Ağustos Yazılarım.

Köpekbalığı ve Volkan Kızın Maceraları (Robert Rodriguez, 2005).


Yeni Ayın İlk Günü | Ağustos 2022 (01.08.22)

Yeni ayın ilk gününden herkese merhabaa. :) Aslında hem sana söyleyecek çok şeyim var, hem de hiçbir şeyim yok okur. Bilmiyorum, artık böyle biri olmaya başladım. Nasıl biri? İnan bundan da bihaberim. Belki de sadece bu sıralar böyleyimdir. Çünkü gerçek cırcır böcekleri asla tam olarak susmazlar! Ama her şeye rağmen bu girişi yapmaya bayılıyorum. Sanırım bu blogda devamlılığını koruyan tek yazı dizim de tam da bu nedenle -yani paşa keyfimin hoşuna gitmesi nedeniyle- Yeni Ayın İlk Günü yazılarım.

Şu anımdaki hislerimle geleceğe geçmişimden notlar düşmeyi seviyorum. Öyle çok zamana yer verdim ki bir önceki cümlemde, başım döndü bir dakika... Ama başımın dönme sebebi sadece ucuz kelime oyunlarım değil. Pazar günü kpss'ye girdim. Bu konu hakkında konuşsam mı? Ah bunun için yorgunum. Sınavımın iyi-kötü geçmesiyle ilgili değil bu. Sadece, şu an ucuz benzetmeler yapmak istiyorum işte. Bana karşı koyanlarınız olacaktır. Ah bunu da asla anlayamıyorum. Kendinle dalga geçmek, altını çiziyorum, özellikle de kendinin kendinle dalga geçmesi neden kötü olsun ki? Ben bazen eğleniyorum. Ben artık eğleniyorum. Bu nedenle iyi hissediyorum sanırım. Sonunda kendimleyken eğlenebiliyorum.

Artık yıldızları ve gölgeleri tutmak istemiyorum. Işığı ve rüzgarı da. Bu kadar okur. Her şey basit. Bana hayatı örnek verme şimdi, limon sıkma üç kuruşluk mutluluğuma. Ne var yani. Ben de görüyorum. Emin ol fazlasıyla realistim. Ama ne yapalım? Oturup ağlayayım mı? Emin ol onu da yaptım. Hem de çok fazla yaptım bunu. Gereksiz fazlalıkta, kez, kere, defa, yaptım. Sadece artık eğlenmek istiyorum. Sadece artık kendimle savaşmak istemiyorum. Sadece artık kendi doğamla savaşmak istemiyorum.

Bu ay nasıl geçsin biliyor musun? 

Sıcak bir günün, huyu kurusun yine gündüzünü aratmayacak sıcaklığa sahip, gecesinde bir vaha gibi seni kucaklayan balkonda uzanıp gecenin bi' yarısı yıldızların çokluğuna şaşırmak gibi bir ay olsun.

Evet eşek kadar olsan bile, hatta ışıkların arasında olduğun halde, yıldızların çokluğuna şaşırabilirsin. Sanırım sadece bunu istemelisin. Sadece istemelisin.

Hoşça kal!

:)


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

 

Yeni Ayın İlk Günü | Ağustos 2022 (01.08.2022)

Yeni ayın ilk gününden herkese merhabaaa, aaaaaa :) Evet, tamam. Laf kalabalığına gerek yok. Bu aya dair temennimi bırakıp gidiyorum. Çünkü kelimelerin fazla olması anlamı güçlendirmiyor. Son aylarda öğrendiğim şey bu.

Bu ay nasıl geçsin biliyor musun? 

Sıcak bir günün, huyu kurusun yine gündüzünü aratmayacak sıcaklığa sahip, gecesinde bir vaha gibi seni kucaklayan balkonda uzanıp gecenin bi' yarısı yıldızların çokluğuna şaşırmak gibi bir ay olsun.

Evet eşek kadar olsan bile yıldızların çokluğuna şaşırabilirsin. Sanırım sadece bunu istemelisin. Sadece istemelisin.

Hoşça kal!

:)


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


Ağustos. (01.08.23)

Ağustos böcekleri susmuş görünüyorlar. Pardon, dikkat kesilince yüksek fısıltıları duyulabiliyormuş. Bu yaz onların seslerini daha çok duyuyorum. Ağaçtan sesler korosu gibi bir ağızdan başlıyorlar sanatlarını icra etmeye. Bazen çok gürültülü oluyorlar, en yüksek notalara kadar çıkıyorlar; öyle olunca ben bile bir anlığına ''ah!'' oluyorum. Bu ah'ın içinde bir dizi memnuniyetsiz düşünce silsilesi de barınmıyor değil. Üzgünüm sevgili dostlarım üzgünüm...

Onlar da kendi aralarında bir çeşit mesaj iletiyorlar. Sınırlı bir zamana pek çok ses sığdırıyorlar. Bu yüzden onları ayıplamamalı, ahlamamalı, susmalarını ummamalı. Bir şeyler anlatmak istiyorlarsa bırakalım anlatsınlar. Zaten her canlı bir şekilde bir şeyler anlatmak istiyor sanırım. Kuşlar, kediler ve balıklar... Bazen beden dilleriyle iletişim kurarlarken yakalıyorum onları; veya yalnızca eğleniyorlar. Tabii bu da aynı kapıya çıkar. Çünkü bazen sadece eğlenmek için de iletişim kurarız. Bu da bir ihtiyaçtır hem günün sonunda, ortasında ve başında.

Kediler özellikle de geceleri tuhaf kişiliklere bürünüyor gibiler. Belki de sessiz sinema oynuyorlardır. Bazen kuşlar da sessiz sinema oynuyor gibi görünüyor. Bazense birbirlerine uçma becerilerini gösteriyor gibiler. Bir anda kanatlanıyorlar ve pike yaparak fiuuvvv. Balıklarda da durum farklı değil gibi. Bazen tek bir istikamette arkadaşlarının peşine takılıp yürüyüşe çıkıyorlar, aman pardon, yüzgece çıkıyorlar. Bazense yüzme becerilerini birbirlerine göstermeye çalıştıklarından mı bilinmez döne döne gluk gluk yapıyorlar. Keyifli görünüyor.

İnsanlar da farklı değil gibi. Bizler de iletişim kurmaya ihtiyaç duyuyoruz günün sonunda, ortasında ve başında. Bazen ağustos böcekleri gibi hiç susmadan aynı tekdüze sesle sürdürüyoruz konuşmamızı. Bazen susuyoruz, ağustos böcekleri susarken neler düşünürler bilinmez, ancak bizler bazen sadece düşünmemek için susuyor olabiliriz. Sanırım bazen konuşmak keyifli gelmiyor. O yüzden aralarda susuyoruz. Biz de yüzgece, aman kanada, aman yürüyüşe, çıkıyoruz. Çoğu zaman tekdüze bir yürüyüş oluyor bu. Bazen bir grubun ardına takılıp belli bir istikamette ilerliyoruz. Şansımız yaver giderse karşımıza yürüyüşümüzü bozacak bir şey çıkmıyor. Bazense yolda ilginç bir şeyler gözümüze ilişiyor. Bir yengeç! Akrep! Deniz anası? Olta! Hayır canım onlar balıkların sorunu. Neyse ki balık değiliz! Yine de bir karetta karettayla dost olmak isterdim… Bizim karşımıza daha farklı ama yine benzer şeyler çıkabiliyor. Bazen de bir şey çıkmıyor. Sanırım bu daha da korkutucu. Çünkü iletişim kurmayı eğlenceli kılmak için karşımıza bir şeylerin çıkması işimize yarıyor. 

Sanırım tekdüze bir yürüyüşten hep kaçmak istedim. Ancak bunu ne kadar çok istediysem o kadar çok tam göbeğinde buldum kendimi. Önüm, arkam, sağım, solum sobe; o halde ben de hareketsiz durayım da akıntıyla ilerlerim nasılsa. Keşke gerçekten bir ağustos böceği olsaydım. Onların ne dediğini anlamak bile daha kolay gibi. Bir amaca yönelik iletişimleri. Oysa ben, bunu ne kadar çok istersem isteyeyim, bir türlü yapamıyorum. Sebep nesnelerde değil. Amaç eksikliğinden olduğunu sanmıyorum. Hem nesneler sadece birer araçtır; günün sonunda, ortasında ve başında. Belki de anlamayı reddettiğim ve beni hayal kırıklığına uğratıp duran şey öznelerin de birer araç olmasıdır; günün sonunda, malesef ortasında ve başında. Bizi kendimize yaklaştıran araçlar. Hemen kötücül emelli düşüncelere ve oltalara balıklama atlamayalım lütfen.

