![]() |
| Sizin için yeniden fotoğrafını çektim sevgili okur, sadece sizin için. :) |
Yeni
Ayın İlk Günü | Ekim 2022 (01.10.22)
Bu kartı çok seviyorum. Geçen gün dışarı çıktığımda
kitabımın arasında bana eşlik etmişti. :) Bu kart üstünde de yazdığı gibi 0
numaralı kart. Yani başlangıcı temsil ediyor. Ama tabi bu başlangıç o kadar da
güvenli bir yerde başlamıyor. Kartın üstünde yer alan soytarı köpeğiyle
birlikte bir uçurumun kenarında. Ama her başlangıç bize öyle hissettirmez mi
zaten? Bir uçurumun kenarındaymış gibi...
Bu tarot kartlarının after ve before versiyonu olan
çizimleri de var. Onlar ayrı deste tabi. Yani before öncesini, after
sonrasındaki sahneyi temsil ediyor. -hadi yaa öyle miymiş... :)- Before
tarottaki çizimde deli uçurumdan düşüyor misal. :)) Ama durun durun panik
yapmayın, tabi ki tutunuyor. Bu kartı bu yüzden ayrı bir seviyorum. Hem bu
delinin pervasız ama cesur tavrı beni gülümsetiyor, hem de kartın 0 noktasını
temsil etmesi üstümde cesaret veren bir etki bırakıyor.
0 noktasına gelmek için -'lerde olduğumu
düşünüyordum. Oysa +'lardaymışım. Ah hayır kendimi övmüyorum. +'lar bırakılması
gereken şeyler bu cetvelde. Mesela cetveli bırakarak işe başlamak güzel bir
adım ha, ne dersiniz?.. :)
Dil bilgisi derslerini hep sevdim. Ah hayır sadece
üniversiteden bahsetmiyorum. Orada da dil bilgisi öğretimine dair dersleri
sevdim o ayrı ama taaa ortaokul yıllarımda bile dil bilgisi konularını çok
zevkli bulurdum. Bana oyun gibi gelirdi hatta. Belki de ben bunu bir oyun
yaptığım için öyle gelirdi bilemiyorum tabii. Kitap okurken bazen dil bilgisi
konularını okuduğum metin üzerinden hızlıca zihnimde işlerdim. Kulağa okumanın
tadını bulandırıcı mı geliyor? Evet biraz öyle geliyor. Ama bana öyle gelmezdi.
Burada sıfat fiil var, işte şu da bağ fiil yani zarf fiil falan filan. Ah şu da
dolaylı tümleç miydi neydi?... :) Zevkliydi.
Bak cümlenin ögeleri çok zevkli konu. Bazen bir
şeyleri bu konu üzerinden düşünüyorum. Valla öyle. Mesela geçen gün öylece
aklıma geldi özne-nesne ilişkisi. Ne fark ettim biliyor musun? Ben kurduğum
çoğu cümlemde nesneymişim. Nesne işten etkilenen varlık, özne işi yapan.
Çaktııınn. :) Ben de ayaküstü dil bilgisi dersi verdim. Rica ederim, bir şey
değil. :)
Eylül ne hızlı geçti böyle değil mi? Hatta
havanın tüm serinleme çabalarına rağmen ben eylülü ağustosmuş gibi uğurluyorum.
O havaya giremedim. Ekim ayına girmek yılın son düzlüğüne girdiğimizi de
kabullenmek hem. Bu daha da garip hissettiriyor. 2022 yılındayız ve o bitiyor!
Bu, önceden hissettiğim şaşkınlıklar gibi değil aslında. Kabul edilmiş
şaşkınlık? :) Eylüle kırılgan bir güzellik yakıştırması yapmışız. Hüzünlü
hüzünlü demişiz, adı çıkmış dokuza bir neşe ekleyip indiremiyoruz sekize.
Ekimse eylülün sert kız kardeşi gibi. İşte bu sefer, eylülün kırılganlığından
ekimin soğuk sert havasına kendimi keskin bir şekilde sokmak niyetindeyim.
Zaten, bana darılma ama eylül; ekimi senden bir tık daha çok severim.
Neyse artık sadede gelelim. Bu ay nasıl geçsin
okur? Bence... Bu ay anneanneye sarılmak gibi hissettiren bir ay olsun.
