İlkay dediğimde aklıma gelen tek şey, çocukluğum. Hep böyle değildi. Bu yıl böyle oldu. Açıkçası evet, bu yıl böyle oldu. Geçen yıl da biraz olmuştu. Ondan önce de. En son ne zaman İlkay'dım; anımsamıyorum. İlkay dediğimde aklımda hiçbir şey canlanmıyor. Senin canlanıyor mu? Keşke yazılarımı silmeseydim, belki benim için bir şeyler bulurdun. Derdin ki, İlkay deyince aklımda bak bu canlanıyor. Bana bunu der miydin, silmeseydim belki derdin.
Dün telefonumdaki çocukluk fotoğraflarımı görünce bunu anlamıştım. Ona küçük bir kıza bakar gibi baktım. Kendime değil, küçük bir kıza bakar gibi. Bu, kalbimi kırdı. Sen de hiç böyle yaptın mı; kendine, başka birine bakar gibi baktın mı?
-Ben hep böyle baktım. Başka birine bakar gibi.-
Galiba yoruldum. Biliyorum artık hiçbir şey yapmam gerekmiyor. Ama ben yapmazsam, sen yapmazsan... nasıl çıkacak yarınlar aydınlığa ahahhahahahha. İlkay bu mu? İlkay cümlenin orta yerindeki alakasız mizah mı?
-Belki de evet, İlkay biraz bu.-
Tamam! Ben hala İlkay'mışım. İsmim yerinde duruyor yaşasın.
Hayao Miyazaki'nin Ruhların Kaçışı (yorumu burada kıps kıps) isimli animasyon filminde ruhların geldiği hamamın yöneticisi büyücü Yubaba çalışanlarına bunu yapıyordu: Onlardan isimlerini alıyordu. Bir kontrat. Yaptığı buydu. Karşılığı vardı ama ne olduğunu bile anımsamazdın. Çünkü geriye kendini anımsatacak ilk şey, ismin kalmazdı.
Bir yazım vardı, ne yazmıştım içinde bilmem, inan unuttum çoktan. Ama başlığı net. Başlıklarım hep net. Belki de onlar da hep ben. Ben? Başlıklarım hep İlkay. Bak o unuttuğum yazımın başlığını söylediğimde anlayacaksın: Ben İlkay'ım evet İlkay'ım ama İlkay kim?
Kim İlkay?
Hah biraz hatırladım. O yazımda, ahahahahhahah, o yazımda... Beni, asıl beni ne tanımlar diyordum? Ailem, anılarım, başarılarım, başarısızlıklarım, sevdiğim şeyler? Hepsi! Evet biraz. Ama biraz.
Ben İlkay'ım, evet İlkay'ım ama İlkay kim?
Kim sence? Buna sen yanıt verebilirsin. Ben veremem. Çünkü ben zaten İlkay'ım. Ama... İlkay kim?
Bilmiyorum değil. Tanımıyorum değil. Belki biraz kafam karışmış evet. Ama bu da tam olarak değil. Bunlar sorunum değil.
Sorunum: İlkay kim? (onu hiç gördün mü?) Sorunum bu. İlkay'ı... hiç gördün mü?
Ben en son ne zaman kendimi görmüştüm?
Beni en son kim gördü?
-kimse... mi?-
Debelene debelene yoruldum. Ben İlkay'ım buna şüphe yok. Ama İlkay kim?
Bazen artık o yok sanıyorum. O artık yok. Onu görüyorum, görmem mi? Görmesem bu satırların işi ne? Ama yine de...
-İlkay kim?-
Anladın mı meseleyi? Açıkça yazmaya hala gücümün yetemediği meseleyi?
-Dile getirmek istemiyorum.-
Kimse bunu düşünmez. Ama herkes hissedebilir. Keşke İlkay'ın kim olduğunu biri bana söylese. Tanım değil. İlkay'ı. Buyruk değil. İlkay'ı.
İlkay'ı... Onu bana kim söyleyebilir? -Kimse- Sana söyleyim, kimse.
(Belki biraz sen. Sen, evet sen. Ya da, kimse.)
Sevgili zaman... SEN SUS!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder