Annemle aramızda aşılamayacak duvarların olması beni üzüyor. Bunu o dahil kimseye itiraf etmem. Belki de bu nedenle suçlu benim, değil mi? Hem genelde evlat tarafı suçludur. Anlıyorum, kolay değil içinde bir canlıyı büyütmek, onu doğurmak, onunla ciyak ciyak zamanlarından itibaren ilgilenmek, palazlandırmak, yürütmek, büyütmek... Anlıyorum. Yine de, tüm çabalarımın boşa gitmesi, beni bu konuda suskun biri yaptı.
Annem hakkında yazmak iyi olduğum bir alan değil. Sanırım gelecek olası bir yorumdan çekiniyorum. Lütfen yorum yapma mı demeliyim; o halde yazmamalıyım. Hayatta en çok kalbimi kıran kişinin hep annem olacağını sanırdım. Ancak zamanla ona ve onunla olan ilişkimize alıştım. Bu ilişkinin iyi olmadığı kesin, kötü de denemez. Artık denemez (benim çabam ve özverimle - bence). Yine de hep, çok küçüklüğümden beri hep, uzak.
Bu canımı yakmazdı, eğer annem gerçekten uzak bir kadın olsaydı. Soğuk, duvar gibi soğuk ifadesiz biri olsaydı. Cevap alamadığım, ellerimi bomboş bırakan bir duvar gibi bir kadın olsaydı... Sesinin tınısı bu kadar nameli olmasaydı. Bu kadar kolay gülümsemeseydi, konuşmayı bu kadar çok sevmeseydi :), bu kadar... bu kadar... diğerlerine bu kadar... Bir bana uzaktı. Hep. Bu benim suçum değil, bunu anlayalı çok olsa da... Bunu kabulleneli, annemi, tavrını, uzaklığını, buna bakış açımı, her şeyi, kabullensem de... onu ve bizi böyle kabul etsem de... boşluk bile bitse de... Bu benden çok şey götürmenin ötesinde, bana götürülebilecek bir şey bile vermedi. Bu, bir çocuk, hele de bir kız çocuğu için zor bir şeydi. Hala öyle, zor.
Küçükken onun yanaklarını okşardım. Bunu ben de hayal meyal hatırlıyorum. Çok küçükken, çok çok küçükken... bir evim olduğunu bilirken. Sonra bitti. O yumuşak ev hissi, bitti.
Bu aslında biraz zorlama bir yazı. Ama bloğumda annem hakkında bir yazı olmasını isteyen bir yanım var. Hazır artık nihayet kalbim sakin, anlatmak istiyorum.
Benim bileğimde bir doğum lekesi var. Ben çok çok çoook küçükken anneme ''bu ne'' diye sormuşum da, annem de bana ''ben'' demiş. Sonra bana kim bileğimdeki o doğum lekesini gösterse ben de herkese kendimden emin bir şekilde ''annem'' demişim. Bu beni güldürüyor. Bunu daha evvel birkaç kez laf arasında anlatmıştım. Doğum lekesi üzerine konuşmuştum. Ne demiştim... Bir kere bir şeyi anlatınca o şey bayatlıyor. Yine de bu bayatlamış anlatımı yazıma ufalamak istiyorum.
Ne dediğimi ben bile unutmuşum bak sen şu işe ahahhahah... Ciddiyim, oturdum düşündüm; yok. Doğum lekemizin annemizin karnında geçirdiğimiz günlerden bize bir hediye olduğunu bu nedenle de ne zaman bileğime baksam bu izin bir dönem karabasanlarımı dağıttığına benzer bir durumu anlatmıştım.
Bir adım atsaydı, tek bir adım... ben ona koşardım. Kucak kucak kucak yapmış mıydı bana hiç acaba? Bilmiyorum. Belki de o, öyle bir kadındı. Kardeşimin çocukluğu için benden gelen bir antremana sahipti bunu biliyorum. Bu nedenle kız kardeşim, bana hiç kucak kucak kucak yapılmadığını hiç anlayamaz.
Anneme kırgın değilim. Bu nedenle kızgın da değilim. Anneye kızılmaz değil mi? Ama kırılabilirsin. Ben kırgın değilim. O kırgınsa da bilemem. Bence evlatların da bazı hakları olmalı...
Bu, kalbimde iyileşmeyecek bir yara. Bir iz. Belki yaşam lekesi. Bunun telafisi yok. Bunu böyle kabul ettim. Bunu çözmek için çok çabaladım. Kendi içimde büyük oranda çözdüğümü gururla söyleyebilirim. Bence bu, gerçekten gururlanmaya değer bir şey. Çünkü beni yerden göğe, gökten yerin dibine vurdu (her seferinde). Ben asıl... babama kırgın kaldım. Anneme değil, hep en çok en yakın arkadaşım olduğuna inandığım babama (belki de bu nedenle) kırgın kaldım. Güzel gülümsemelere kolayca aşık olmamı sağlayan babama... Çünkü anlamadı, onu ne çok sevdiğimi hiç anlamamıştır. Defalarca söylesem de... Artık anlatmayı bıraktım.
Anlatmayı bırakmak güzel bir karar. Artık sorunlarımız bitmiş olmalı. Zaten yoktu, değil mi? Sadece ben kırıldım. Defalarca kırıldım ama sorunlarımız yoktu. Ben arada bunları çözmek istedim ama sorunlarımız hep benim sorun çıkarmamdı. Hep, buydu. Bu nedenle artık bıraktım.
Baksana bloğumun her yanında kıpkırmızı bayraklar dalgalanıyor. Bunların rengini açmaya çalışmıyorum. Ben buyum. Kendimi her halimle görüyorum. Görmediğim hallerimi de kabul ediyorum. Ben, uzun bir yoldan geldim. Çok yorucu bir yol. Aç susuz... Kimseden su isteyemedim, kimse de bana su vermedi. Hatta... yolda yükler bile edindim (herkes gibi). Çok yoruldum. Sonra bitti. Bu muydu? Buydu. Bırakınca her şey kolaydır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder