Yıldızlar gibi sevmek.

 

Hayatımda ilk kez bir ateş böceği gördüğümde dokuz yaşındaydım. Gökte yıldızların parladığı bir gecede, babam ve dedem ile evin bahçesindeydik. O köy evinin en güzel göründüğü zaman benim için o yazdı. Sık gittiğim, daha doğrusu gidebileceğim, bir yer olmasa da, sonrasında bahçesini hiç o kadar canlı bulamadım. O yaz o bahçede bir sürü çiçek açmıştı. Çiçekleri kuşatan kelebekleri bugün bile hatırlıyorum. Farklı farklı bir sürü kelebek. Bu beni heyecanlandırmıştı. Öyle kelebekleri daha sonra göremeyeceğimi bilmiyordum. 

Dedem bir şeyler anlatmayı seven bir adamdı. Normalde sessiz, sakin duran ama ilgi alanı olunca anlattıkça anlatan bir adam. Ailemde böyle insanlar boldur. Benim seçici cırcır böceği genlerimin geldiği yerleri bulmak zor değil. Dedem de öyleydi, hikaye ve kıssalar anlatmayı severdi. Yeter ki ona bir soru sorun. Tabii, dediğim gibi, ilgi alanı olan bir soru. 

O yaz akşamında da sanırım bize bir şeyler anlatıyordu. Bir işi vardı, o onu hallederken, arada benim babama, babamın dedeme sorduğu soruların yanıtlarını dinliyorduk. Sonra parlak bir şey görmüştük. İlk ben mi yoksa babam mı gördü emin değilim. Yine de fark etmez; biz babamla birlikteyken, parlak bulduğumuz şeyleri birbirimize gösterirdik. Yıldız bulmaca oyunumuzu bile birlikte keşfetmiştik. Sadece, o bu oyunun ismini bilmez. Defalarca oynadığımız halde, bunu gerçekten bilmez. 

O akşam da, dedem bir soruya yanıt verirken, göklerdeki parlaklıklardan ilgimi yeryüzüne çeken şey, o ateş böceğiydi. Yoksa ateş böcekleri mi? Emin değilim. Yine de, evet bu da fark etmez. Bir tane görmüşsek bile eminim heyecanlanmışımdır. Babam da heyecanlanmıştı. Çocukluğuyla bağını koparmayan tek kişi ben değilim. Çocukluğunu geçirdiği o evi ziyarete gitmişken, geçmişten gelen bir anıyı kendi babasına coşkuyla anlatmıştı babam. Ne anlattığını aradan geçen... dur bakayım kaç yılmış... 17 yıldan sonra ben artık anımsamıyorum ama yine de, babamın sesindeki coşkuyu unutmadım. Ben böyle şeyleri hiç unutmam zaten.

O tek ateş böceği parlayıp sönerken, beni en çok heyecanlandıran neydi acaba diye düşünüyorum. 

İlk kez ateş böceği görmem mi? Çok olası. Hadi ama... Dokuz yaşındasınız ve gecenin içinde parlayan yaşayan bir pırıltı bulmuşsunuz!

Bunu babamın heyecanı eşliğinde ilk kez görmüş olmam mı? Olabilir. Çünkü o anı anımsamamı sağlayan ateş böceği değil, onun hakkında yaptığımız konuşmalardı.

Bunu babamın birine göstermesi miydi? Muhtemelen evet. Paylaşılmış bir heyecana tanık olmak, iz bırakır.

O ateş böceği veya ateş böcekleri benim için hep yeryüzünde bulduğumuz bir yıldız imgesi oldu. Bak, bir ateş böceği! Birine heyecanla bir şey göstermek. Birine, seni heyecanlandıran bir şeyi heyecanla göstermek.

Birinin onu heyecanlandıran bir şeyi heyecanla sana göstermesi. Bu, yıldızlara özgü bir şeydir.

Beni asıl etkileyen bu değildi. Bunu şimdi anlıyorum. Beni asıl etkileyen, o andan sonra bir sürü ateş böceğini bir arada görmeyi uman yanımın bu isteğinin gerçekleşmemesiydi. O tek veya tek tük ateş böceğini hiç unutmamamı sağlayan buydu. Sonradan onu hiç görmemem. Oysa bunu çok istemiştim. Babamın çocukluk anısındaki o ateş böceklerini bir arada görmeyi çok istemiştim. Benim zihnimde ateş böcekleri, yeryüzünde parlayan yıldızlar gibi bir görüntü oluşturmuşlardı. O görüntüyü yıllar boyunca hiç görememiş olmak, dokuz yaşındaki benin gördüğü ateş böceğini özel kıldı. Çünkü tekti. Bir isteğin doğduğu an, devamı yok.

Hayatımda pek çok şey böyle biliyor musun? Bir isteğin doğduğu sayısız an. Sonra ya benim yüzümden, ya da öyle olduğu için, o isteğin büyüdüğü ana hiç tanık olamadım. O anları hissedemedim. Hep, büyük bir ışık anı... Sonrası yok. Bunların sayısı arttıkça, acı çekmeye başladım. Doğan her isteğin elinden kaçışı gibi bir şey. Çabalasan da aynı, elini taşın altına koymasan da. Hep aynı. Doğan istekler, ölen istekler; çoğunlukla da kaybolan istekler.

Yıldızımı, kış yıldızımı, bilinçli seçtim. Sanırım liseye gidiyordum. İçimde derin bir özlem vardı. Bana bile tuhaf gelen bir özlem. Hatta sana tam da o zaman bir yazı bile yazmış olabilirim. Özlemimin ö'süne bile değinmediğim bir yazı. Böylece özlemim hafifler sanmış olabilirim. Belki de sahiden hafiflemiştir bilmiyorum hatırlamıyorum artık. Sadece, dışarı baktığımı hatırlıyorum. Acaba kendime kahve mi yapıyordum. Sonra ağlamaya başlamıştım. Tanrıyla bile konuşmuştum. Bir suyun ısınma anında, bu büyük işleri yapıyordum. Güneş yavaş yavaş batarken, bir yıldızı gördüm. O, o an benim yıldızım olmadı hayır. Öyle kolay olmaz bir şeyin senin olması. O sadece bir yıldızdı. Tekti. Bunu yıllar içinde fark ettim. Yıldızlar çifter çifterdir. Bir takım yıldıza ait olmasa da veya sen bir takım yıldıza ait olduğunu anlamasan da, onun bir eşi vardır. İkili görünürler yani. O yıldızınsa yakınlarında, belki de şehir ışıklarından dolayı :), başka yıldız yoktu. Ben de onu seçtim. Her su ısıtışımda, onunla kısacık sohbet ettim içimden. Sonra bir baktım ona yazı yazıyorum. Hoşuma gitti. Onun benim yıldızım olması, hoşuma gitti. Bir şeyin senin olması hoşuna gider, onun gibi.

Yıldızların ışığı geçmişten gelirler. Biz aslında gökyüzüne baktığımızda, geçmişi görüyoruz. O yıldızı bu yüzden mi bu kadar çok özledim bilmiyorum. Belki de, özlediğim her şeyi ona anlattığım için, o benim tüm özlemelerimi sırtlamıştır. Tıpkı bir sırdaş gibi, dağınık olan beni, toparlamıştır. Gerçekten böyle oldu. Özlediğim her şey, zamanla, bir yıldızda toplandı. Sonra da sadece onu özledim.

Yıldızım bana sarıldı.

Yıldızlar nasıl sever bunu düşünüyorum.

Yıldızlar birbirlerine bağlılardır. Yerlerinden bir milim bile oynasalar, sanırım, uzay uzayından oynar. Onların ayrılıkları en çok da biz yerküre canlılarını etkiler. Sansasyonel bir ayrılık olur yani. Neyse ki onlar, uzun yıllar bir arada yaşarlar ve temas etmeyi severler. Böylece ışıkları karanlığımızı aydınlatır.

Ölen yıldızlar, öylece yok olmazlar. Eğer yeterince büyük bir yıldızsa bu, süpernovaya dönüşürler ve böylece uzayın engin denizinde renkli bulutlar oluştururlar. Yüksek kütleli bazı başka yıldızlar ise kendi yoğunluklarına dayanamayıp içlerine çökerler ve birer kara deliğe dönüşürler. Bazı süpernova patlamaları sonucunda nötron yıldızları da oluşabilir. Bu yıldızlar, bizim Güneş'imizden hala çok daha yoğunlardır. Bizim Güneş'imiz gibi küçük yıldızlar ise önce bir beyaz cüceye dönüşürler, sonra zamanla soğuyarak sönükleşirler.

Ben hep en çok süpernovalara hayran olmuşumdur. Onlar, varlıklarının sonundan sonra bile parlamaya devam ederler. 

Yıldızlar, asla yok olmazlar. Öncesinde, birlikte parlarlar. Sonrasında, o birlikteliğin içine kaynaşırlar. Onlar, ''birlikte'' kelimesinin vücut bulmuş halleridir. 

Belki de yıldızları en çok hep bu nedenle sevdim. Çok oldukları için.

Belki de o tek gördüğüm yıldızı bu nedenle sahiplendim, benimle birlikte çok olması için.

Yıldızlar nasıl sever... hala bu sorunun cevabını bulamadım. Acaba nasıl severler... nasıl, nasıl?

Belki de yıldızlar, zamanın ve mekanın ötesinde bile olsa parlayarak severler. Varlıklarının doğasından gelerek; uzanarak, ışıklarını yayarak, orada olarak severler.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar