Nisan Yazılarım.

O çiçekler bu çiçekler değil. Ama bunlar da çiçekler.

Yeni Ayın İlk Günü | Nisan 2022 (01.04.22)

Nisana dair en sevdiğim şeyleri istemsizce düşünmeye başladım şimdi. Sana beni güneşin bu yıl ayrıca bir mutlu ettiğini söylemiştim. Ama biliyor musun, nisan yağmurlarını da özledim. Böyle usul usul yağar ya yağmur, öyle pek üşütmez, rahatsızlık vermez ama hafif serinliği de vardır; yağmur diner dinmez güneş açar ya hani, işte tam da o yağmuru ve getirdiği toprak kokusunu özledim. İşte nisan ayı da getirdiği toprak kokusuyla birlikte ferahlık veriyor içime.

Sana hayatımı bir süredir mart ayına benzettiğimi söylemiştim. Ama bence ittire kaktıra da olsa mart ayının sonlarına geldim. Nisana girmeme az kaldı. Ben zaten hep geriden gelirim. Oysa hızlı yürümeye de alışkanım. Neden böyle oluyor? Acaba hızlı yürümeye çalışırken gitmek istediğim yere çıkacak sokakların sapaklarını mı kaçırıyorum dersin?

Geçen gün liseden bir arkadaşımla buluşmuştuk. Artık buluşmanın sonu, eve gitmek için yürüyoruz. Beni dürtüklüyor bak ne güzel ağaçlar diye. Öyle garipti ki ağacın çiçekleri, daha evvel böyle çok çiçek vermiş bir ağaç görmemiştim. Hatta yapay gibi duruyordu çiçekler. Her yıl böyle olur bana; biri beni dürtükler ve bir sürü çiçek vermiş bir ağacı gösterip bak ne güzel der. Minicik çiçekleri bile gözden kaçırmayan dikkatim, böyle bir sürü çiçeğe karşı kör olur. 

Ama artık yine de bir şeyler farklı. Bu farklılığı göremiyorum, duyamıyorum, ona dokunamıyorum ama farklı; hissediyorum. Usul usul akan günler bile mutlu ediyor artık beni. Belki de minik çiçeklerin peşinden heyecanla koşmak yerine çiçek dolu ağaçları selamlamak için olgunlaşıyordur ruhum. Çünkü artık şuna inanıyorum ki; seni mutlu eden şeyin farklı, gizli, özel olmasına gerek yok. Hem onun seni mutlu ediyor olması onu senin için yeterince özel yapmaz mı?

Usulca esen rüzgar ve parlak günışığı gibi bir ay ol nisan!

 

 bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

 

Nisan. (01.04.24)

Her yeni ay başlangıcında, derin bir nefes aldığımı fark ederim. Şimdi yazıma başlarken olduğu gibi. Kahve içmeden evvel de bazen bunu yapıyorum. Sevdiğim bir kitabı elime aldığımda da. Bir filmin sevdiğim bir sahnesi geldiğinde de. Fırında... Kek olduğunu fark ettiğimde de! Gökyüzüne kafamı kaldırdığımda da. Aniden bir şeyi hatırladığımda da. Ah tabii bir de otobüste yer bulduğumda da... Deriiinnn bir nefes alır, karnımda tutar ve bir anda bırakırım. Puuffffff.

Nisan ayı bana iki ağacın arasında dalgalandığım günleri hatırlatıyor. Bir ileri, bir geri - ayağınla hızını al ve tekrar! - bir geri, bir ileri... Bir ip, iki ağaç ve evdeki battaniye ile çarşaflar: İşte bir yelkenli! Belki gemim dünyanın en dayanıklı gemisi olmazdı ama gökyüzü tepemde uzanırdı. Mesela bak şimdi, gözlerimi kapatsam, deriiiinnn bir nefes alsam, ben de hemen o gemiye uzanırım. Sallanan ağaçlara ve gökyüzüne.

Bazen gökyüzünü izlerken elimi ileriye doğru uzatırım. Sanki oradaki bir şeye uzanır gibi. Elimi uzatınca dokunacakmışım gibi. Oysa tabi ki böyle bir şey olmaz. Sadece elim havada kalır; tıpkı gökyüzü gibi. Havada, öylece durur. Ama bak, rüzgar durmaz. Rüzgarı çok severim. Sinirli olmadığında. O sinirlendiğinde, ben daha çok sinirlenirim. Baksana gördün mü yaptığını, saçlarımı dağıttın! diye. Bunun dışında onu severim. Bana ışığı hatırlatır. Işık gibi, hızlıca yayılır. Sanırım sabırsız biri olduğumdan, bazen onlara özeniyorum. Oysa, Güneş'in ışıkları bile sekiz dakikada Dünya'ya ulaşıyormuş. Bir anda değil. 

Derin bir nefes aldığımızda... ve içimize çektiğimizde, algılamak isteğimiz o şeyi... İşte! Işıktan bile hızlı bir şekilde bize ulaşır. 

Nisan deyince aklıma kelebekler geliyor. Onların çiçekler arasında geçen nefesleri. Tüm ışığın ve rüzgarın arasında dalgalanan kanatları. 

Zaman hızlı, bu nedenle aylar kısa. Ama ben, nisanın güzel geçmesini dilerim. 

Işık gibi. 

Rüzgar gibi.

Hoşça kalın.

:)


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz. 


kalanchoe (kalanşo) çiçeği.

Nisan. (01.04.25)

Ağaçların yaprakları yeniden yeşilleniyor. Ve dalları, yeniden şekilleniyor. Buna tanık olmak beni hep gülümsetir. Çünkü bu bir çeşit doğum anıdır ve buna tanık olmak, tanık olabilmek, yaşamın yeryüzüne çıkardığı bir hediyedir.

Bunu fark etmeyeli bir süre olmuştu. An'a tanık olmayalı. Bu nedenle, sabahın serinliğinde yürürken ve kuşların sesi her yerdeyken, güneşin parlaklığını gördüm. Hafifçe dağılan bulutları, maviliği, yaşamı... Ne güzel bir andı. Ne güzel bir histi.

Başka zaman olsa anında fotoğrafını çekerdim. Bunu yine düşündüm. Ama açıkçası biraz da üşendim... Öte yandan o an, daha doğrusu o andaki ben, orada kalmak istedim. Güneş parlarken, rüzgar yapraklarla selamlaşır, kuşlar birbirlerine laf atarlarken... o anda yürümek yürümek.

O an'ı gördün mü sevgili okur? İşte nisan bana böyle hissettiriyor. Bir ara mevsim anını. Bir geçiş: Bir doğum anı.

Doğarken itilmemiz gerekir. Geçiş böyle olur, değil mi? Anne rahminden, gün ışığına.

Kendi içimizde dertop olmak belki de rahatlık sağlayabilir. Ancak, karanlıktır. Anne karnı, karanlıktır değil mi? Karanlıktır ve bir bebek ışıkla, doğduğu an tanışır. Ciğerlerine havayı çeker... ağlar, ağlar.

Bir bebek doğar, tanışır ve ağlar. Değil mi? Sonra da büyür; ve biz buna yaşamak deriz.

İnsan her an yeniden doğabilir mi? Büyüdüğü yerden ansızın, bir daha doğabilir mi? Bunun bir kereye mahsus olması ne büyük talihsizlik olurdu!

Bayramda anneannemin tatlısından yedim. Bu, en sevdiğim şey. Küçük kuzenlerimi sevdim ve onların her geçen yıl ne kadar büyüdüklerini fark ettim. Bunu onları gördüğüm her an düşünüyorum. Zaman nasıl bu kadar hızlı geçti diye. Ben onların kuzenleri gibi değil de, teyzeleri gibiyim sanırım. Onlar da benim kuzenim gibi değil de, yeğenim gibiler. 

Doğduğu günü dün gibi hatırladığın birinin büyüyüşüne tanık olmak garip değil mi? Belki birileri de benim için böyle hissediyordur.

Geçen gün odamdaki tüm posterleri kaldırdım. İllüstrasyon olan bazı posterleri kitaplık yanlarına vs asmıştım. Ama o kadar uzun zamandır oradaydılar ki, silerken artık yırtıldılar... Ben de çıkarıp attım. Onlardan sıkılmamıştım da, ne bileyim... Yokluklarını fark etmiyorum bile.

Bayram zamanı babaannemlere giderdik. Şimdi de gittik. Mezarlıklar beni hep etkiliyor. Kötü anlamda değil, sadece etkiliyor. İçimden onlarla konuştum. Babaannemle ve dedemle. Sence beni duymuşlar mıdır?

Mezarlığın yan tarafında küçük bir bölüm vardı. O kadar küçüklerdi ki... işte bu beni kötü etkileyen bir şeydi. Mezarlığa gittiğimde, içinden anlık olarak geçtiğimde de, hep onların yakınları için de dua ederim. Dayanabilmeleri için. O küçük mezarların yakınlarının da umarım kalpleri ferahlar.

Kendi başıma gitmek istediğim bazı yerler var. Hep erteliyorum. Umarım baharda gidebilirim.

Gitmek istediğim bazı yerlere gidebilmem için çalışmalıyım. Kendim için, çalışmalıyım.

Ocak ayına başlarken çok güzel, çok da işlevsel olduğunu düşündüğüm bir plan yapmıştım. Ancak uygulayamadım. Sonra da uygulamadım. Nisan ayı yeni bir şeylerin, doğanın, doğuşunu anımsattı bana madem, o zaman bu işlevsel planı şimdi uygulamak ve en önemlisi istikrarlı kalmak için doğru zaman!

Dünden önceki gece yıldızları izledim. Bütün gün gökyüzü bulutluyken, gece yıldızlar parlıyordu. Önce bir tane, sonra bir tane daha. Bu, Aslı'nın oyunuydu. Yıldız bulmaca! Sanırım, kendi içimdeki unutmak istemediğim bazı özellikleri bu karakterin içine saklamıştım. Aslı benim için, mutlu anlarımda aynada gördüğüm yüzümdü. Hayır, sadece mutlu ifadesiyle bunu geçiştirmek doğru değil. Zaten, mutluluk ne? Hiç. Önemli değil ama işte biliyorsun ;), değerli. Mutluluk değerli. Bu nedenle, onu değer verdiğimiz şeylerde bulabiliyoruz. Bu nedenle, pırıltı keşfetmek, daha doğrusu pırıltılı anları yaşamak, hep en sevdiğim şeylerden olmuştur. 

İçimde sonsuz bir merak var. Oysa ben, bu merakı beslemek yerine sık sık haklı olma hırsına kapılıyorum. Haklı olmak haklı olmak haklı olmak. Neye yarar? Çok şeye! Ama kişisel yaşamımda, doğru noktaları seçemiyorum haklı olmak için. 

Korkular ve hırslar, bir nefesin içinde yoktur.

Yazılarımı sildikten sonra bir tek doğum günü yazılarımı sildiğim için üzüldüm. Çünkü o yazılarımın yorumlarında bana hediyeler vermiştiniz. Daha dikkatli olmalıydım... Beni affet.

O halde, lütfen bir hediye daha bırak bu yazının yorumuna. Kimlere ulaşır bu yazım bilmiyorum ama; bana ışık hızında geçtiğini düşündüğüm bu yılın ilk üç ayında, yani nisan ayına gelene kadar, öğrendiğin veya fark ettiğin bir şeyi yaz. Ya da... öğrenmek istediğin, somut veya soyut bir şeyi. Ya da... içinde yeşeren yeni bir şeyin varlığını, tabi ki istediğin kadarınca, anlat bana (bize).

Dün, iki papatya falı baktım. İstediğim sonuç çıkmadı. Ama sorun değil; baharda bir sürü papatya vardır.

Bu ay kalbimize sakuralar yağdıran haberler alalım, olaylar yaşayalım. Yağmurunu boşaltan bulutlar gibi rahatlayalım. Mis gibi toprak kokusuyla dolsun hayatımız.

Güzel bir ay dilerim.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz. 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar