Uzun zamandır hayal kurmuyorum. Sanki elimden bazı bağlar kayıp gidiyor gibi hissediyorum. Bu, bir kayığın denize açılması gibi. Bir kayığın denize açılmasıyla, bir geminin denize açılması aynı mıdır? Kayık için deniz, özellikle de ay ışığında, kocaman bir okyanus gibi görünüyordur sanırım. Bir gemi nispeten daha rahat olabilir. Onun daha çok yolcusu, daha çok şamatası olur; dikkati dağılır. Ama kayık küçüktür, kaç kişi onunla birliktedir? Aslında sadece denize odaklanmak da güzel olmalı. Bazen eğer kayık kıyıya iyi bağlanmamışsa, üzerinde hiç yolcu olmasa bile gevşek iplerinden sıyrılıp kendi kendine kayıp gidebilir. Usulca, ay ışığının aydınlattığı lacivert yolda. Deniz yolculuğu kafa karıştırıcı. Malum, yol her yanda.
Havalar hala sıcak diye kem küm ettim ama bu
havaları seviyorum. Ne giyeceğim şimdi diye düşünmek kafamı karıştırıyor orası
ayrı ama güneşi hissetmek güzel. Son yıllarda en çok böyle havaları seviyorum.
Güneşli ve bulutlu, masmavi havaları. Yağmurları da seviyorum tabi; ama
maviliğe geçit vermeyen göğü kaplamış gri bulutlar, sanki gökyüzünü baskılıyor
gibi geliyor bana. Sonra da içimi baskılıyorlar. Hem, böyle sıkışık tepişik üst
üste binmiş bulutlar da pek bir sıkılgan görünüyorlar. Eminim onlar da mavi gökyüzünde
bir o yana bir o yana koşmak isterlerdi.
Bulutların dağılması ilginç. Bu sabah kahvaltı
ederken uçan bir denizanası görmüştüm. Ciddiyim, gökyüzünde yüzüyordu. Onu sana
da göstermek isterdim ama o an yemek yemeyi tercih ettim üzgünüm. Sonra da
zaten denizanası şekil değiştirdi ve puf, başka bir şeye dönüşe dönüşe
kadrajımdan çıktı. Gökyüzünü gözlemlemek çok eğlenceli. Böyle bir iş olsaydı
sanırım en iyisi ben olurdum. Aaaa bak neyi fark ettim, aslında hayal kurmuşum
sanki. Bir şeylere bakıp hikayeler uydurmak hayal kurma kapsamına girer mi sence
sevgili okur? Böyle yapa yapa kendi hayatımızdan da hayaller biçebilir miyiz?
Uçan denizanaları bize bilgece öğretiler sunar mı? Yoksa bize bir şeyleri mi
hatırlatırlar yalnızca? Yalnızca? Ne küçümseyici bir ifade gibi geldi iç sesime
şimdi bu kelime. Bir şeyin yalnızcalık taşıması, tek bir durumu anlatması, onu
daha değersiz mi yapar? Ah, yine konuyu dağıtıyorum pardon... Ne diyordum? Uçan
denizanasından öğrendiğim bir şey var... Varmış yani. Bak, sana anlatırken duydum onun sesini de.
Sen de duydun mu, kelimelerin arasından fısıltılar yükseliyor.
Bulutlar istedikleri şeye dönüşebiliyorlar gök
okyanusunda yüzerlerken. Denizanası bunun öncesinde belki de Van Gölü canavarı
falandı. Bilemeyiz. Sonrasında kırık bir kalbe dönüşmüştü. Sonrasında iki
parçaya bölünmüş bir su damlasına. Ah evet doğru okudun. İki parçaya bölünmüş
bir su damlası. İki su damlası bir zamanlar bir su damlası olabilir. Sonra
onlar da bölünürler ve işte üç dört beş on... Kalabalık olurlar. Tek bir
denizanası bir sürü şey olur gökyüzünde yol alırken. Tıpkı çözülen gevşek
iplerini peşinden sürükleye sürükleye ay ışığında ilerleyen bir kayık gibi,
gökyüzünde dağıla dağıla ilerleyen başka şekiller olmuştu deniz anası da. Belki
de onun fotoğrafını çekmemiş olmam daha isabetli olmuştur ne dersin? Böylece
sadece onu değil; onun tüm hallerini görebildik. Beraberce.
Sen nasılsın?
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
uçan denizanasının okuduğu şiir buydu.
Not: Bir ara her pazartesi istisnasız yazı yayınlıyordum. Güzel de bir ritim tutturmuştum hani. İşte bu yazım da onlardan biri. 6 Kasım 2023'te yayınlamıştım. Uçan denizanasını görmeyeli iki yıl olmuş ve ben hala daha doğru dürüst (en çok da dürüst) hayal kurmayı öğrenememişim.

Denizanası bunun öncesinde belki de Van Gölü canavarı falandı. Bu nerden geldi aklına :) O zaman Van Göğü canavarı diyelim. Madem ki gökte.
YanıtlaSilİlhamın nereden geleceği belli olmuyor işte :)
Sil