:)
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
Ekim.
(01.10.23)
Tarihi gördüğümde kısa bir anlığına afalladım.
Sahi, eylül de bitti ya... diye düşündüm. Bugünün tarihi bir yansıma gibi:
01.10. Tabii bir de sonuna 23'.
2023'ün son demlerindeyiz. Bir yılın daha
nihayete erme mevsimi. Sonbahar belki de biraz böyledir ha, ne dersin sevgili
okur? Belki de düşen tüm o yaprakları metaforik olarak algıladığımızda,
elimizde deneyimler kalır. Bu deneyimlerin illa herkese bakın bakın diye
göstereceğimiz şeyler olmasına bile gerek yok; sonuçta kimse, her ne kadar
ilkbaharda sıklıkla ''bakın bakın çiçekler ne güzel'' denmesine karşın,
sonbaharın uçuşan yaprakları için hüzün yakıştırması yapmak dışında ''bakın
bakın yapraklar ne güzel uçuşuyor'' demez. En azından kolay kolay ve sıklıkla,
demez. Oysa o yapraklar kendilerini bırakabilmek için uzun bir yol
yürümüşlerdir. Elbette yorgunlardır; pek çok şey görmüş ve dinlemişlerdir.
Onların serüvenine en çok da günışığı ve rüzgar şahittir. Bazen bu yapraklar,
çiçek bebeklerini yağmur suyuyla beslemişlerdir. Bazen, günışığı eşliğinde uzun
uzun gerinmişlerdir. Bazense onlara nefretle yaklaşan insanların nankörlüğüne
şaşkın bir son bakış atmışlar belki...
Ağaçların yazın yatılı ağırladıkları cırcır
böcekleri hala sezonu kapatmamış gibi duyuluyorlar. Yazın olduğu gibi çok sesli
bir koro değil kulağıma çalınan ses; ama alttan alta gelen, kaçından
çıktığından bile bihaber olduğum, bir gece şarkısı doluyor kulaklarıma. Bazı
geceler cırcır böceklerinin sesi ninni gibi geliyor. Başka bir ses yok; sadece
onun sesi ve tanıdık hissettiriyor. Dostça bir şarkı söylüyor. Onu en çok da
geceleri dinlemeyi seviyorum. Eylül ayında bir ara hepsi susmuştu da ne çok
üzülmüştüm. Artık sonbahar geldi, diye düşünmüştüm, olacak o kadar... Ama keşke
olmasa... Keşke biraz daha onları dinleyebilseydim... Kalbimden geçen aslında
sadece buydu. Sanırım içlerinden biri veya birkaçı, kalbimin bu küçük dileğini
kırmadı ve yeniden ötüyorlar. Acaba bu ses başka bir şeye mi ait diye
düşünüyorum. Ama hayır, ona ait. Sen de duyuyor musun? İlk kez bu ayda cırcır
böceği dinliyorum, ilginç ve güzel. Sanki bana serenat yapıyor. :)
Bazı akşamlar uyuyakalıyorum. Böyle olduğunda
gece uyanmam kaçınılmaz son. Böyle uyanışları seviyorum. Uyandığım ilk anda
hala rüyamla sarmaş dolaşım, rüyamı hissediyorum. Aklımda bulanık bazı
görüntüler oluyor ama onları belli bir anlam dizgesine sokabileceğim kadar
anlamlı görünmüyorlar. Hani olur ya, bazı eski anılarımız aklımıza fotoğraf
karesi gibi gelirler; başı veya sonu yok, sadece tek bir an'a dair görüntüler.
Onları gerçekten yaşayıp yaşamadığımız durumu bir yana, zamanın solucan
deliklerinden geçip zihnimizde beliren bu tek kare anlar bir şekilde etrafımızı
kuşatır. Bir anlam versek de vermesek de, işte her yandadır. İşte, olmadık
zamanda yaptığım uyuklamalarımdan uyandığımda ben de tam olarak böyle
hissediyorum. Rüyamdan bazı kareler her yanda, ama ösym paragraf sorusu
gibiler.
Bazen bazı rüyalarımı çok net hatırlıyorum. Böyle
olduğunda gözümü açtığım anda yaptığım ilk iş ses kaydı almak oluyor. Çünkü o
rüya öyle filmvari oluyor ki, bundan ileride bana ilham çıkar diyorum. Uzun bir
süredir ise hatırladığım tek bir rüyam yok. İlk uyandığım anda bile hepsini bir
sis bulutu kaplamış oluyor. Dediğim gibi, kare kare bazı anlar... Ama öncesi
veya sonrası yok. O hissi de seviyorum tabi. Uyur uyanık o hali. Gözümü
açtıktan sonra da hala rüyadaymışım gibi hissettiğim o kısa an'ın verdiği hissi
de seviyorum.
Sonbahar yaprakları bence de hüzünlü. Tek bir
anda dökülmeleri bize böyle hissettiriyor olmalı. Evet evet kabul ediyorum,
kesinlikle hüzünlü. Yine de güzel. Sanırım, böyle tek an'a sığan şeyleri
seviyorum. Çünkü o şey, aslında asla sadece tek başına o andan ibaret değildir.
Oysa yaşadığı tüm o zamanları tek bir an'a sığdırabilecek kadar da özüne
inebilmiştir. Hani bazen kısacık bir yazı okuruz da, tuğla gibi kitaplar okumuş
kadar fazla hissederiz. Yazı mı fazladır acaba, bizim hislerimiz mi? Kelimeler
bize dokunur, fazla olan hislerimize. Böylece, minicik bir dokunmayla bile
etkileniriz. Tıpkı bir insanı gıdıklamak için kilit noktayı bulmak gibi. İşte
sonbahar da bana böyle hissettiriyor. Tamam belki biraz karmaşık ama ben
yediğim yemekleri bile karmakarışık yapıp tek bir tabakta toplamayı severim.
Hem, hayatta ne tek tektir ki. Bir yaprağın dökülüşü bile, içinde pek çok
doğuşu, büyüyüşü ve ölüşü barındırır.
Bu ay bana serenat yapan cırcır böceğim de
gidecek biliyorum. Yine de son ana kadar benimle olduğu için mutluydum.
Yapraklar yavaş yavaş kızarmaya başlasalar da, son ana kadar bizi bırakmayacak
olan yeşil hallerini görebildiğim için de mutluyum. Hatırlayamadığım
rüyalarımın verdiği hissin kısa bir anlığına bile olsa benimle kalmasından da
memnunum. Hissettiğim tüm hisler için mutluyum. Asıl, hissetmediklerim bana
hüzün verir çünkü...
Bu ay umarım kalbimizi güzellikle dolduracak
hisleri deneyimleriz.
Güzel bir ay dilerim.
Hoşça kalın.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
Ekim 2024. (01.10.24)
Merhaba kış yıldızım.
Yeniden bir aradayız. Senin kalbime verdiğin sağlamlığı özlemişim. Evet,
sağlamlığı! Sen yerinde öylece ışıldarken, kalbim de yerinde usulca atıyor.
Geçen yıl ile bu yıl arasında bile ne çok fark var değil mi? Yaz yıldızlarım
kalbimde uçuşurken, aklımla pek ilgilenmemiştim. Hep de ilgilenmediğimiz anda
bir şeyler değişir değil mi kış yıldızım? Bakmadığın ilk anda, kocaman ateş
topları parlar. Belki de bu nedenle gözlerimizi göremiyoruzdur, ne dersin?
Gözlerimiz parlıyor mu parlamıyor mu diye zırt pırt kontrol edebilme imkanımız
olsaydı, pek tabii insanlar olarak bunu değerlendirmeyi es geçemeyeceğimiz
için, zamanla parlaklığı görememeye başlamamız işten bile olmazdı.
Kış yıldızım. Ekim en
sevdiğim ikinci ay. O da tıpkı nisan gibi bir baharın ikinci ve en yoğun ayı.
Rüzgarsa rüzgar, bulutsa bulut, yağmursa yağmur, öksürükse hapşırık... her
neyse, konumuz bu değil! Ama güneş hep orada. Kaşlarını çatmış bulutların boşluğundan
faydalanıyor yumurcak. Sonra da kocaman gülümsüyor. Böylece her renkte
ışıldıyor. Biliyor musun kış yıldızım... Şöyle kocamaannn bir gökkuşağı
görmeyeli uzun zaman oldu. Hatta hiç görmüş müydüm onu bile anımsayamıyorum.
Belki bir küçük... Her neyse! Kocamaaann bir gökkuşağının altından yürümem için
neler mümkün...
Sevgili okur. Ne zaman
hayatımı kendim için düzene sokma kararı alsam muhakkak bir minik test yiyorum.
Evet, doğru okudun. Bunu artık ''test'' olarak değerlendiriyorum. Artık öyle
pek üzüntüdür, hayal kırıklığıdır, bunalımdır vs'dirler beni kandıramıyor. O
konuda kendi yörüngem kadarınca ihtisas sahibi oldum çok şükür. Ama yine de
alttan derslerim var gibi görünüyor. Öfke, bazen en basit ama en kurnaz
sorusunu soruyor. Son günlerde bu soruyla karşılaştım. Başta iyi yönetemiyor
gibiydim ama sonra sadece kendimi seçtim. İnsan ne yaparsa, ne hissederse
hissetsin, kendini seçmeli gibi görünüyor. Kendini seçtiğin anda en hınzır
soruları bile yanıtlayabilirsin.
Pek sevgili ekim. Sana
kollarımı kocaman açıyorum, sen de gördün. Yaz yıldızlarım da gördü. Kış
yıldızımsa hep ışıl ışıl hisseder. Kalbime sağlamlık, cesaret ve neşe ver.
Tıpkı gökkuşağının yedi rengi gibi, benim tüm parçalarımı varlığımdan gelen
doğallıkla yükseltmeme destek ol. Seni seviyorum.
Seni de, sevgili okur.
Güzel bir ay diliyorum.
:)
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
Ekim. (01.10.25)
Eylül ayında kendimi
kabuk değiştirmiş gibi hissettim. Somut olaylar olmayınca da insan ne oldu
şimdi oluyor. Ama içimde bir şeylerin değiştiğini biliyorum yani. Şiirsel bir
yazı yazacaktım ama gerek yok. Geçen ayın başında yazdığım yazı (ki sildim)
eylülümü tanımladı. Sanırım bilinçaltımdan gelen düşünceler ve aslında
ihtiyaçla yazmıştım o yazıyı. Sonra da yazdığım şeyi yaşadım.
O yazımda kendimle
barışmak istediğimi söylemiştim. Eylül ayında bunu yaşadım. Sanırım içimde
zayıf gördüğüm bir yan vardı ve o görülmek için yüzeye çıkıp duruyordu. Beni
hep pinekleten ve korkaklaştıran da bu oluyordu. O yanım değil. O yanıma olan
nefretim. Her neyse burada terapide değilim neticede ama... Bunu yazmak istedim
işte.
Eylülde birini çok
özlediğimi kendime itiraf ettim. Onunla konuşmamaya başladıktan sonra burada
anlatmaya başladım sanırım. Daha dürüstçe anlatmaya başladım. Bir deftere
yazmak çok daha özel ama... Ve bunu da denedim ama... Fark ettiğim bazı şeyleri
canlı bir varlığa aktarmak istedim sanırım. Yani okurlarıma. Bir kedim olsaydı
ona da anlatabilirdim tabi. Mesela arada kuşumuza anlatıyorum ama çok da
anlatamam (sır tutamaz :). Zaten sır da anlattığım yok da.
Ben hep kendimi
anlatıyorum.
Bu yıl farklı olur
sanmıştım. Oldu sanırım. Ama ben artık içimin değişmesinden de sıkıldım. Dışımı
değiştirecek tek kişi de benim tabi. Ekim bunun için güzel bir ay.
Sana en yakın ay neyse,
sen de onu dene (yatırım tavsiyesi değil).
Ekimi severim. En
sevdiğim ikinci aydır. Geçiş mevsimleri her ne kadar hapşırık ve burun çekmeyle
gelse de (iptal iptal iptal :), ara mevsimleri daha çok seviyorum. Baskın
şeyleri sevmiyorum sanırım. Üşümek ve terlemek... ikisini de tercih etmem.
Baharlar hep en
güzelidir.
Bu aydan bir beklentin
var mı? Veya kendinden? Veya veya, bu ay ile kendinin orta noktada buluşmasını
umduğun bir şey var mı?
Güzel bir ay dilerim.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

ay ay güzel düşünmüşsün derli toplu arşiv gibi oluyor :)
YanıtlaSilEvet ben de düzenli olmasını sevdim açıkçası :)
Sil