İnsanlardan bir şeyler öğreniriz. Herkesten. Bazen bazılarının seslerine tahammül edemeyiz. Bazen bazılarının seslerini iki saniye sonra bile anımsamayız. Bazen bazı sesleri hiç unutamayız. Bazen bazı sesler bizimle olur. Onları istediğimizde duyabileceğimizin güvenini sanki biri kalbimize fısıldamıştır. Seslerini çok sevdiğim kişiler yok değil. Onların sesini duymayı çoook seviyorum. Onlarlayken sesimi duymayı çoookkk seviyorum. Yine de bazen... Bazen... Obur muyum acaba? Neden yetmiyor? Neden bir şey söyleyecekmişim de, unutmuşum da, ondan söyleyemiyormuşum rahatsızlığı kımıl kımıl içimde? Sanki yanlışlıkla bir deniz yılanı yutmuşum ve o içimde rahatsız bir dansa başlamış gibi. Ufuktaki deniz atı nerede? Hani at murattı?..

Havalar sıcak. Çok sıcak. Daha da sıcak olacak, diyooolar. Erimemeyi başarırsak eğer, bu ay ikinci bir amaç olarak ne yapsak acep? Buldum! Kelimeden sesler korosu olalım. İçimizdeki tüm kelimeleri bir veya birçok şarkıya dönüştüreceğimiz tek kişilik güzel bir orkestra oluşturalım. Fena fikir değil sanki ha, ne dersin?

Hoşça kal.

:)


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz. 

 

Ağustos 2024 (01.08.24)

'Müzik dinlerken yazma' becerimi kaybetmişim gibi görünüyor. Yoksa, bazı müzikleri dinlerken mi yazamıyorum? Bu benim bir becerim olmaktan ziyade, o (diğer) müziklerin mi bir becerisi? Öyleymiş gibi görünüyor. Öte yandan, sessizliğin, hayır!, sakinliğin de kendine has yetenekleri var. Bu sabah, erken kalkmanın yeteneğini hissettim. Biz bunu çoğu durumda ''güzellik'' olarak adlandırırız. Ancak ben bu yazımda ''yetenek'' olarak ele alacağım. Çünkü hissettiğim şey güzelliğin kendine has duruluğundan ziyade eşsizliğiydi. Başka bir sekmede bu konuyu ele alırsak, o halde söyleyebilmemiz çok olasıdır ki, güzellik de katman katmandır ve pek çok farklı niteliği bulunur. İşte! Yetenek de bunlardan biridir. Yetenek... Hımmm? Ne yeteneği? 

Sabahın seslerine kulak verecek, gerçekten kulağımızı çıkarıp bekleyecek, denli sabırlı olabildiğimiz takdirde çok ilginç şeyler duyabiliriz. Dışarıda, içeride, en içeride. İlkini dinlemek huzurludur. Yaşadığımızı hissederiz. Buradayım! der belki beynimiz. Bu dünyada, bu sabahtayım. İkincisini dinlemek bazen nahoş olabilir. Bi' susun be kardeşim iki huzurumuzun içine... Ya da tam tersi, keyiflidir. Sevdiğiniz birilerini duyarsınız; belki de tam da bu noktada, üçüncü kısım devreye girer: En iç. 

Dışarıyı dinlerken de bunu yapabiliriz. Gözlerimizi kapatmak bize yardımcı olabilir. Böylece sadece sesleri görürüz. İçeriyi dinlerken boşluğa bakmak faydalı olabilir. Zaten bunu gayri ihtiyari yaparız. Daha iyi duyabilmek içiiinnn. Daha iyi duyabilmek, daha iyi görebilmek, daha iyi dokunabilmek, daha iyi yiyebil- Daha iyi okuyabilmek, yazabilmek, sevebilmek... Sevebilmek sevebilmek sevebil... Tüm bu koro, daha iyi sevebilmemiz için midir yoksa?

Erken kalkmanın pek çok faydası var. Özellikle de ayın ilk gününde. İnsana, hareket etmek için heves veriyor. Heves hissini hissetmek için heves veriyor. 

Bu ay, heves dolu dolalım! İçimizde bulunan tüm dahaları kabul edebilmek için.

Güzel bir ay dilerim.

:)


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz. 

 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar