Tüm Doğum Günü Yazılarım.

Gazing at the window, Andrei Belichenko,
Oil Painting, 2010.

Not: Sanırım bloğuma daha evvel uydurduğum her yazı çeşidinden yeni birer tohum atmak ve böylece yeni yazılarımı büyütmek için bana yol göstermelerini istedim. Bu nedenle de eski yazılarımı yayınladım. Onlar eskinin fikirleri ama yeninin fikirlerine adım atmamı sağlıyorlar. Bu nedenle (ve beklersem hiçbir zaman bunu yapmayacağım için) yazılar okunmayacak olsa bile art arda yayınladım. 

Blog okuma listenizi birkaç gündür işgal ettiğim için kusuruma bakmayın. Yayınlamak istediğim tüm yazılar bitti. Artık salıyorum. :)

Son olarak doğum günü yazılarımı bir çatı altında toplamak ve blog bahçeme ekmek istiyorum. Bu zamana kadar bana yorum bırakmış olan herkese (ve sessiz okurlarıma da) çok teşekkür ederim. İlginiz, ifade ettikleriniz benim için hep çok kıymetli oldu. 

Yazıları yeniden yayınlasam da, sizin yorumlarınızın tamamlayıcı hali malesef eksik olacak bunu biliyorum. Bu biraz buruk bir durum tabi. Çünkü ben hep sizin yorumlarınızla yazımın tamamlandığını hissetmişimdir. Bu nedenle de zaten uzun yanıt yazmadan bırakmam misafirimi. :)

Her neyse. Bakalım doğum günlerimde kendime nasıl notlar bırakmışım yıllar boyunca. Bu yazım, bu yazılarım, paylaştığım her şey! Aslında gelecekteki olası bir versiyonuma notlarım. Bu nedenle benim kıymetlimler. Çünkü gelecekteki ben'e sesleniyorlar. Bazen birine ihtiyaç duyuyorum (belki herkes gibi), böyle durumlarda beni en iyi anlayan geçmişten bir yazım oluyor. Aslında yeniden paylaşma ve hatta silme ve yeniden yeni yazı yazma döngüsüne kapılmamın sebebi de buydu. Artık silmeyeceğim.

Ancak malesef 2022 öncesi doğum günü yazılarıma (var olduklarını bilsem de) ulaşamıyorum. Kaydetmemiş olmam tuhaf. Çünkü her şeyi heybeme katmıştım sanmıştım. 17 yaşındaki, 18, 19 yaşlarındaki İlkay'ın düşüncelerini okumayı da çok isterdim oysa...

Bu yazılarda benzer bir tema var. O temayı bu yıl aşmayı umuyorum. Ki ummak az kalır, aşacağım.

Not 2: Yazılarımı daha kolay bulmak isterseniz ilgili etikete bakabilirsiniz. Örneğin bağlantı linki ekliyorum; yazdıklarım , sohbet , anılar , sakura fırtınası , aylar , dolunay , Ağaç Ev Sohbetleri , öykülerim , Kelime Oyunu.


Bugün Benim Doğum Günüm :) (09.01.22)

Bugün benim doğum günüm. Geçtiğimiz iki yılda doğum günümde sözü sana bırakmış, sana ''bana bu yaşına kadar öğrendiğin bir şeyi yazar mısın'' diye sormuştum. Yine aynı soruyu soruyor ancak bu sefer soruyu sorup köşeme çekilmiyorum. Çünkü bu sefer konuşacağım :)

Varlığımın bu anına kadar net olarak öğrendiğim ve öğrenmem için çeşitli olayların ısıtılıp ısıtılıp önüme çıktığı asıl durum kendimi sevmeyi öğrenmekti. Bunu öğrenmek benim için zor oldu, çünkü sevgi sorumluluk gerektirirdi. Bense hep bu sorumluluktan kaçmış, gerçekliğimi kendimden uzakta inşa etmeyi ummuştum. Tabii bunun sonucu hep mutsuzluk oldu. Hep eksiklik. Hep yalnızlık. Tek başınalık değil, yalnızlık. Her seferinde. 

Hep aynı noktada dönüp durdum. İlerlediğimi sandığım anlarda bile aslında bir çıkmaz sokakta olduğumu fark ettim. Hep aynı sokağa sapıp durduğumu. Üstelik o sokağın çıkmaz olduğunu bile bile. Baştan başlama azmine sahip olmak güzeldi ama aynı yola girip durmak saçmalıktı. Üstelik baştan başlama olayı da tamamıyla zaman kaybıydı. 

Öncelikle her şeyin var olduğunu kabullendim. Var olan bir şeyi bozup yeniden yapmaya uğraşmanın gereksiz olduğunu. Dönüştürme seçeneğini göz ardı ettiğimi. Bu da kolay olmadı. Çünkü hep kolaya kaçmak istedim. Ben değil, benim yerime başkası sorumluluk alsın istedim. En başta da sevme sorumluluğunu. Ama hayır, böyle olmayacaktı. Çünkü ben daha almayı bile bilmiyordum. Kabul etmeyi bilmiyordum. O kadar kapatmıştım ki kendimi, bir şey bana gelse bile bana ulaşamıyordu. Üstelik o şey inatçıysa, ben daha da ileri gidiyor ve kaçıyordum.

Bu nedenle korkularımla yüzleştim. Yazdım, yazdım ve yazdım. Zaten kendimi bildim bileli bir şeyler anlatıyordum. Sonra günlük yazmaya başladım. İlk günlüklerim yalanlar üzerine kurulu. Kendime söylediğim yalanlar. Sonra sonra dürüst olmaya başlamışım. Dürüst ve mutsuz. Çünkü dürüstlüğün mutlu etme gibi bir mecburiyeti yok. Gerçekler de yalnızca varlardır. Ama abartılmamaları gerekir. Var olan şeyler dönüştürülebilir çünkü. İşte bir sonraki fark edişim de buydu: Dönüştürme gücü. Yıkmaya gerek yok, dönüştür gitsin. Çünkü zaten sahipsin, her şey içinde, uzakta, bakındığın meçhul yerlerde değil mutluluğun. Asla bakmadığın, orada olduğunu bilsen bile, korkundan dolayı asla bakmadığın yerde. Sende. 

Yazarak kendimi tanıdım. Gözlemleyerek kendimi tanıdım. Düşünerek kendimi tanıdım. Düşünmeyerek kendimi tanıdım. Ağlayarak kendimi tanıdım. Gülerek kendimi tanıdım. 

Ama en çok da kendini tanımanın bir süreç olduğunu fark ettiğimde bir şeyler yerine oturdu.

Atlı kovalamıyordu.

Her şey vardı, ben vardım ve bir açıklamaya ihtiyaç yoktu.

Böyle böyle zamanla kendimi sevmişim.

Çünkü sevmek için tanımak gerekliymiş.

Zaten sevgi tanımım da zamanla değişti. Sevginin de var olduğunu, bir koşula bağlı kalmadan sadece var olduğunu fark ettim. Seviyorum diyebilmek için bir koşulu öne sürmemek gerektiğini gördüm. Aksi halde bu sevgi olmazdı. Bana göre olmaz, demeliyim belki de.

Böyle böyle zamanla aslında kimseye ihtiyacım olmadığını fark etmişim.

Böyle böyle zamanla içimdeki boşluğun nedenlerini keşfetmeye başlamışım.

Böyle böyle zamanla boşluğun da bir varlık olduğunu ve o varlığın bir parçam olduğunu öğrenmişim.

Böyle böyle zamanla nefes alabilmişim.

Özgür hissedebilmişim.

20. ve 22. yaşlarım arasındaki dönemde çok değiştiğimi hissediyorum.

Gençken herkes değişir belki öyle ya da böyle. Özellikle de bir şeyleri sorguluyorsa.

Ama insan bir tek kendini bilebilir ve benim bildiklerime göre, gördüklerime göre ve nihayet tanımak için çaba sarf ettiğim İlkay'a göre, bu iki yıl içinde her gün değiştim. Evet, her gün.

Bazı şeyler çok zordu ama kabullendiğinde zorlukların bile aslında yalnızca var olan durumlar olduğunu fark ediyorsun ve var olan her durum dönüştürülebilir. Yeniden oluşturulabilir.

2021'in ilk yazısında şöyle demişim: ''Ruhumun bedenime girdiğini hissettim.'' 

Bu cümlenin anlamını o zaman tam kavrayamamıştım. Sadece hissel bir şeydi bu. Ama şimdi ne demek istediğimi anlıyorum. Bu nedenle yazıyorum. Çünkü yazdığım bazı şeyleri daha sonradan tam olarak anlıyorum. 

Blog yazmak da tıpkı günlük yazmak gibi beni kendime yaklaştıran bir uğraş oldu her zaman. Çok küçük bir yaşta yazmaya başladım burada. Tam da kendimi keşfettiğim yaşlarda. Kimse beni bir şeylere yönlendirmedi hayatım boyunca. Sanırım bu nedenle çoğu zaman kendimi kaybolmuş gibi hissettim. Ama kendi doğrularımı bulmak bakımından bana yararı dokunan bir durum oldu bu hep. Kendimi kendim oluşturmuş oldum. Daha açık oldum. Hiçbir fikre öylece bağlanmadan hep aradım. Hala arıyorum. Belli bir şeyi bile değil. Ya da belki de belli bir şeyi. Kendimi. 

Ama bu yaşıma gelene kadar en net olarak öğrendiğim şey şu soruyu kendimin kendime sorması gerektiğini öğrenmekti: ''Nasılsın İlkay?'' 

İşte cevap: Nihayet kendimdeyim :)

 

Bugün Benim Doğum Günüm :) (09.01.2023)

Bugün benim doğum günüm. 23 yaşıma girdim. Mutluyum. Bence bu yaşıma kadar iyi gittim. Bundan sonrası için ise hedefim yaşamak. Güzelce, kendimce ve beraberce; sevdiğim her şeyle.

Peki ya sen sevgili okur, bulunduğun yaşa kadar en belirgin şekilde neyi öğrendin? Hadi bana bir hediye ver. Benim için yorumlara sevdiğin bir alıntıyı, şarkı sözünü, repliği vs de bırakabilirsin, öğrendiğin bir şeyleri de. Ne istersen. Çünkü yorumun bana en güzel hediyelerden olacak.

Çok sevgiler gönderdim.

:)


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


Bugün benim doğum günüm. (09.01.24)

Bugün benim doğum günüm. Merak edenler için söylüyorum, 24 yaşına girdim. Neredeyse çeyrek asır yaşamışım, bu da bir şeydir. Bu yaşıma kadar hep, en depresif zamanlarımda bile, yaşamın çok güzel olduğunu düşündüm. Tüm bu yeryüzü ve gökyüzünün. Bocaladığım çok zaman oldu. Ama işte bir şekilde buradayım. Tebrikler canım kendim, en azından bir bölümü daha tamamladın.

Bu yaşıma kadar en net öğrendiğim şey, olanı olduğu gibi kabul etmek sanırım. Bu sayede daha çok eğlenebilen biri oldum. Burası zor bir parkur, yani dünya. Ama bak küçük harfle yazılan dünya. Yoksa mavi gezegen olan Dünya aşık olunası. Yine de ben bu mavi yeşil ve artık gri de olan gezegeni seviyorum. Madem buradayım, o zaman fighting! Biraz mutlu olayım, biraz mutlu edeyim ve en önemlisi de en çok, belki de yalnızca, kendimden çok şey bekleyeyim. Hem atıyorum bir yere tatile gittiğinizde, oraya kadar gitmişken o yeri başka biri sizin yerinize gezsin görsün istemezsiniz değil mi? O zaman oraya kadar gitmenin anlamı olmazdı. Veya, okula gittiğinizde birilerinin sizin yerinize bir şeyler öğrenmesi hiçbir işinize yaramaz. İşte böyle; dünya da, Dünya da böyle benim için. En azından 24. yaşımın ilk gününde böyle.

Yeni yaşımdan ne diliyorum? İlkay olmayı diliyorum. Tüm dar ve geniş anlamıyla, bu ismi taşıyan benin, tam potansiyeli olmayı diliyorum.

Sen de bana hediye vermek istersen eğer; sevdiğin bir alıntıyı, sevdiğin bir repliği, sevdiğin bir şarkıyı veya bu yaşına kadar öğrendiğin en net şeyi benimle paylaşabilirsin. Okumaktan çok mutlu olurdum.

Hoşça kal.

:)

 

bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

başka bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


Bugün benim doğum günüm. (09.01.2025)

Merhabaaaa. :)

Bugün benim doğum günüm sevgili okurcuğum. Merak edenler çıkar mı bilmem ama ben yine de söyleyim, 25 yaşına girdim. Hayatımın yeni bir bölümüne başlarken, ilk satırlarımı sana yazmak istedim. Beni ne kadar süredir tanıyorsun bilmiyorum ama ben sana çok uzun zamandır yazıyorum. Bu durum beni gülümsetiyor. Gülümsememi durduramıyorum hatta. Bu nedenle sana çok teşekkür ederim. Benimle olduğunu bilmek benim için hep çok kıymetli oldu. Belki 2015 yılında katıldın dünyama, belki 2018, belki 2020, belki 2024... Belki 2025! Fark etmez. Birilerine anlatma düşüncesi bile benim için hep çok kıymetliydi. Ben, biraz da bu şekilde büyüdüm.

İnsan kendini tam ve aslında doğru olarak tanımlayamayabilir. Çünkü insan kendini hep iç gözüyle görmeye alışkındır. Bu iç göz de dışsal faktörlere bağlı görüş açısını belirler o ayrı; ama öte yandan, kişinin kendini tam ve doğru görebilmesi için dış bir göz olarak kendine bakabilmesi gerekir. Bunu yapabildiğinde daha az veya çok olmaktan öte, kendisi olabilir diye düşünüyorum. Ben kendime, çoğu kişi gibi, hep iç gözümle bakmışımdır. Özellikle de şu anımdaki kendime. Bunu özel olarak belirtiyorum çünkü ben geçmişime ve geleceğime hep daha ılımlı ve anlayışlı yaklaşabilirken, şu anıma karşı hep acımasız olmuşumdur. Diyorum ya, aslında bunu da öğreniyoruz, yaşayarak deneyimleyerek ''bu budur'' içgörüsü elde ediyoruz. Oysa kendimizden çıkıp kendimize dönebilsek, belki çok daha ılımlı olabiliriz. Olabilirim.

Bu yıla enerjik başladım ama enerjim biraz hızlı söndü. Sonra bir kitap okumaya başladım. Sevdiğim bir yazarın kitabı. Yıldız Gezgini, Jack London'dan. Sana burada kitaptan bahsetmeyeceğim, zaten kitabın içeriğinin konumuzla zerre alakası yok. Sana bahsedeceğim şey, bu kitabın bana ışıltı vermesi. Hayır, bana ışıltı veren bu kitap da değildi aslında; bana ışıltı veren belki o kitabı sevmem, belki yazarına hayran olmam, belki de tüm bunları da kapsayan daha büyük bir neden olarak kendimden daha büyük bir gerçekliğin varlığını, edebiyatın bana aslında çoğu zaman hatırlattığı üzere, fark etmemdi. 

Kocaman bir gerçeklik var; bu kitabı okurken tüm huysuzluğum silindi ve bu gerçekle yüzleştim. Bu gerçeklik öyle felsefik veya mistik bir gerçeklik olarak ifade ettiğim bir şey değil. Bu, yaşam! Bu, o kitabı okurken hissettiğim heyecan... Ben çok heyecanlı biriyimdir. İlgimi çeken bir şey oldu mu tüm hücrelerimle yaşarım! Bunu daha açık nasıl ifade edebilirim bilmiyorum; çünkü hayatta bazı hisleri bazı kelimelerle ifade edemediğimizi düşünüyorum. Bunu yapsak, hatta anlatım olarak başarılı olsak bile, o hissin ruhunun küçük bir kısmını göstermekten öteye gidemeyiz.

Ben hislere çok önem veriyorum. Buna rağmen çoğu zaman hislerimi bastırırım. Sadece kendime çok güvendiğim konularda aşırı cesurumdur. Mesela edebiyat! Bir şeyleri anlatmak ve aslında kavramak için fikir yürütmek, benim en güvende hissettiğim alan. Bu nedenle, kendi seçtiğim şeyleri anlatırken, özgür olduğum için cesur hissederim. Benim önem verdiğim bir diğer şey de budur, özgürlük. Bir insan özgür hissetmeli. Düşüncelerinde ve hislerinde. Çünkü ancak böyle o az evvel bahsettiğim hissi, sonsuz ruhu, tüm hücrelerimizde deneyimleyebileceğimizi düşünüyorum.

Sanırım hayattaki korkum hep kendim olmak oldu. Bunun neden böyle olduğunu anlıyorum ama her ne kadar ilk etapta nedenlerim geçerli olsalar da, bunu tüm bir hayata yaymak sadece kolaya kaçmaktan ibaret. Üstelik kendini dış bir gözle görüp iç gözüne geri dönebildikten sonra. Üstelik, hayattaki en büyük pişmanlıklardan birinin kendin olmamak olduğunu fark ettikten sonra. Kendime baktığımda, beni yargılama ya da sen bilirsin, güzellik görüyorum. Yani... Güzellik. ahahahha. Tamam. İşte! Yeni yaşımdan da bunu talep ediyorum: İçten ve dıştan akan dönen dolaşan saran sarmalayan güzellikler ve onları yaşamak. Sağlıkta, işte, aşkta, kariyerde, eğitimde, arkadaşlıkta, ailede ve aklıma gelen gelmeyen her konuda güzellikler yaşamayı diliyorum. Beni mutlu edecek olaylar yaşamayı; benim güzelliklerimi yaşamayı, kendi 25. yaşımı yaşamayı diliyorum.

İyi ki doğdum.

Eğer sen de bana bir doğum günü hediyesi vermek istersen sevgili okur, olduğun yaşa kadarki en net öğrendiğin şeyi veya sevdiğin bir sözü, alıntıyı, anlatıyı, repliği vs yorum kısmına yazabilirsin. Bu yorumları okumak beni hep çok mutlu etmiştir.

:)


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.


Bugün Benim Doğum Günüm. (09.01.26)

Hayat felsefemi 5 yaşındayken falan bulmuştum. Benim hatırladığım görüntülere göre o zamanlar dünya benim için belleğime kaydedilmiş pek çok kısa filmden oluşuyordu. Mavi bir kubbe, onu arşınlayan dağınık bulutlar, battaniye-çarşaf kümesinden oluşmuş salıncağım ve yana düşmüş beni sallayan ayağım... Bu bana, tüm kısa filmlerimin fragmanı olan kısa filmimmiş gibi geliyor. Arka plandaki sesler ise, beynimin bilemediğim kurallarına göre yılların uzaklığı yakınlığına bağlı olmaksızın değişkenlik gösteriyor. Bazen bugünümden beş yıl evvelcesinin sesi kısıkken, on beş yıl öncesi gümbür gümbür zihnimde çalabiliyor. Gerçi zamanla belleğimde ani bir temizlik de başlamadı değil... ama genelde bir tetikleyiciyle pek çok detayı anımsayabiliyorum.

Benim hatırlayamadığım detaylara göreyse ben, çocukken çok meraklıymışım. Evet sanırım aynen şimdiki gibi. Annem başta olmak üzere yakınımda kim varsa onlara merak ettiğim her şeyi sorarmışım. Ama -tabi bana anlatılana göre- ''bu ne'', ''bu neden böyle'' gibi temel soruları sorarmışım. Benim hatırlayabildiğim ama hala küçük olduğum yaşlarımda da, evet, gevezeydim. Ah, belleğimdeki tüm kısa filmlerimi bir çırpıda ortalığa saçardım! Hatta artık susayım diye bana birkaç sefer hayaletvari öyküler anlatıldığı (geveze çocuk kaçıran şimşek canavarı gibi - ona bu ismi şu an taktım :) da oldu. Benim bir lakabım bile vardı biliyorsun: Cırcır böceği.

Bu ismi hep çok sevmişimdir. Bu ismi bana yakıştıran kişiyi de hep sevgiyle anarım. Aslında artık büyüdüğümde yakın olmadığım, kan bağımızın olmadığı bir akrabamızdı ancak o amcayı hep gülümseyen küçük yanımla hatırladım. Beni ciddiyetle dinleyen, benimle uğraşan ve bana benimle uyumlu bir isim uyduran bu amcayı, hep zihnimdeki kısa filmlerdeki gibi güzel hislerle andım. Bence bu, hem bir çocuğa verilebilecek, hem de kendi ruhuna katabileceğin en büyük hediyelerden biri: Birilerinin hatıralarında güzel kalmak. Yıllar yıllar geçse bile hep güzel hislerle anımsanmak. Çok değerli bir şey. 

Bu ismi sevme nedenimse, bana hep beni anımsatmasıydı. Hayatta en korktuğum şeyin hep yalnız kalmak olduğuna inanmıştım. Anlaşılmadığım bir hayatın içinde, anlaşılmadığım insanlarla olmak. Bunun düşüncesi bile nefesimi keser, yaşama sevincimi elimden alırdı. Sanırım bu nedenle de hep, bana aksini kanıtlayacak şeyi bekledim. Hayır, bunu çok istedim. Ama fark ettim ki, kendi kendimi bloke eden benim. İnsan, kendi yaşamını kurmalı. Böylece, korkularını bu kadar sık düşünmez ve böylece de, korkularını değil, kendini yaşar.

Cırcır böceği ismi bana bir çeşit Kızılderili ismi gibi de geliyor. Ne var, öyle değil mi ama ahahahha. Kızılderililer de kendi özelliklerini anımsatan isimleri hak ederek alırlarmış ya, onun gibi. Yani... onlar aslında bu ismin özellikleriyle doğsalar da, büyüdükçe kendilerini, kim olduklarını (diğer bir deyişle yeteneklerini veya eğilimlerini) göstererek bu isimleri kazanırlarmış da. Ben de, bir cırcır böceği kız olarak doğdum tabi. Bu benim, yapımdı. Mizacımdı. Ancak yaşarken insan, çok küçücükken bile, ona dış dünya yeni bir kimlik veriyor. Sen busun diyor sözgelimi veya bu olmalısın diyor. İnsan rollerle doğuyor. Birilerinin evladı olarak, arkadaşı olarak, öğrencisi olarak gibi gibi. O rollerde kendini yaşamayı unutuyor. Bazen dış dünya onu bastırıyor, bazen dış dünyaya kendi isteğiyle kapılıyor. 

Doğum günlerini hep sevmişimdir. Bana sanki o gün, tamamen benimmiş gibi gelir. Gece 12'den bir sonraki gecenin 12'sine dek. Bu nedenle de blogda hep güne giriş yapar yapmaz bir yazı yayınlarım. Yıllardır buradayım. Öyle ki 17. yaşımı bile burada kutladığım aklımda (tabii farklı bir gezegende :). Vay be. Çok zaman geçmiş değil mi? 26 yaşına giriyorum. Merak edenler ve etmeyenler için söyleyim. Bu yaş hakkında ne düşünmeliyim bilmiyorum ve bu, müthiş bir şey! ahahahah. Ciddiyim öyle, mükemmel. Beni yeniden özüme döndürüyor. Mesela 25. yaşımda nasıl biri olmalıyım hakkında fikirlerim vardı ve bu beni depresyona soktu :)). Oysa 26... Bilmem. 

İnsanlar kendilerine bir yaşam kuruyorlar. Bir iş, mükemmel bir eğitim, belki bir sevgili, belki ciddili bir sevgili, belki daha da ciddilisi olarak bir eş, belki hatta çocuk... voaaaaa. Başka ülkede yaşayanlar da gördüm. Pek çok deneyim... Ben ne yapmalıyım bilmiyordum ve sanırım bu beni üzüyordu. Bilmediğim için değil, bilmem gerektiğini sandığım şeylerde kendimi göremediğim için. Beynimde bir kısa film de, bu senaryolara döndüremediğim için. Bu nedenle de bahaneler uydurmak kolayıma gelmiş. 

Oysa ben, yaşamak için doğdum. Her yıl, o yaşıma kadar öğrendiğim en net şeyi yazı yazarak bulurum. İşte! 26. yaşıma kadar öğrendiğim en net şey de bu: İyi ki bu dünyada yer kapladım. Bu dünyada benim de bir yerim var. İyi ki varım. İyi ki buradayım. Benim de ait olduğum bir yer var ve o yer uzakta veya bilinmeyen bir gelecekte değil. O yer, burada. Tam şu anda, olduğum anda ve yerde. O yer, hep benimleydi ve hep benimle. O yer iyi ki var. Ben iyi ki varım. 

Ben, iyi ki doğdum, var oldum ve yaşadım.

Hoş gelsin yeni yaşım ve bu yeni yaşımda çok güzel şeyler var edeyim.

Eğer sen de bana bir hediye vermek istersen, ki bu beni çok mutlu ederdi, bana bu yaşına kadar öğrendiğin en net şeyi söyleyebilir veya yok almayım dersen de, bana sende özel bir yeri olan bir alıntıyı, repliği, şarkıyı vs yazabilirsin.

Ah... hayat felsefemi yazmayı unutmuşum. Ne yaparsın ben de böyleyim işte. 5 yaşında bile bildiğim hayat felsefem: Yaşamaktı. Keşfederek, merak ederek, cesurca yaşamak. Tıpkı bir kaşifin yapabileceği gibi, bir hayatı, kendim olarak yaşamak. İşte buydu.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz. 




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar