Son yazdığım kişisel yazımda kendimi pasta cila atarak anlattığımı fark ettim. Gerçek, belki bir yol haritası ancak yine de, yüzeysel. Var eden biri olmak ne demek? Bununla ne demek istediğimi ben elbette biliyorum, biliyorum... (Belki sen de biliyorsun.)
Bir kitap okuyorum. Bu kitabı en son lisede okumuştum. Mara Dyer serisinin ilk kitabı olan Eksik Parça. Vaktiyle bu kitabı da en çok pasta cilası, yani kapağı, için satın almıştım. Gerçekten güzel bir kapağı ve ilgi çekici bir konusu var. Ana karakter kızımız pek tabii main character sendromundan muzdarip liseli bir kızcağız. Ancak bazı belli başlı erdemlere sahip olduğu da su götürmez.
Peki... benim erdemlerim neler? Ben bu ''erdemlerimle'' kendime bir hayat kuracağımı hayal etmiştim. Pek çok güzel anı biriktireceğimi ve macera yaşayacağımı. Görüntülü hayaller olmasa da, bazı temenniler... Artık bunları sorgulamıyorum. Bununla ilgilenen parçam, olgunlaşan kişiliğimin sıkıcı zaman algısında eridi. Artık pek çok şeyi kafamda büyütemeyecek kadar tahammülsüzüm. Bunlardan biri de bahane bulmak. Bahaneleri oldum olası sevmedim.
Bu nedenle de sana şunu istemiştim, bunu planlamıştım falan fişman yazamam sevgili okur. Zaten anımsamıyorum. Yazacağım her şey, bugün yeniden kurguladıklarım olabilir. Geçmişi kurgulamak mı olur, geleceği kurgulamak mı bilmem. İkisi de iç içe; bahane üretmek biraz da budur: Zamanın ötesinde bir ''amalı cümleler dizgesi.''
Yeniden film izlemeye başladım. Bunu özlemişim. Önce tatlı yapımlardan başladım ki ayağım alışsın. Bu yıl için devasa bir film listesi yapmıştım. Hatta karşımda duruyor ahahhahah. Neyse izledikçe üzerlerini çizerim yine bir ara.
Üzeri çizilecek maddelerden oluşmuş listeler yapmak. Belki de ihtiyacım olan buydu. Ancak ben öncesinde geleceğe bahane buldum, şimdi de geçmişe bahane bulmayı bıraktım.
Benim erdemlerim neler? Bir insanı tanımlayanlar biraz da erdemleri midir? Sanmam aslında biliyor musun; yine de bağlantılı. Erdemlerimiz bence tammm olarak bizim kim olduğumuzu tanımlamaya yetmeyebilir. (O zaman ne yetecek?) -Ben sadece iyilik perisi sendromuna kapılanları da sevmiyorum.- Önemli olan, erdemlerin de yaptığı bence bu, hayatımızı nasıl yaşadığımızdır. Belki de bu, kim olduğumuzdan bile önce gelen bir şeydir. Bağlantılı, çok bağlantılı ancak, daha önce. Hayatımızı nasıl yaşadığımız, kim olduğumuzdan bile önce gelir; çünkü olduğumuz kişiyi şekillendirir.
Olduğum kişi olmak benim yıllara yayılan takıntımdı. Çünkü olduğum kişiye aşığım. Çok aşığım. Hareket. İhtiyacım olan buydu. Yine de o kadar kolay değil sanmıştım. Mıştım mıştım. Şöyle mıy mıy şeyleri hiç sevmem vallahi bak. -Sonunda olduğum kişi oldum galiba.-
Ergenlikte okuduğum kitaplar beni etkilemiş, bunu fark ettim. Gerilimli fantastikli romantizm serpintili kurgular. Cool çocuklar, main character sendromlu kızcağızlar. Yine de okuması keyifli. Her ne kadar artık bir yaşı geçtikten sonra göz devirmemeyi başarmadan okuyamayacak olsan da. Yazar olmak ne kolaymış diye düşünüyorum bu kurguları okurken. Herkes böyle kurgular yazabilir. Herkes böyle kurgular yazabilir mi? -Ergen İlkay bu dediğimi duysa ağzıma... laflarını çarpardı canımmm bir şeyden değil. Sevdiği şeyleri güzel savunurdu o. Bık bık bık bık. :)-
Vay be yıllar geçti. Ergen halim beni görse ne düşünürdü acaba? Hep ben baktım zamanda açtığım yarıklara. Ama o yarıklarda kendine bir ev kurmuş hallerim, şu andaki bana nasıl bakarlardı acaba? Bunu artık merak etmem. -Demiştim; bana güncelleme geldi.- Ancak yine de... Belki de on altı yaş civarındaki İlkay'ın bugünkü bende göreceği şey, benim birkaç özelliğimi tanımlayabilirdi. Bir tek ona izin verirdim biliyor musun? Bir tek ona benim için ''sen busuuuunnn'' demek konusunda izin verirdim.
Ben onda ne görüyorum? Biraz kendimi. Olabileceğim kendimi, olduğum kendimi. Beni o noktadan asla göremeyecek olan kendimi. Kendimi... görüyorum. Belki de bu nedenle ona izin verirdim. Biraz izne ihtiyacı vardı zira. Kendime izin vermeye ihtiyacım vardı. Bu sırrı ona fısıldardım. Böylece, bilmiyorum, belki çok daha erken olduğum kişi olabilirdim.
-Hala olduğum kişinin hayatını yaşamadığımı söylemeliyim.-
Böyle itiraflar bayat, banal ve o tip kelimeler. İtiraf ettin de n'oldu? Değişim senin elinde. Ne değiştirmek istediğini anımsamaya başladın en azından. Hayat insana böyle uyuşukluklar verir işte. Hevesin ölür, isteğin ölür, benliğin ölür. Sonra da dirilirsin. Başka biri olarak ama sen sensin. Olduğun kişisin. Hep olduğun kişiydin. Onun kim olduğunu bilmene bile gerek yok. İnsan yalnızca kendisi olabilir.
Çok tatlı bir film izledim. Bu filmi yıllaaar evvel izlemiş miydim bak gerçekten emin değilim. Lilo ve Stiç. Tabi ki karakterleri biliyordum ancak... İlk kez izledim veya ilk kez izlemiş gibi hissettim işte. Kim olabileceğini ve kim olduğunu keşfeden iki tatlışın öyküsünü anımsatıyor. Yorumlayacağım.
Bende eksik olan şey ne biliyor musun? Hareket. Hep buydu. Ben hareketli biriyim. Ama durdukça, olduğum kişi olamadım. Bu sefer olmadığım birinin yapabileceklerini yaptım. Kafamda kurdum. Bu da bana daha fazla hareketsizlik verdi. Oysa... olduğum kişi bunları önemsemezdi. Sadece korktuğumu biliyorum ve bu korku da bana pahalıya mal oldu. Zaman gibi.
Artık korkmasam da çekincelerim var. On altı yaşında olsaydım her şey daha kolay olurdu. Bu bir bahane değil; ancak gerçeklik payı var biliyorsun. Sahi, on altı yaşında olsaydım ne yapardım? Ah bak nihayet doğru soru! Kim olurdum değil, ne yapardım... Yapardım. İzin verirdim, pek çok şeye. İzin vermeyeceğim tek şey, durmam olurdu. Asla korkmazdım, yargılanmaktan. O zaman korkmamalıydım. Böylece, zaten kimsenin beni yargılayamayacağı bilgisini içselleştirerek yaşardım. Daha çok deneyim elde ederdim. İstediğim deneyimleri. Başka bir yerden sana yazardım. Başka bir şehir, hatta ülke. Evet ülke. Bir kedim değil, köpeğim olurdu. Belki ikisi de bilmiyorum ama ikisine birden bakamayabilirdim. O zamanlar köpek isterdim. Belki hala isterim, bilmiyorum. Belki hala yazarım, başka bir yerden. Bu da olabilir, bilmiyorum.
Başka bir meslek yapabilirdim. Ne olurdu bu bilmiyorum. Belki zaman içinde alanımı değiştirirdim. Cesurca yapardım bunu. Cesurca hayata atlardım. Yalnızlıktan korkmadan yapardım bunu. Bu hala kalbimi sızlatır. Yalnızlıktan bu kadar çok korkmuş olmam bana sinirli bir gülme veriyor. Gözlerimde keskin bir bakış beliriyor ve kalbime sancı saplanıyor. Sinirleniyorum. Çok sinirleniyorum, yalnızlıktan bu kadar çok korkmuş olmama...
Hala korkmuyorum. Ancak o kadar çok çok ve uzun süre korkmuşum ki, bu bende hala yük hissi yaratıyor. Çok ağır bir şeyi uzun süre taşıyınca o ağır yük üstünden gitse bile hissi kalır ya, aynennn onun gibi. Algım şaşıyor, yönüm bulanıyor. Sadece söylüyorum, bunların bir anlamı yok. Lafların sözlerin bir anlamı yoktur. Önemli olan eylemler.
Önemli olan eylemler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder