Bazı şarkılar yolculuklara çok yaklaşıyor. Onları oturduğum yerde dinlesem bile sanki sol yanımdan yollar akıp gitmeye başlıyor. Bazen ay çiçekleri dalgalanıyor, bazen kuru otlar... bazen güneş en tepede oluyor, bazen camlara seslenen yağmurlar. Bazen kendi yansımam bana bakıyor, bazen az ilerideki gezgin ay. Bazı şarkılar akıp giderken insan kendini bir yolculukta, yolda, buluyor.
Bazı başka şarkılar insana tavanı izlettiriyor. O
an başka işle uğraşayım, arka planda dinleyeyim desem de, bu şarkılar çalarken
ön planında bir tavan beliriyor sanki. Yolda bile olsan, sol yanından siliniyor
akan yol, donuyor camlar, matlaşıyor bakışların. Bazen sadece müziği görüyorsun
bu tavanda, bazen başkalarını. Bazen tavandaki şekilleri ezberliyorsun. Şurada
bir yüz, şurada bir başkası. Tavan koca bir tablo oluyor bakışlarınla çizdiğin.
Kendi yüzün zihnine gelemiyor. Sonra kalkıyorsun; çünkü insan, kendini bir
tavanda bulamıyor.
Bazı şarkılar sana bir bahçeyi hatırlatıyor. Bir
köşesinde saatlerce telefonla konuşabileceğine inandığın bir bahçeyi. Bu
şarkıları dinlerken arayacağın birinin olmasının mutluluğunu veya olmamasının
hüznünü yaşıyorsun. Bu şarkılar aklına vücutları getiriyor. Bir yerlere giden
insanların vücutlarını. Bir yerlerden dönen insanların vücutlarını. Bir araya
gelen insanların vücutlarını. Bu şarkılar sadece dinleniyor. Sana karaltıları
ve silüetleri gösteriyor. Uzaklardaki şekilleri, uzaklardaki sesleri, uzaklardaki
yıldızları.
Bazı şarkılar bir kenara yazılan notları
hatırlatıyor. Hani mutlaka unutma diye yazdıklarını. Ama er ya da geç
unutuyorsun. Tekrar dinlediğinde hatırlıyorsun bu şarkıları, tıpkı o unutmaman
için yazdığın notlar gibi. Bu şarkılar sana bir şeyler hatırlatıyormuş gibi
geliyor ama aslında şarkı biter bitmez aklından çıkacak. Ta ki bir kez daha
dinleyip şarkıyı hissedene kadar. İnsan neden bu kadar kolay unutuyor? İnsan
neden bu kadar kolay hatırlıyor?
Bazı şarkılar seni gülümsetiyor. Nostaljik bir
etkisi oluyor bünyende. Kafein etkisi gibi. Seni papatya çayı içerken
uyandırıyor. Bu şarkıyı hatırlıyorum, diyorsun ilk kez veya son kez ne zaman
dinlediğini hatırlamaya çalışırken. Sanki bir önemi varmış gibi. Önemi
olmadığını net bir tarih olmadığında hissediyorsun ama dahasını azını
kurcalamadan şarkıyı dinliyorsun. Düşünürken kaçırdığın sözleri bir kenara
bırakıyor, şarkının kalanını mırıldanıyorsun.
Bazı başka şarkılar sana hiçbir şey düşünemediğin
ama çok şey düşünmüş gibi dertlendiğin günleri hatırlatıyor. Şarkının sözlerini
anlamadan sevdiğin günleri. Belki hala aynı günlerin devamını yaşıyorsun ama
yaşarken bilemiyorsun. Yine de bu şarkılar hep aynı geliyor, bilmediğini
bilmeyerek dinlediğin ama sana eski güzel günler nostaljisini yaşatan, belki
çocukluğum belki gençliğim dedirten parçalar. İsterse dünyanın en acıklı
sözleri olsun, sözleri değil kendini görüyorsun bu şarkılarda. Çünkü ne anlam vermen
gerektiğini çözememişsin bu parçalara. Belki de hiç veremeyeceksin ve en büyük
anlam da aslında bu.
Not: Bu yazımı 30 Kasım 2024'te yazmışım. Yine müthiş bir parça hediye ettim sana, dinle lütfen. Aslında playlist yapmıştım yazımı ilk paylaştığımda ama gerek yok. Bir tane içten hediye, yeterince büyüktür zaten.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder