Okunduğumu bilmek beni keyiflendiriyor ama okunmadığımı bilmek daha çok keyiflendiriyor biliyor musun ahhahahaha. Dur, açıklayacağım.
Yazılarımı silme hikayemi zilyon kez anlattım ve sonra o yazılarımı da sildim (gülücük gülücük). Ancak neden, sor neden... -yorum yanıtlarımın olduğu yazıları da sild- Şimdi okurcuğum... Okunmaktan korktuğum için oldu mu rahatladın mı!?! Biri beni okuduğu için değil; ben, okunmaya, dinlenmeye bayılırım. Şurada zamanımı akıtıyorum lütfen. Bu kelimeler beynimden direkt ekrana akmıyor sonuçta... Kolay mı sanıyorsun? Yaz sil yaz sil... sil sil sil sil. YAZ. Kolay değil.
Çünkü... Önce içimde yazıyorum. Sonra dışımdan siliyorum. Anladın mı? İçimden yazıyorum ama içine yazdığını nasıl göreceksin? Bak mesela yine içime bir şeyler karaladım onları görüyor musun, hayır görmüyorsun. Ben de görmüyorum. Görmek için yazmalıyım. Sonra da beğenmezsem... ahahahahha, hayır bu nedenle silmiyorum. Ama gördüğüm şeyi gören seni düşünüyorum da siliyorum. Yanlış tanınma korkusu mu? Belki. Ama fazlası. Kimsenin umurunda değil. Benim umurumda ama umurumda olan asıl şey umurumda olduğunu sandığım şey değil: İşte, yazılarımı bir gün bile geçmeden bir gece karanlığında yarım yamalak imha etme girişimlerimden biri de bu.
Anladın mı?
Ah şu soru... İşte gördün mü; yazılarımı silme nedenim hep şu soru. Anladın mıymış? Neyi anlatıyorsun İlkay be canım değil mi? Anlaman önemli tabi ki, okurlarım beni anlamayacaksa neden yazayım? Ama BEN YAZDIĞIM ŞEYDEN FAZLASIYIM! olayı. Evet, bunu sen de anlarsın ama bak ne diyeceğim.
Aylar öncesinde youtube'da bir röportaj içeriğine denk geldim. Hatta reklam olmasın amma Filme Gitmeden Önce kanalının Robert Pattinson ile yaptığı şu röportajıydı. Burada Robertciğim bizlere bir sorunun yanıtında bir karakteri ''tam olarak yansıtma'' kaygısını anlatıyordu. Buradaki ''tam olarak''tan kastı da yine kendi algısı tabii ki. Robert Beyciğim karakteri iyi yansıtmak için tabi ki emek veriyor, o psikolojiye giriyor, o oluyor. Onu yaşıyor. Ancak o karakteri oyuncunun kendisinin yaşaması ile onun performansını izleyen izleyici aynı şekilde anlamlandıramayabilir. Oyuncu da bu ikiliğe dikkat çekiyor ve izleyiciler onun canlandırdığı karakteri ''daha iyi'' anlayabilsinler diye röportajlarda nasıl gerildiğinden ve karakteri HER YÖNÜYLE anlatma kaygısı taşıdığından (veya buna benzer bir şeydi aylaaarr önce izlediğimden unuttum) bahsediyordu.
Bende de aynısından var. Bundanımdan var işte yaaa. O nedenle siliyordum yazılarımı. Bak, -dum dedim.
Anladın mı?
Anlaşılma kaygım tabi ki çift katmanlı. Bir bu var. Senin zihnindeki yazım. (''Ben aslında şunu demek istemiştim!? Bak bir de şu yönü...'' sus ya sus.) İki de şu: Senin okuduğun versiyonundaki ben. (Çünkü kendimi anlatıyorum.) En çok da bu ikincisi için panikliyorum. Çünkü bir yazı benim için tek bir yazı değildir. Benim için tek bir yazı on yazılık bir seri bile olabilir. Ben yazarak anlam kurarım. Kendi kendime yazamam üzgünüm. Onu çok yaptım. Ben beni okuyanlarca veya okuyamayanlarca birlikte yazabiliyorum. Bu yolla...
Bak işte, silmemeyi öğreniyorum. Sence de bu da değerli bir beceri değil mi? Özellikle de yazan biri için...
İşte, bu kadar. Artık silmiyorum! Silmeyeceğim. Umarım değil, son kararım. Artık utanmıyorum. Ne var canım, ben insan değil miyim? Utanıyordum belki. Olabilir. Ama yazdığımdan değil. Ben yazdığım bir şeyden utanamayacak kadar kendime güveniyorum. (Kimsenin umurunda değil.) Ben... beni anlayan senin gördüğü şeyin benim görmediğim bir şey olmasından bile utanıyor olabilirim. Yaaa...
Anlam kurmaya çok önem veren birinin ve yazmakta bulduğu asıl tutkunun... Tamam. Bir yazarda biraz bunlar olamaz mı? İşte bilirsin, ''benim dediğimi anlayın!'' Belki benim gibi toy ''yazarlarda'' olabilir. Hani şu kendine çoook güvenen yazarlarda. Bunu aşıyorum. Bunu öğreniyorum. Silmek benim için bir yazma yolu. Çünkü yazmayı öğrenmenin türlü yolları vardır.
Yaaaa.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder