Okyanus Büyüsü.

 

Sanırım kendimle ilgili beklentilerim, kendimle ilgili kıstaslarım hep yukarıdaydı. Daima ilerleyen bir süreç. Bu nedenle de hep, kendimin gerisinde kaldım. Ben, kendim için hep ilerideki bir noktadaydım. Sanırım bu durum hep biraz böyle olacak. Bunu seviyorum. 

Blogda sorular sormayı da seviyorum. Bu eğlenceli. Sorular sormak, cevaplar bulmak. Bazen beni zorluyor. Çünkü cevapları yazarken bulmuyorum. Yazarken cevap falan bulduğum yok, sadece eğleniyorum. Ben cevapları, asıl cevapları, içimde buluyorum. Bir de cadı sezilerimden, buluyorum. Bunları tabi ki açıklamam. Benim açıkladıklarım, eğlenmek - keşfetmek (arada da ciddi bir şeyler fısıldamak). Yazmak, anlatmak, olası veya olmayası (bot okur kitlemin şişirdiği yazılarım...) okur kitlemle çoğunlukla tek taraflı hoşbeş etmek -çünkü kimse yazılarıma yetişemiyor üzgünüm (değilim)- gibi şeyler yapıyorum yazarken. Bir de... anı kalsın diye. Bugünümden.

Bundan çok değil -hadi zaman vermeyelim de büyüsü kaçmasın- biraz daha yakın zamanda bile bence farklı bir noktada olacağım. Böyle şeyleri yazmam, üzgünüm (değilim). Sanırım bu blog sadece iç dünyam için var. Hepsi ismiyle ilgili. Bunu da seviyorum. Okyanus büyüleri yapmayı seviyorum. Okyanus dalgalarını, bir deniz kızı gibi izlemeyi seviyorum. Veya bir siren? Uuuuuuuu.

Önceden bende bu mu eksikti acaba? -Ne olduğunu söylemem.- Dalgaları, kendim sanırdım sanırım. Dalgaları yönetemediğimde, kendime yüklenirdim. Her şey benim elimde evet, kendim benim elimdeyim evet, ancak dalgaların sorumluluğu bana ait değil. Dalgalar kafalarına göre hareket edebilir, bu beni bağlamaz. Beni, dalgalara olan bakış açım bağlar. Her şey bakış açısı kontrolüyle ilgili olmasa da... Hayatta sağlam durmak, özgüven ve elinde olmayan durumlara karşı kendini konumlandırmak... bununla ilgilidir. 

Çoğu kişi karşıya göre hareket eder. Değerini buna göre belirler. Ben bu oyunları çok gördüm, belki de bundan bunlar bana komik gelir. Çünkü sağlamlık, bununla ölçülemez.

Bundan çok önceden, beni gerçekten etkileyen biri olmuştu. Bir arkadaşım diyelim. Onunla hep çok erken tanıştığımızı düşündüm. Çünkü onunla olan bu ''erken'' tanışıklığım, benim içimdeki bir şeyi tetiklemişti. Çocukken bunu anlamadım. Çocukken ama bunu asssla kabul etmediğim yıllarda... O yılların spesifik zaman dilimini söylemeli miyim bilmiyorum. Ancak çocuktum, bunu söyleyebilirim. Bu, ona verdiğim anlamla ilgili sanmıştım. Yanılmışım. Bu, ne onunla ilgiliydi, ne de ona benim verdiğim anlamla ilgili. Bu, onun bana, kendine ve hayata bakışıyla ilgiliydi. 

Onu uzun yıllar görmedim. Haberini aldım ama çok uzun süre birebir iletişim kurmadım. Onun hayata bakışına çok eskiden dikkat kesilmiştim. Bana, bendeki bir şeyi hatırlatırdı. Merakla bakardı hayata; öğrenmeyi severdi. Tamam, biraz çevreye de kendini spot ışıklarında gösterirdi falan ama... Yine de samimiydi. Kararlıydı. Çok kararlı birisiydi bunu hatırlıyorum. Beni en çok da, bu etkilerdi. Kendi hayatına karşı olan kararlılığı.

Ona hayran değildim. Hatta içten içe bazı açılardan onu küçümseyen bir yanım vardı. Neden bilmiyorum; işte ergenlik. Yine de, ona saygı duyduğumu biliyorum. Çocukken bile. Şu anda saygıyı hak eden bir insan mı bilmesem de, hala daha kararlılığına, hiçbir şeye olmasa bile buna, saygı duyarım. Hayata bakışındaki meraka, isteklerini gerçek yapma azmine... 

O, benim kalbimi koruyan bir figürdü. Romantik anlamda değil; ancak kalbimi koruyan bir figür olduğunu biliyorum. Bana sahte olanla gerçek olanı ayırt edebilmemde yardımcı olan birisi. Bu, kimi zaman bana haksızlık gibi gelmişti. Ben de ''sahte'' olanı yaşamak ve bu yolla yalnızlığımdan arınmak istemiştim. Çok isyan etmiştim. Ama yapamadım. Benim yapım buna müsait değildi.

Onu hiç oturup düşünmedim ancak ne zaman gerçeği anımsamak istesem... o orada oldu. Bunun bir anlamı var mıydı bugün bilmiyorum. Bence bu haksızlıktı, yine söylüyorum. Yine de... keşke gerçek olanı, o kadar küçük bir yaşta görmeseydim diyorum. Bu artık kalbimi acıtmasa, beni umutsuzluğa sürüklemese bile... Keşke, artık anımsayamayacağım kadar uzaktaki bir kıyı olarak kalmasaydı, bir örneği olsun daha olsaydı... diyorum.

Tabii, bu o zamanla ilgiliydi. Onun da çocuk olmasıyla ilgili. Çocuk olmamızla ilgili... Şimdi onun da hayata aynı parıltılarla baktığından şüpheliyim. Muhtemelen hayır; veya bilmiyorum. Bilmem de gerekmiyor. Yine de... kalbim her kırılacak gibi hissettirdiğinde, bu ışık huzmesinde ellerimi dolaştırma eğilimindeyim. Belki de bu, geçmişteki o noktadaki benim kalbimle ilgilidir. Bunun adı, okyanus büyüsü. Kalbini unutmamak. Oysa onu artık hiç hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey, sevme potansiyeli yüksek olan yanımdı. Ve, onun bana saygı duyan biri olduğu. Gerçek bir saygı. İçinde yalanın barınmadığı bir saygı... zor bulunuyor malesef. 

Şimdi daha derin ve üç boyutlu bu yanım, bunu bilsem de... Artık okyanus büyülerine inanmıyorum. Belki çok derinlerimde hala inanıyorumdur. Birini görürsem, büyü yapabilen... gerçek birini... O zaman, sadece o zaman gerçekten bir okyanus büyüsü daha yapabiliriz. Üç boyutlu bir büyü. Ama bu, şansa gereksinim duyuyor. Bu devirde gerçek bir büyücüyle karşılaşmak zor. Hele de... gerçek bir cadı için. Bunu yazmam gerekliydi. Çünkü bu içimdeki bir hortum. Öfke. Saçma sapan bir öfke. Bunu görelim diye, artık anımsayamadığım bir zamanı yazdım. Sanki benim yaşamadığım bir zaman... Üzücü mü umut verici mi bilmiyorum. Tek bildiğim... gerçek bir okyanus büyüsü yapmayı çok istediğim...

Keşke gerçeği bu kadar net göremese miydim? Sahte bir büyüye başlasam, gerçeğe dönüşür mü? Gerçek bir büyü, yapabilecek miyim? Yoksa bundan vazmıgeçmeliyim?

Aslında hortum dindi. Yine de bazen öfkeleniyorum. Okyanus büyüsü yapabilecek biri olduğum için delicesine öfke duyuyorum!




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar