Şükür ve Teşekkür Ettiğim Şeyler.

 

Geçtiğimiz gün (iki gün önce falan) aslında sahip olduklarımın değerini yeterince kendime ifade etmediğimi fark ettim. Gerçekten içten nedenler sıralayarak şükretmediğimi, teşekkür etmediğimi... Aslında her duam öncesinde öncelikle ''her şey için'' şükrederim. Allah'ın\ Tanrı'nın (Yaratıcı'nın) ''Verdiği ve vereceği her şey için şükrederim.'' Sonra da dua ederim. İsteğimi\ isteklerimi söylerim. :) Sonra bir daha dua ederim. Güçlü olduğunu hissettiğim iki Arapça duayı genelde. ''Güçlü olduğunu hissettiğim'' dedim. Bir keresinde babaannem bana ''duaların Türkçe anlamını biliyor musun?'' demişti. Ne güzel bir soru, değil mi?

Ben küçükken anneannemin sofra dualarını dinlemişliğim olurdu. Kendisi Egeli kadınlardan olduğundan, duası da öyle, daha halktan mı desem... En net hatırladığım cümle: ''Soframız dolsun taşsın bitmesin.'' :) Ben de yemeklerden önce dua ederim biliyor musun? Teşekkür ederim, Tanrı'nın ve ayrıca doğanın, toprağın verdiği vereceği tüm nimetler için ve olmayanların da, o an aç kalanların da doymaları için dua ederim. İnançlı biri misin bilmiyorum. Bunu anlar mısın bilmiyorum. Bunun işlevselliğini bilmiyorum. Sadece, bu duayı okumak, yediğim yemeğin ne kadar lezzetli olduğunu bana gösterir sanki. Ben her defasında bunu hissettim. Zaten ben yemek de seçmem. Küçükken anneannemlerde de çok kaldığımdan, ot yemişliğim bile çok oldu. Evet basbaya ot ahhahaha. Ama ona ekmek banmak falan da güzeldi. Tadını hep sevmişimdir.

Sağlıklı olmak çok değerli bir şey biliyor musun? Bunu gün içinde, sıradan bir gününde, sağlıklıyken yani hasta değilken, ne sıklıkla düşünürsün? Sağlıklı olmanın ne müthiş bir şey olduğunu, hiç sağlıksız olmadan evvel fark ettin mi? Ben etmezdim. Hatta sahip olduğum her şeyi elimle iterdim. Sonra bedenim hep bana yanıt verdi biliyor musun? Genelde derimle verdi. Çok şükür ki hep önemsiz şeyler oldular ama beni bir güzel sarstılar. Çünkü her hasta olduğumda büyük bir pişmanlıkla doldum. Yeniden sağlıklı olmak için yalvardım. Sağlık, en değerli hazinedir sevgili okur. Bu bir gerçek. Bedenine teşekkür et. Bu güzel bedenine şimdi sarıl ve teşekkür et. Ben bazen bunu yapıyorum biliyor musun? Ben kendime de sık sarılırım. Kendime çok sevgim kabarmışsa, elime koluma öpücük bile kondururum ahahahha, deli miyim ne :)

Aynaya baktığımda kendime iltifat ettiğim noktaları diğer insanlar da bir bakışta görüyor biliyor musun? Tabi ki bu, çoğu şey gibi, kişiye çocuklukta yüklenen bir algı. Örneğin birkaç gün evvel youtube'da kısa bir videoya denk geldim. Bir baba kızının saçlarına iltifatlar ediyordu. Kız çok küçük yaştaydı daha ve babasını ilgiyle dinliyordu. Ne düşündüm biliyor musun; o kız çocuğu ileride bir genç kız ve nihayetinde bir kadın olduğunda, saçlarını hep ama hep çok sevecek. Çünkü artık bilinçaltına işledi bu. Kimse, en kötü kalpli eleştiriler bile, o kızın saçlarını sevmesine engel olamaz artık.

Ben küçükken en çok gözlerim ve gülüşüme iltifat aldım. Büyürken ve büyüdüğümde :) mutsuz zamanlarımda ayna konuşması yapardım kendimle. ''O kadar güzel bir gülümsemen var ki,'' derdim, ''bu sana boşuna verilmedi, gül diye verildi.'' Ya da buna benzer şeyler. ''Çok güzel bir gülümsemen olduğu için gülmelisin,'' gibi. Güzel gülmeyenler gülmesin mi yani? Hayır, onu demiyorum. :) Dişlerine bakıyorsan ve yalandan değil gerçekten ruhunla gülüyorsan, gülümsemen güzeldir zaten. Buna eminim sevgili okur! Neyse, hiç tanımadığım insanlar dahil, herkes gülümsememe iltifat etmeye eğilimli olmuştur hep. Çekildiğim çoğu fotoğrafta hep diş göstermeli sırıtırım. :) Gerçi zamanla bunu azalttım ama diş göstermemeli gülümsememe anca alıştım ondan. :) Ciddiyim, uzun bir süre diş göstermemeli gülümsememe (hep sırıtmaya alıştığımdan) alışamamıştım. Sevgili Ezo Sunal'ın (kendisinin instagram hesabını eskiden yakından takip ederdim) diş göstermeli gülümsemeler için bir tabiri vardır pek sevdiğim: ''Diş dekolteli gülümseme.'' :)

Tam olarak olmak istediğim bedendeyim. Beden olarak yani, direkt insan bedeni olarak. :) Bu benim için önemli. Kendi güzelim olmak, bana yaşama sevinci veren bir şey. Güzellik algılarını dünyadaki en aptalca ilk on şeyden biri olarak görmekle birlikte, benim güzellik takıntım var. Bazı konularda gerçekten çok kalıplarım var, tabi ki sadece kendimle ilgili. Başkalarında bunlara dikkat bile etmem, edene de aşırı sinir olurum. Sen oglum sen ne ayak, olurum. :) Ancak söz konusu kendimsem... hep çok katı olmuşumdur. Hatta ergenlik ve ilk gençlik yıllarımda kendime bu nedenle çok haksızlık ettiğimi görüyorum. 

Hep kendimi beğenmiş ve hiçbir zaman başka bir görünüme bürünmek istememiş olmama rağmen (bu yüzde yüz gerçek), kendime karşı hep katıydım. Şimdi bile, eğer kendimi ışıklı görüyorsam, yaşamak istiyorum. Dolu dolu yaşamak. Hatta en çok böyle günlerde aşık olmak istiyorum. O çok istediğim aşkı, en ışıklı günlerimde bulmak. Ama sonra... Ya ertesi gün ışıklı hissetmezsem ne olur? Bilmiyorum. Oysa bu değerli. Bir bedeninin olması, ruhunu yansıtan bir bedeninin olduğunu düşünmen, dünyadaki en değerli şeylerden biridir. Böyle söylüyorum iç sesimle kendime. Sonra da teşekkür ediyorum. Sağlıklı ve ışıklı bir bedene sahip olduğum için teşekkür ediyorum. Hadi sen de teşekkür et sevgili okur, sonra bir bakacaksın ki aynaya veya bir bakacaklar ki sana, ışıl ışılsın. :)

Ailem için de teşekkür ediyorum. Aramızda hep bir soğukluk hissetsem ve yalnızlık hissettiğim günler çok fazla olsa da... Beklentilerim karşılanmasa da... Ailem için teşekkür ediyorum. Onların beni koruduklarını ve yetiştirdiklerini görüyorum. Bu kız olmamda bana yardım ettiklerini görüyorum. Benimkisi hep özgür bir ruhtu. Ve ben, özgür yetiştim (bazı konularda). Hep akıllı, uslu ve istendik özelliklere sahip bir çocuktum ama öte yandan, hiç baskılanmadım (belki de hep akıllı uslu olduğumdandır, neyse :). Bazen, hayır sıklıkla, tutunacağım bir kara parçası bulmak benim için zor oldu ama... Hep, hep kendi inanç ve fikirlerimi buldum. İstediğim her şey hep alındı. Güzel bir eğitim aldım, kendime hobiler edinebildim, yeteneklerimi keşfedebildim... Kocaman bir kitaplığım oldu, daha ergenliğimde.

Babamla daha liseye giderken politika siyaset ekonomi kültürler tarih coğrafya gündem... aklına gelebilecek her konuda uzun uzun tartıştığım sohbetler ettim. Beni kimse, kimse, bu nedenle asla susturamadı ve susturamaz. Fikrimi belirtmekten hiçbir zaman korkmadım. Tartışmaktan, fikirlerden... korkmadım. Çünkü beni hep dinleyen bir babam oldu. Biraz arkadaş gibi... Belki bu da beni dengesiz hissettirdi. Ama o, beni hep bir şekilde korudu. Annemin bana karşı anlayışlı olmadığını düşünürken, ben ona karşı ne kadar anlayışlı oldum... Beni kucağına aldığında yetişkin bir kadındı ama yine de şu anki ben'den daha küçüktü. Ben bir bebeği, bir çocuğu (yalnız başıma) ne kadar bocalamadan yetiştirebilirim?.. Bunu aslında başka bir yazımda da ele aldım. Bazen bu aklıma geliyor. Sonra, onun bana karşı anlayışsız olduğunu düşünüyorum. Aramızdaki mesafeyi hiç aşamayacağımı... Ama yine de onu sevdiğimi ve onun da beni sevdiğini görüyorum. Hayatımın ilk çocukluk yıllarında hep onun yanağını okşayarak uyuduğumu hatırlıyorum. Bu, teşekkür etmeye değer bir şey.

Hep, iyi insanlarla karşılaştım aslında. Bir noktada uzaklaştığım, iyi insanlar. Birlikte eğlendiğim, haklarında çoğunlukla iyi şeyler düşündüğüm ve hakkımda çoğunlukla (veya hep? :P) iyi şeyler düşünen insanlarla...

Sevginin ne olduğunu hep bildim. İyiliğin, güzelliğin, hatta o çok istediğim aşkın bile. Aşkın nasıl bir his olduğunu biliyorum biliyor musun? Ruhumda biliyorum, içimde. Dışımda bilmiyorum tabii... Sanırım duamı yanlış etmişim... Çünkü istediğim şey bana hep verildi.

Ben her yazımdan sonra bile teşekkür ederim biliyor musun? Hislerimi en yalın şekilde ifade edebildiğim için, teşekkür ederim. Sen de dene. Sevdiğin bir şeyi yapabildiğin için teşekkür et.

Ben burada, kendi oluşturduğum bir ortamda, seninle konuşuyorum. Bu kız olarak, seninle konuşuyorum.

Bunun için de teşekkür ederim, şükürler olsun.

Sen ne için şükrediyorsun\ teşekkür ediyorsun? Şimdi bul.


bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

(Aslında başka bir şarkı seçecektim ancak sonra zihnimde bu melodiler çaldı. Bu parça bana hep huzur vermiştir.)

Not: Sanırım bu yazıyı yazmaya ihtiyacım vardı. Çünkü yine negatifliğe odaklanma eğilimindeydim...


(Bir Çift Yürek, Marlo Morgan).





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar