Yıldızımın ne olabileceğini buldum! Yıldız, bir yıldız.
Günlerdir yapmak istediğim bir şey var. Öylesine bir şey ama hep araya bir şey girdi kaldı. Sonra da ertelemeyi sevdim. Ama biliyorum ki bir şeyi yapmak bir eşik. Sonra hayatın düzelecek. Vallahi bak böyle olur. Hayatın mı dedim, hah hayatım olacak. Böyle konularda sen diyerek anlatıyorum; ya da biz. Oysa benim hayatım. Mmmmmmmm. Çok da lezzetli miymiş? Bilmiyorum, çünkü ağzım yandı!
Bir yemek ne kadar lezzetli olursa olsun çok sıcaksa lezzetini alamayız. Sadece dilimiz yanar. İlk yangının sızısı geçse bile bundan sonra ağzımıza atacağımız her lokma yalan, her su acı bir uyuşukluk olur. Yemek de zehir olur. Karnımız doyar belki, üç beş bir şey yeriz ama yine de ne yediğimizi bilmeyiz. Öylece yeriz. Yemek için yeriz. Ya da yemeyiz. Aç kalırız.
Sonra sızı geçer. Bir sonraki öğüne belki hala bir uyuşukluk ama iki sonrası için geçmiştir bile. Yemek yiyebilirsin! -Yemek yiyebilirim.-
İnsanlar genelde hayır demekte zorlanırlar. Bu kelime benim için çok kolay bir kelime. Temassız geçiyorum, cırt cırt. Aman fırt fırt. Ben, evet demeyi denemeliyim. Çok sıcaksa da sıcak, evet de (fısıltılı oku).
Hayatımdaki tüm pişmanlıklarım evet demediğim anlara ait. Tabii hayır dememe pişmanlıkları da acıdır, olabilir. Bunları bilmemiz gerekmiyor.
-Her şeyi bilmem gerekmiyor.-
Bunu başaramam! Her şeyi her bir şeyi bilmeden evet diyemem. Hayır güvenli.
Hayır hayır hayır hayır.
-Ömür geçmiş.-
Ağzım hiç yanmasın mı? Açlıktan sürüneyim öleyim o zaman. Karnıma kramplar da girer iki büklüm beklerim zamanın geçişini. Zaman geçer. Zamanın en kolay yaptığı şey budur. Evet demek (yüksek sesle oku).
Kendime güvenmemek değil. Kalbimin kırılmasından korkmak değil. Başka bir şey bu, başka bir şey. Alışkanlık kelimesi bile daha yerinde inan bak. Yine de... bu da değil.
-O ZAMAN NE!?-
Sadece evet dememek. Çünkü evet dersem ne olacağını bilmiyorum. Bilseydim bile emin olmazdım. (Ben kronik şüpheciyim). Bu güzel bir özellik. Ama bu özellikten bık-tım. Kendimi korumaktan...
-bıktım.-
Kendimi öyle güzel korudum ki... kendimi kendimden bile korudum inan bana.
BEN KENDİMİ KENDİMDEN BİLE KORUDUM.
Çok sevdiğimden. Çok sevdim kendimi. Tüm sevgimi kendime akıttım. Kendimi böyle korudum. Çok sevgiyle. -Kendimle olan toksik ilişkim-
Bu korumak değil. Ama ben böyle öğrendim. KENDİNİ KORUMALISIN!
-KENDİMİ KORUMAM LAZIM.-
Bu beni korkusuz yaptı. İtirafçı biri. Çünkü bu yazıyı bitirdiğimde ve bu satırlara tek bir çift göz değdiğinde bile başka biri olabilirim. Böyle biri yaptı yaşam beni. Dokunulmaz biri.
-Hayat beni böyle mi korudu dersin?-
+ Kendine o kadar güvenme. - Ama evet demek istiyorum. + Neye? - Bir şeye.
Bir şey... O şey ne? O şey hep benden kaçtı. Kaçtı kaçtı. Kaçmasaydı...
Evet, evet derdim.
Ama kaçtı. Hayat beni böyle korudu. Hep böyle korudu.
-Bu noktada tehlikeli istekler yazamam, şşşş, bırak korusun; ama böyle DEĞİL.-
Bazen içim iyi hissederken, dışımdan ağlayacağım gelir. Sonra anlarım ki, iyi hissetmiyormuşum. Sonra bunun için ağlarım. Hala nasıl iyi hissetmiyorum diye. Bunu o veya bu yol çözmüyor. Bunu kendine iyi gelmek çözmüyor. Bunu bir insan çözemez. Bunu bir olay...
Bunu ne çözer ilgim bitti. İçim iyi hissediyor. Ağlarım en son nokta bu, geçer. Ama bir sonraki dil uyuşukluğuma kadar. NEDEN?
-Çünkü yemeklerin tadını artık alamıyorum.-
Bunun çözümünü buldum. Sana itiraf edemem. Çünkü bunu henüz içimden salıveremem. Salmaya hazırlandığımda, itirafım anında gelir. Çünkü artık değişirim. Şimdiyse...
BU ÇÖZÜMÜ DE İSTEMİYORUM!
Ama başka yol yok. İnsanlar böyle yapar. İnsanlar böyle dener.
Bu beni ağlattı. Kalbimin kırık yerleri sızladı. Kırık kalp dikilir. Kırık kalp yerine kaynar. Kırık kalp yok olur. Ama sızı... kalır.
Keşke en başından... bu yöntemi bilseydim. Kabul etseydim değil, bilseydim. Bilmiyordum. Biri öğretseydi de (ki herkes öğretti) bilmezdim. Ben bilmezdim. Ben bilmemek için direndim. Sızıdan acıyana dek. Tüm varlığım, yitene dek.
Ne zaman dürüstçe yazsam, koşa koşa saklanırım. Senden değil, kendimden saklanırım. Bu yüzden saklarım silerim. Ama flashıma kaydederim. İnternet çöplüğüne de.
Çünkü kalbim acıdı. Tüm varlığım acıdı. Bunun çaresi yok. Sadece bu var ve işte burada.
Gün içinde düşünmem. Bir sonraki artık zaten geçmiştir anıma kadar düşünmem. Ama geçmez. Bu şeyi geçirmeye benim bile gücüm yetmez. Neyin yeter; zamanın, uygun bir olayın... Ya da aklıma gelmeyen bilemeyeceğim bir şeyin. Yine acılı mı bir şey? HAYIR. Ödül yok mu? Bana hiç ''ödül'' yok mu?
EVET. Buna evet dese biri. Keşke biri buna kosssskocaman EVET dese.
Bu bir reçete. Bu acı, sızı, geçti sanmak, geçmemek, çünkü aynı yerde debelenmek. Bir reçete. Ama ben, içinden geçmekten de yoruldum.
Kossskocaman bir HAYIR.
Ah yıldız diyordum... Yıldız işte bu. Akan akamayan ben ve hayat. Yıldız, bu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder