![]() |
| Gazing at the window, Andrei Belichenko, Oil Painting, 2010. |
Not: Sanırım bloğuma daha evvel uydurduğum her yazı çeşidinden yeni birer tohum atmak ve böylece yeni yazılarımı büyütmek için bana yol göstermelerini istedim. Bu nedenle de eski yazılarımı yayınladım. Onlar eskinin fikirleri ama yeninin fikirlerine adım atmamı sağlıyorlar. Bu nedenle (ve beklersem hiçbir zaman bunu yapmayacağım için) yazılar okunmayacak olsa bile art arda yayınladım.
Blog okuma listenizi birkaç gündür işgal ettiğim için kusuruma bakmayın. Yayınlamak istediğim tüm yazılar bitti. Artık salıyorum. :)
Son olarak doğum günü yazılarımı bir çatı altında toplamak ve blog bahçeme ekmek istiyorum. Bu zamana kadar bana yorum bırakmış olan herkese (ve sessiz okurlarıma da) çok teşekkür ederim. İlginiz, ifade ettikleriniz benim için hep çok kıymetli oldu.
Yazıları yeniden yayınlasam da, sizin yorumlarınızın tamamlayıcı hali malesef eksik olacak bunu biliyorum. Bu biraz buruk bir durum tabi. Çünkü ben hep sizin yorumlarınızla yazımın tamamlandığını hissetmişimdir. Bu nedenle de zaten uzun yanıt yazmadan bırakmam misafirimi. :)
Her neyse. Bakalım doğum günlerimde kendime nasıl notlar bırakmışım yıllar boyunca. Bu yazım, bu yazılarım, paylaştığım her şey! Aslında gelecekteki olası bir versiyonuma notlarım. Bu nedenle benim kıymetlimler. Çünkü gelecekteki ben'e sesleniyorlar. Bazen birine ihtiyaç duyuyorum (belki herkes gibi), böyle durumlarda beni en iyi anlayan geçmişten bir yazım oluyor. Aslında yeniden paylaşma ve hatta silme ve yeniden yeni yazı yazma döngüsüne kapılmamın sebebi de buydu. Artık silmeyeceğim.
Ancak malesef 2022 öncesi doğum günü yazılarıma (var olduklarını bilsem de) ulaşamıyorum. Kaydetmemiş olmam tuhaf. Çünkü her şeyi heybeme katmıştım sanmıştım. 17 yaşındaki, 18, 19 yaşlarındaki İlkay'ın düşüncelerini okumayı da çok isterdim oysa...
Bu yazılarda benzer bir tema var. O temayı bu yıl aşmayı umuyorum. Ki ummak az kalır, aşacağım.
Not 2: Yazılarımı daha kolay bulmak isterseniz ilgili etikete bakabilirsiniz. Örneğin bağlantı linki ekliyorum; yazdıklarım , sohbet , anılar , sakura fırtınası , aylar , dolunay , Ağaç Ev Sohbetleri , öykülerim , Kelime Oyunu.
Bugün
Benim Doğum Günüm :) (09.01.22)
Bugün benim doğum günüm. Geçtiğimiz iki yılda doğum
günümde sözü sana bırakmış, sana ''bana bu yaşına kadar öğrendiğin bir şeyi
yazar mısın'' diye sormuştum. Yine aynı soruyu soruyor ancak bu sefer soruyu
sorup köşeme çekilmiyorum. Çünkü bu sefer konuşacağım :)
Varlığımın bu anına kadar net olarak öğrendiğim ve
öğrenmem için çeşitli olayların ısıtılıp ısıtılıp önüme çıktığı asıl durum
kendimi sevmeyi öğrenmekti. Bunu öğrenmek benim için zor oldu, çünkü sevgi
sorumluluk gerektirirdi. Bense hep bu sorumluluktan kaçmış, gerçekliğimi
kendimden uzakta inşa etmeyi ummuştum. Tabii bunun sonucu hep mutsuzluk oldu.
Hep eksiklik. Hep yalnızlık. Tek başınalık değil, yalnızlık. Her
seferinde.
Hep aynı noktada dönüp durdum. İlerlediğimi
sandığım anlarda bile aslında bir çıkmaz sokakta olduğumu fark ettim. Hep aynı
sokağa sapıp durduğumu. Üstelik o sokağın çıkmaz olduğunu bile bile. Baştan
başlama azmine sahip olmak güzeldi ama aynı yola girip durmak saçmalıktı.
Üstelik baştan başlama olayı da tamamıyla zaman kaybıydı.
Öncelikle her şeyin var olduğunu kabullendim. Var
olan bir şeyi bozup yeniden yapmaya uğraşmanın gereksiz olduğunu. Dönüştürme
seçeneğini göz ardı ettiğimi. Bu da kolay olmadı. Çünkü hep kolaya kaçmak
istedim. Ben değil, benim yerime başkası sorumluluk alsın istedim. En başta da
sevme sorumluluğunu. Ama hayır, böyle olmayacaktı. Çünkü ben daha almayı bile
bilmiyordum. Kabul etmeyi bilmiyordum. O kadar kapatmıştım ki kendimi, bir şey
bana gelse bile bana ulaşamıyordu. Üstelik o şey inatçıysa, ben daha da ileri
gidiyor ve kaçıyordum.
Bu nedenle korkularımla yüzleştim. Yazdım, yazdım
ve yazdım. Zaten kendimi bildim bileli bir şeyler anlatıyordum. Sonra günlük
yazmaya başladım. İlk günlüklerim yalanlar üzerine kurulu. Kendime söylediğim
yalanlar. Sonra sonra dürüst olmaya başlamışım. Dürüst ve mutsuz. Çünkü
dürüstlüğün mutlu etme gibi bir mecburiyeti yok. Gerçekler de yalnızca
varlardır. Ama abartılmamaları gerekir. Var olan şeyler dönüştürülebilir çünkü.
İşte bir sonraki fark edişim de buydu: Dönüştürme gücü. Yıkmaya gerek yok,
dönüştür gitsin. Çünkü zaten sahipsin, her şey içinde, uzakta, bakındığın
meçhul yerlerde değil mutluluğun. Asla bakmadığın, orada olduğunu bilsen bile,
korkundan dolayı asla bakmadığın yerde. Sende.
Yazarak kendimi tanıdım. Gözlemleyerek kendimi
tanıdım. Düşünerek kendimi tanıdım. Düşünmeyerek kendimi tanıdım. Ağlayarak
kendimi tanıdım. Gülerek kendimi tanıdım.
Ama en çok da kendini tanımanın bir süreç olduğunu
fark ettiğimde bir şeyler yerine oturdu.
Atlı kovalamıyordu.
Her şey vardı, ben vardım ve bir açıklamaya ihtiyaç
yoktu.
Böyle böyle zamanla kendimi sevmişim.
Çünkü sevmek için tanımak gerekliymiş.
Zaten sevgi tanımım da zamanla değişti. Sevginin de
var olduğunu, bir koşula bağlı kalmadan sadece var olduğunu fark ettim.
Seviyorum diyebilmek için bir koşulu öne sürmemek gerektiğini gördüm. Aksi
halde bu sevgi olmazdı. Bana göre olmaz, demeliyim belki de.
Böyle böyle zamanla aslında kimseye ihtiyacım
olmadığını fark etmişim.
Böyle böyle zamanla içimdeki boşluğun nedenlerini
keşfetmeye başlamışım.
Böyle böyle zamanla boşluğun da bir varlık olduğunu
ve o varlığın bir parçam olduğunu öğrenmişim.
Böyle böyle zamanla nefes alabilmişim.
Özgür hissedebilmişim.
20. ve 22. yaşlarım arasındaki dönemde çok
değiştiğimi hissediyorum.
Gençken herkes değişir belki öyle ya da böyle.
Özellikle de bir şeyleri sorguluyorsa.
Ama insan bir tek kendini bilebilir ve benim
bildiklerime göre, gördüklerime göre ve nihayet tanımak için çaba sarf ettiğim
İlkay'a göre, bu iki yıl içinde her gün değiştim. Evet, her gün.
Bazı şeyler çok zordu ama kabullendiğinde
zorlukların bile aslında yalnızca var olan durumlar olduğunu fark ediyorsun ve
var olan her durum dönüştürülebilir. Yeniden oluşturulabilir.
2021'in ilk yazısında şöyle demişim: ''Ruhumun
bedenime girdiğini hissettim.''
Bu cümlenin anlamını o zaman tam kavrayamamıştım.
Sadece hissel bir şeydi bu. Ama şimdi ne demek istediğimi anlıyorum. Bu nedenle
yazıyorum. Çünkü yazdığım bazı şeyleri daha sonradan tam olarak
anlıyorum.
Blog yazmak da tıpkı günlük yazmak gibi beni
kendime yaklaştıran bir uğraş oldu her zaman. Çok küçük bir yaşta yazmaya
başladım burada. Tam da kendimi keşfettiğim yaşlarda. Kimse beni bir şeylere
yönlendirmedi hayatım boyunca. Sanırım bu nedenle çoğu zaman kendimi kaybolmuş
gibi hissettim. Ama kendi doğrularımı bulmak bakımından bana yararı dokunan bir
durum oldu bu hep. Kendimi kendim oluşturmuş oldum. Daha açık oldum. Hiçbir
fikre öylece bağlanmadan hep aradım. Hala arıyorum. Belli bir şeyi bile değil.
Ya da belki de belli bir şeyi. Kendimi.
Ama bu yaşıma gelene kadar en net olarak öğrendiğim
şey şu soruyu kendimin kendime sorması gerektiğini öğrenmekti: ''Nasılsın
İlkay?''
İşte cevap: Nihayet kendimdeyim :)
Bugün Benim Doğum Günüm :) (09.01.2023)
Bugün benim doğum günüm. 23 yaşıma girdim.
Mutluyum. Bence bu yaşıma kadar iyi gittim. Bundan sonrası için ise hedefim
yaşamak. Güzelce, kendimce ve beraberce; sevdiğim her şeyle.
Peki ya sen sevgili okur, bulunduğun yaşa kadar en
belirgin şekilde neyi öğrendin? Hadi bana bir hediye ver. Benim için yorumlara
sevdiğin bir alıntıyı, şarkı sözünü, repliği vs de bırakabilirsin, öğrendiğin
bir şeyleri de. Ne istersen. Çünkü yorumun bana en güzel hediyelerden
olacak.
Çok sevgiler gönderdim.
:)
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
Bugün benim doğum günüm. (09.01.24)
Bugün benim doğum günüm. Merak edenler için
söylüyorum, 24 yaşına girdim. Neredeyse çeyrek asır yaşamışım, bu da bir
şeydir. Bu yaşıma kadar hep, en depresif zamanlarımda bile, yaşamın çok güzel
olduğunu düşündüm. Tüm bu yeryüzü ve gökyüzünün. Bocaladığım çok zaman oldu.
Ama işte bir şekilde buradayım. Tebrikler canım kendim, en azından bir bölümü
daha tamamladın.
Bu yaşıma kadar en net öğrendiğim şey, olanı
olduğu gibi kabul etmek sanırım. Bu sayede daha çok eğlenebilen biri oldum.
Burası zor bir parkur, yani dünya. Ama bak küçük harfle yazılan dünya. Yoksa
mavi gezegen olan Dünya aşık olunası. Yine de ben bu mavi yeşil ve artık gri de
olan gezegeni seviyorum. Madem buradayım, o zaman fighting! Biraz mutlu olayım,
biraz mutlu edeyim ve en önemlisi de en çok, belki de yalnızca, kendimden çok
şey bekleyeyim. Hem atıyorum bir yere tatile gittiğinizde, oraya kadar gitmişken
o yeri başka biri sizin yerinize gezsin görsün istemezsiniz değil mi? O zaman
oraya kadar gitmenin anlamı olmazdı. Veya, okula gittiğinizde birilerinin sizin
yerinize bir şeyler öğrenmesi hiçbir işinize yaramaz. İşte böyle; dünya da,
Dünya da böyle benim için. En azından 24. yaşımın ilk gününde böyle.
Yeni yaşımdan ne diliyorum? İlkay olmayı
diliyorum. Tüm dar ve geniş anlamıyla, bu ismi taşıyan benin, tam potansiyeli
olmayı diliyorum.
Sen de bana hediye vermek istersen eğer; sevdiğin
bir alıntıyı, sevdiğin bir repliği, sevdiğin bir şarkıyı veya bu yaşına kadar
öğrendiğin en net şeyi benimle paylaşabilirsin. Okumaktan çok mutlu olurdum.
Hoşça kal.
:)
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
başka bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
Bugün benim doğum günüm.
(09.01.2025)
Merhabaaaa. :)
Bugün benim doğum günüm
sevgili okurcuğum. Merak edenler çıkar mı bilmem ama ben yine de söyleyim, 25
yaşına girdim. Hayatımın yeni bir bölümüne başlarken, ilk satırlarımı sana
yazmak istedim. Beni ne kadar süredir tanıyorsun bilmiyorum ama ben sana çok
uzun zamandır yazıyorum. Bu durum beni gülümsetiyor. Gülümsememi durduramıyorum
hatta. Bu nedenle sana çok teşekkür ederim. Benimle olduğunu bilmek benim için
hep çok kıymetli oldu. Belki 2015 yılında katıldın dünyama, belki 2018, belki
2020, belki 2024... Belki 2025! Fark etmez. Birilerine anlatma düşüncesi bile
benim için hep çok kıymetliydi. Ben, biraz da bu şekilde büyüdüm.
İnsan kendini tam ve
aslında doğru olarak tanımlayamayabilir. Çünkü insan kendini hep iç gözüyle
görmeye alışkındır. Bu iç göz de dışsal faktörlere bağlı görüş açısını belirler
o ayrı; ama öte yandan, kişinin kendini tam ve doğru görebilmesi için dış bir
göz olarak kendine bakabilmesi gerekir. Bunu yapabildiğinde daha az veya çok
olmaktan öte, kendisi olabilir diye düşünüyorum. Ben kendime, çoğu kişi gibi,
hep iç gözümle bakmışımdır. Özellikle de şu anımdaki kendime. Bunu özel olarak
belirtiyorum çünkü ben geçmişime ve geleceğime hep daha ılımlı ve anlayışlı
yaklaşabilirken, şu anıma karşı hep acımasız olmuşumdur. Diyorum ya, aslında
bunu da öğreniyoruz, yaşayarak deneyimleyerek ''bu budur'' içgörüsü elde
ediyoruz. Oysa kendimizden çıkıp kendimize dönebilsek, belki çok daha ılımlı
olabiliriz. Olabilirim.
Bu yıla enerjik
başladım ama enerjim biraz hızlı söndü. Sonra bir kitap okumaya başladım.
Sevdiğim bir yazarın kitabı. Yıldız Gezgini, Jack London'dan. Sana burada
kitaptan bahsetmeyeceğim, zaten kitabın içeriğinin konumuzla zerre alakası yok.
Sana bahsedeceğim şey, bu kitabın bana ışıltı vermesi. Hayır, bana ışıltı veren
bu kitap da değildi aslında; bana ışıltı veren belki o kitabı sevmem, belki
yazarına hayran olmam, belki de tüm bunları da kapsayan daha büyük bir neden
olarak kendimden daha büyük bir gerçekliğin varlığını, edebiyatın bana aslında
çoğu zaman hatırlattığı üzere, fark etmemdi.
Kocaman bir gerçeklik
var; bu kitabı okurken tüm huysuzluğum silindi ve bu gerçekle yüzleştim. Bu
gerçeklik öyle felsefik veya mistik bir gerçeklik olarak ifade ettiğim bir şey
değil. Bu, yaşam! Bu, o kitabı okurken hissettiğim heyecan... Ben çok heyecanlı
biriyimdir. İlgimi çeken bir şey oldu mu tüm hücrelerimle yaşarım! Bunu daha
açık nasıl ifade edebilirim bilmiyorum; çünkü hayatta bazı hisleri bazı
kelimelerle ifade edemediğimizi düşünüyorum. Bunu yapsak, hatta anlatım olarak
başarılı olsak bile, o hissin ruhunun küçük bir kısmını göstermekten öteye
gidemeyiz.
Ben hislere çok önem
veriyorum. Buna rağmen çoğu zaman hislerimi bastırırım. Sadece kendime çok
güvendiğim konularda aşırı cesurumdur. Mesela edebiyat! Bir şeyleri anlatmak ve
aslında kavramak için fikir yürütmek, benim en güvende hissettiğim alan. Bu nedenle,
kendi seçtiğim şeyleri anlatırken, özgür olduğum için cesur hissederim. Benim
önem verdiğim bir diğer şey de budur, özgürlük. Bir insan özgür hissetmeli.
Düşüncelerinde ve hislerinde. Çünkü ancak böyle o az evvel bahsettiğim hissi,
sonsuz ruhu, tüm hücrelerimizde deneyimleyebileceğimizi düşünüyorum.
Sanırım hayattaki
korkum hep kendim olmak oldu. Bunun neden böyle olduğunu anlıyorum ama her ne
kadar ilk etapta nedenlerim geçerli olsalar da, bunu tüm bir hayata yaymak
sadece kolaya kaçmaktan ibaret. Üstelik kendini dış bir gözle görüp iç gözüne
geri dönebildikten sonra. Üstelik, hayattaki en büyük pişmanlıklardan birinin
kendin olmamak olduğunu fark ettikten sonra. Kendime baktığımda, beni yargılama
ya da sen bilirsin, güzellik görüyorum. Yani... Güzellik. ahahahha. Tamam.
İşte! Yeni yaşımdan da bunu talep ediyorum: İçten ve dıştan akan dönen dolaşan
saran sarmalayan güzellikler ve onları yaşamak. Sağlıkta, işte, aşkta,
kariyerde, eğitimde, arkadaşlıkta, ailede ve aklıma gelen gelmeyen her konuda
güzellikler yaşamayı diliyorum. Beni mutlu edecek olaylar yaşamayı; benim
güzelliklerimi yaşamayı, kendi 25. yaşımı yaşamayı diliyorum.
İyi ki doğdum.
Eğer sen de bana bir
doğum günü hediyesi vermek istersen sevgili okur, olduğun yaşa kadarki en net
öğrendiğin şeyi veya sevdiğin bir sözü, alıntıyı, anlatıyı, repliği vs yorum
kısmına yazabilirsin. Bu yorumları okumak beni hep çok mutlu etmiştir.
:)
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
Bugün Benim Doğum Günüm.
(09.01.26)
Hayat felsefemi 5 yaşındayken falan bulmuştum.
Benim hatırladığım görüntülere göre o zamanlar dünya benim için belleğime
kaydedilmiş pek çok kısa filmden oluşuyordu. Mavi bir kubbe, onu arşınlayan
dağınık bulutlar, battaniye-çarşaf kümesinden oluşmuş salıncağım ve yana düşmüş
beni sallayan ayağım... Bu bana, tüm kısa filmlerimin fragmanı olan kısa
filmimmiş gibi geliyor. Arka plandaki sesler ise, beynimin bilemediğim
kurallarına göre yılların uzaklığı yakınlığına bağlı olmaksızın değişkenlik
gösteriyor. Bazen bugünümden beş yıl evvelcesinin sesi kısıkken, on beş yıl
öncesi gümbür gümbür zihnimde çalabiliyor. Gerçi zamanla belleğimde ani bir
temizlik de başlamadı değil... ama genelde bir tetikleyiciyle pek çok detayı
anımsayabiliyorum.
Benim hatırlayamadığım detaylara göreyse ben,
çocukken çok meraklıymışım. Evet sanırım aynen şimdiki gibi. Annem başta olmak
üzere yakınımda kim varsa onlara merak ettiğim her şeyi sorarmışım. Ama -tabi
bana anlatılana göre- ''bu ne'', ''bu neden böyle'' gibi temel soruları
sorarmışım. Benim hatırlayabildiğim ama hala küçük olduğum yaşlarımda da, evet,
gevezeydim. Ah, belleğimdeki tüm kısa filmlerimi bir çırpıda ortalığa saçardım!
Hatta artık susayım diye bana birkaç sefer hayaletvari öyküler anlatıldığı (geveze
çocuk kaçıran şimşek canavarı gibi - ona bu ismi şu an taktım :) da oldu. Benim
bir lakabım bile vardı biliyorsun: Cırcır böceği.
Bu ismi hep çok sevmişimdir. Bu ismi bana
yakıştıran kişiyi de hep sevgiyle anarım. Aslında artık büyüdüğümde yakın
olmadığım, kan bağımızın olmadığı bir akrabamızdı ancak o amcayı hep gülümseyen
küçük yanımla hatırladım. Beni ciddiyetle dinleyen, benimle uğraşan ve bana
benimle uyumlu bir isim uyduran bu amcayı, hep zihnimdeki kısa filmlerdeki gibi
güzel hislerle andım. Bence bu, hem bir çocuğa verilebilecek, hem de kendi
ruhuna katabileceğin en büyük hediyelerden biri: Birilerinin hatıralarında
güzel kalmak. Yıllar yıllar geçse bile hep güzel hislerle anımsanmak. Çok
değerli bir şey.
Bu ismi sevme nedenimse, bana hep beni
anımsatmasıydı. Hayatta en korktuğum şeyin hep yalnız kalmak olduğuna
inanmıştım. Anlaşılmadığım bir hayatın içinde, anlaşılmadığım insanlarla olmak.
Bunun düşüncesi bile nefesimi keser, yaşama sevincimi elimden alırdı. Sanırım
bu nedenle de hep, bana aksini kanıtlayacak şeyi bekledim. Hayır, bunu çok
istedim. Ama fark ettim ki, kendi kendimi bloke eden benim. İnsan, kendi
yaşamını kurmalı. Böylece, korkularını bu kadar sık düşünmez ve böylece de,
korkularını değil, kendini yaşar.
Cırcır böceği ismi bana bir çeşit Kızılderili
ismi gibi de geliyor. Ne var, öyle değil mi ama ahahahha. Kızılderililer de
kendi özelliklerini anımsatan isimleri hak ederek alırlarmış ya, onun gibi.
Yani... onlar aslında bu ismin özellikleriyle doğsalar da, büyüdükçe
kendilerini, kim olduklarını (diğer bir deyişle yeteneklerini veya
eğilimlerini) göstererek bu isimleri kazanırlarmış da. Ben de, bir cırcır
böceği kız olarak doğdum tabi. Bu benim, yapımdı. Mizacımdı. Ancak yaşarken
insan, çok küçücükken bile, ona dış dünya yeni bir kimlik veriyor. Sen busun
diyor sözgelimi veya bu olmalısın diyor. İnsan rollerle doğuyor. Birilerinin
evladı olarak, arkadaşı olarak, öğrencisi olarak gibi gibi. O rollerde kendini
yaşamayı unutuyor. Bazen dış dünya onu bastırıyor, bazen dış dünyaya kendi
isteğiyle kapılıyor.
Doğum günlerini hep sevmişimdir. Bana sanki o
gün, tamamen benimmiş gibi gelir. Gece 12'den bir sonraki gecenin 12'sine dek.
Bu nedenle de blogda hep güne giriş yapar yapmaz bir yazı yayınlarım. Yıllardır
buradayım. Öyle ki 17. yaşımı bile burada kutladığım aklımda (tabii farklı bir
gezegende :). Vay be. Çok zaman geçmiş değil mi? 26 yaşına giriyorum. Merak
edenler ve etmeyenler için söyleyim. Bu yaş hakkında ne düşünmeliyim bilmiyorum
ve bu, müthiş bir şey! ahahahah. Ciddiyim öyle, mükemmel. Beni yeniden özüme
döndürüyor. Mesela 25. yaşımda nasıl biri olmalıyım hakkında fikirlerim vardı
ve bu beni depresyona soktu :)). Oysa 26... Bilmem.
İnsanlar kendilerine bir yaşam kuruyorlar. Bir
iş, mükemmel bir eğitim, belki bir sevgili, belki ciddili bir sevgili, belki
daha da ciddilisi olarak bir eş, belki hatta çocuk... voaaaaa. Başka ülkede
yaşayanlar da gördüm. Pek çok deneyim... Ben ne yapmalıyım bilmiyordum ve
sanırım bu beni üzüyordu. Bilmediğim için değil, bilmem gerektiğini sandığım
şeylerde kendimi göremediğim için. Beynimde bir kısa film de, bu senaryolara
döndüremediğim için. Bu nedenle de bahaneler uydurmak kolayıma gelmiş.
Oysa ben, yaşamak için doğdum. Her yıl, o yaşıma
kadar öğrendiğim en net şeyi yazı yazarak bulurum. İşte! 26. yaşıma kadar
öğrendiğim en net şey de bu: İyi ki bu dünyada yer kapladım. Bu dünyada benim
de bir yerim var. İyi ki varım. İyi ki buradayım. Benim de ait olduğum bir yer
var ve o yer uzakta veya bilinmeyen bir gelecekte değil. O yer, burada. Tam şu
anda, olduğum anda ve yerde. O yer, hep benimleydi ve hep benimle. O yer iyi ki
var. Ben iyi ki varım.
Ben, iyi ki doğdum, var oldum ve yaşadım.
Hoş gelsin yeni yaşım ve bu yeni yaşımda çok
güzel şeyler var edeyim.
Eğer sen de bana bir hediye vermek istersen, ki
bu beni çok mutlu ederdi, bana bu yaşına kadar öğrendiğin en net şeyi
söyleyebilir veya yok almayım dersen de, bana sende özel bir yeri olan bir
alıntıyı, repliği, şarkıyı vs yazabilirsin.
Ah... hayat felsefemi yazmayı unutmuşum. Ne
yaparsın ben de böyleyim işte. 5 yaşında bile bildiğim hayat felsefem:
Yaşamaktı. Keşfederek, merak ederek, cesurca yaşamak. Tıpkı bir kaşifin
yapabileceği gibi, bir hayatı, kendim olarak yaşamak. İşte buydu.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder