolu bir defteri sonra ne yapacaktım bilmiyorum. Muhtemelen o defteri bir daha kullanmayacak, hatta parça pinçik edip -belli mi olur belki silinmiş halini (!) biri okurdu falan- çöpe atacaktım. Bunu başaramamışım. Buna tabi ki şaşırmadım, şaşırmadık, ancak işin komik yanı buna ilk sayfanın ilk 5-6 satırını sildikten sonra aymışım ve durmuşum. Sonra da oraya -şu an pek hatırlamıyorum doğal olarak çünkü yaklaşık 12 yıl öncesinden bahsediyoruz!- ''seni silmeyi çok istesem de insan yaşanmışlıkları silemiyor'' vs gibisinden bir şeyler yazmışım. Ya Allah aşkına sen o yaşta ne yaşadın offf. :) Ama yine de bir şeyler yaşamıştım pardon kendim. :)

Yine de kendimi anlıyorum. 

Silme yolunu seçerek defteri imha etme çabamı, sonra bundan vazgeçmemi, üstüne deftere açıklama yazmamı... anlıyorum. Bu arada açıklamayı da bu olayın üstünden bir yıl geçtikten sonra yazmışım ahahhaha. ''Ne tuhaf... yine aynı günde seni silmeye çalışmışım...'' diye. Yine de, olabilir. Açıklama yapma sebebim ise, tabi ki, o satırları ileride okuyan kendime bir not bırakma ihtiyacımdı. Çünkü sildiğim kısımlarda iyi iş çıkarıp yazıları resmen kazımışım hahahahah. Nasıl kinlenmiş, öfkelenmişsem... bunu başarmışım. Aynısını blogda da birkaç kez denemiştim. Kinden öfkeden falan değil canıımmm. Öyle, yok etmek için. Önceden böyle şeyler yapmazdım. Hatta daha çok yazmak isterdim. Özenirdim bazı bloglara daha evvel anlattım. Onlar gibi yazmak, yazabilmek isterdim.

Sonra bunu başardım. Artık onlar gibi, vaktiyle yazmaya heves etmiş o meraklı halimle okuduğum bloglar gibi, yazabiliyorum. Onlar şu anda yok ama ben, onlar gibi yazmayı kıvırdım. 

Onların yazma motivasyonu neydi acaba diye düşünüyorum. Kendileri miydi, artlarında bıraktıkları veya bırakmak istedikleri kendileri miydi; yoksa onları okuyanlar mıydı? Belki de sadece yazma halinin kendisiydi.

İçlerinden özellikle birinin yazılarının altına içimi dökerdim. Hatta eski bloğumu silmeden evvelki blog hesabımla yazdığım yorumlarım uzun bir süre kendisinin yazılarının altında ayrı bir yazı uzunluğunda, benim güncemden alıntılar gibi durdular. Kendi bloğumda yazamazdım. O kadar dürüst... aslında bu bile değil. Bloğumda da dürüsttüm ama... Biriyle sohbet etmek başka bir şeydir. Birine kendini göstermek... Bu, dürüstlükten ayrı bir yerdedir. Onun yazıları üstümde öyle bir etki yapardı ki, onunla konuşmak isterdim. Ona anlatırdım. Onun bir cümlesine tutunur ve yazardım fikirlerimi, kendimi. Zaten o öyle bir yazardı ki, kendi iç dünyasını anlatsa bile, sanki onu okuyan benim içimi görüyormuş gibi hissederdim. O gerçekten çok özel bulduğum bir yazardı. Onu daha çok okumayı isterdim.

Artık yazmamasını hayatının yolunda olmasına bağlamak istiyorum. Zaten o benim gibi yazı arsızı da değildi. Cool bir blog yazarıydı. Bu nedenle liseli ben, ona hayrandım. Bunu ona da söylemişimdir. O kadar tatlı biriydi ki, tepeden bakmak veya soğuk bir samimiyete sığınmak yerine okuru olan benimle arkadaş olmayı seçmişti. Biriyle gerçekten konuşmak isteyen benimle, onun yazıları konuşmuştu. Üstelik ben tek kelime etmeden. Bana uzun yorumlar yazdıran ve iç dünyamı onun yazılarıyla birleştiren de zaten bu olurdu. Çok severdim onu okumayı, ona yazmayı.

Ben onun veya okuduğum ve yazı dilini sevdiğim başka biri gibi değil; kendim gibi bir blog yazarı oldum. Böyle deyince kulağa havalı geldiği için bu ifadeyi kullanmıyorum hayır, ki bunu yapsam kim ne diyebilir! :) Ben gerçekten blog yaza yaza blog yazarı olmuş olabilirim. Bu isim tamlamasını sahiplenebilecek aidiyeti hissediyorum kendimde. Dile kolay 11 yıl yazdım. 11 yıl. Çok uzun bir süre. Hiç ara vermeden bunu yapmak hele... Kendim için yaptım tabi, en önemli motivasyonum buydu: Kendim için yazmam. Ancak bu motivasyon zamanla, başka bir istek için de minik dallar vermiş olabilir.

Bu kadar yıl kesintisiz yazmamın ana nedeni, kendim için bile olsa, ne olabilir diye düşünüyorum.

Evet, yalnız hissettiğim günler olabilir. Sayıları bir hayli çoktu. Ben, yalnızlığı birliğe çevirmeden bir yazımı sonlandırmam. Bunu kendim için yapmam. Bunu, yazı bizim için yapar. Senin ve benim için sevgili okur, böylece biz oluşuruz bir yazı yoluyla ve böylece, konuşuruz.

Evet, sevdiğim veya bana iyi hissettiren bir şeyleri paylaşma ihtiyacımdan olabilir. Çevremde birileri olmadığından değil, seninle paylaşmayı istediğimden ve seçtiğimden sevgili okur.

Evet, tarihe tarihteki beni not düşme alışkanlığımdan olabilir. Bu her seferinde sonrası için yol gösterir.

Yine de hepsinin en derinlerinde yatan bir isteğim daha olduğunu biliyorum. Bir okur. Belki zaman zaman değişen okurlar. Onlardan birisinin bir anında hissettiği bir hissi, burada görmesi. Tıpkı benim yıllar evvel başka bir blog aracılığıyla bunu hissetmem gibi. Ne zaman yazılarımı silmeyi veya taslak yapmayı düşünsem, aklıma bu derinlerde düşündüğüm ihtimal geliyor. Biri, kendini koca dünyada bir Neptünlü gibi hissederken, benim bir yazımda yoldaşını görebilir. Memleketlisini. Bu bloğun yazarı da yer yer dünya dışı bir varlık gibi uzak hissetti, bunu bilmelisin bahsettiğim okurum. Rahatla. Yalnız değilsin, ben varım.

İşte bunun için, artık hiç blog yazmadığımda bile yazılarımı yok etmek istemem. Birine veya birilerine, ''ben varım'' demek için. 5 yıl sonra veya 10 yıl sonra beni bulsa bile... aynı etkiyi yapar mı acaba? Belki o zamana bu blog internet çöplüğünde kaybolur yolunu şaşırmış bir uzay gemisi gibi, kim bilir...

Günlüklerimi de yok etmek istedim. Bunu yapar mıyım bilmiyorum. Onları bir yerlerde saklayamayacağım kadar çoklar. Artık ben değiller, beni geren bu olabilir. Bir gün birilerince öylece okunsalar bile, artık onlar ben değiller. Bu nedenle kıymetliler. Çünkü ben bile artık o defterlerdeki bazı satırlara erişemem. Heyecanla yazdığım o satırlara, üzüntüyle yazdığım o satırlara... Bir şeyleri öğrenmek için yazdığım, bir şeyleri unutmamak için yazdığım; bir şeyleri içimden atmak veya hatırlamak için yazdığım o satırlara... erişimim kapandı. Artık ben bile, onları sadece okuyabilirim. Bu nedenle yazı, kıymetli bir şey.

Blog yazılarım da böyle. Sonradan eski yazıları paylaşmak aynı etkiyi vermiyor. Çünkü yazdığım anda hissediyorum ben. Sonra geçiyor. Sonra, onları yazan benim bile, sadece okuduğum satırlara dönüşüyorlar. Artık onları hissedemiyorum. Tamam, bazen duygulanıyorum ama yazarken hissettiğim his, zamanın içinde kayboluyor. Aslında bahsettiğim şey buydu. Onlara ruh veren, yazma anım. Bu nedenle silince bu ruh da kayboluyor. Ve artık o yazıları yeniden yayınlasam bile, onlar sadece benim yazılarım oluyorlar; ruhu olan yazılar olmuyorlar. En azından bana artık böyle hissettirmiyorlar.

Bir şeyin ruhu olması kıymetli. Ben en çok buna değer veriyorum. Bunu genelde çiçek böcek gibi algılarlar. Öyledir belki, bu onu daha az mı değerli yapar? Ama hayır, öyle de değil. Bazen ''sevgi'' ifadesini ''ruh''un yerine kullanıyorum da, biraz fazla ponçik, minnoş bir etki bırakıyor. Oysa ruh, bunu içerebilse de, bunun ötesindedir. O her şeyi kapsayan ve kendi olan şeydir. Tektir. O ana, o duruma, o şeye; kendine özgüdür. Hisler, ruhu mühürler bence. Bir yazıda düşünceler ifade edebilirsin ama ona ruh katan, düşüncelerinin doğduğu hislerindir. Özgün sendir. Sensindir, senden çıkan his katmanlarıdır düşüncelerine ruh katan. 

Düşünceler sadece hislerin analizidir. Düşünceler değişir. Yağmur gibi; bazen sağanak yağar bazen çisenti. Rüzgar gibi; bazen lodostur bazen poyraz. Düşünceler, aynı histen doğduklarında bile, şekil değiştirirler. Bu nedenle bir his, herkeste farklı durur. Bu nedenle her yazı, aslında ayrı ruhlara sahiptir. Aynı deneyimi yaşamış iki insan aynı hissi paylaşmamışsa, birbirlerini anlayamazlar bence. Hisler, bir ruhu paylaştırır. Bir birlikteliğin ruhunu. Bu kıymetlidir. Bunu aktarmak kıymetlidir. Ruhu göstermek, ruhu hissettirmek... çok özeldir.

Ben en çok buna hayran olurum. Ruhu hissedenlere, üstüne bu hissettiklerini diğerlerine de gösterebilenlere.

Bu nedenle mi yazıyorum ve yazdım acaba? Sanırım öyle. Büyük oranda öyle. 

Artık yazmayacağım dediğim çok zaman oldu. Neden bilmiyorum. Benim için benzer yazılar yazmakta da bir sorun yok aslında. Çünkü aslında, hiçbir yazım birbirine benzemez. Çünkü aynı hissetmem. Hisler, yazının ruhunu da değiştirir. Küçük bir değişiklik bile kocaman bir yansıyış farkı yapabilir. Yine bu kararı almak istemiştim. İlham, hiç beklemediğim zamanlarda beni sarssa da, bu ilhamı bloğuma akıtmak istemediğimi düşünmüş ve bu sefer bu karara dramatik bir yerden varmamıştım. Yazıları olduğu gibi de bırakabilirim tabi ama onlar dururken, ben onları öylece bırakamadığımdan sanırım, hep devamı geldi. Duramadım. Bu nedenle bu sefer komple kaldırayım diyecektim. Silmesem de, durana kadar, durmaya alışana kadar yayında kalmasınlar madem dedim. Ama o kadar çok yazım vardı ki, üşendim. :) Kim uğraşacak taslak yapmakla yine dedim. Sonra aklıma ilk günlüğümü silme çabam geldi. 

İnsan bir şeyi kendinden var ettiğinde, onu tamamen silemiyor sanırım. Hep bir yerinde iz kalıyor. Bunu bloğumda da pek çok kez yaşadım biliyorsun. Sildim, yeniden yazdım veya yayınladım. Sonra taslak yaptım ve daha çok yazdım gibi gibi şeyler. Belki de sadece bırakmalı. Belki benim yazılarım birilerine ''ben buradayım'' demeyecek hiçbir zaman ama yine de, bu onları daha az mı değerli yapar? Sanmam.

Çünkü onların ruhları var.

Öte yandan güncelde aktif olan blog yazarlarının yazılarıma bıraktıkları yorumlarını gördüğümde de içim sıcacık oluyor. Ben çok yazı yazdığımdan artık kim neyi yakalarsa okuyor biraz ama :), benim için gelen her yorum kıymetli. Bu nedenle çok uzun yanıtlar yazabiliyorum. Kendimi açıklamak için veya en temelde aslında sohbet etmek için. Uzun yorumlaşmaları seviyorum. Kısa yorumları da seviyorum tabi. Yazımı gerçekten okuyup üstüne zaman ayırıp fikrini belirten herkes, benim için değerli. Bazen tabi yorum bırakmadan da okuyanlar çıkıyor ama tabi öyle olunca kim okuyor bilemiyorum, havada kalıyor.

Bir de şunu ayrıca belirtmeliyim... Hele sevgili Deep, her okurumu sevsem ve aslında değer versem de, senin her yazımı mutlaka okuyor olman, kalbimde özel bir yere sahip. Sanırım bu hayatta beni en çok tanıyanlardan biri oldun artık. :) 

Bazen, biraz karamsarlığım üstümdeyse (aaa ne ilginç :), gelen bir yorum beni aydınlatabiliyor. Bunun için teşekkür ederim.

Bu sıralar bloğum ve yazılarım (özellikle eskiler) çok tıklanma alıyor. Sizde de öyle mi? Bunlar gerçek okunma değil biliyorum ama neden böyle bir anda aşırı tıklanma aldım anlamadım. Blog alan adımın süresinin dolmasına az kaldı acaba google çerezi (veya adına ne deniyorsa) öyle bir şey mi merak etmiyor değilim.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar