Sanıyorum ki ben, sana hani hep bahsettiğim o hep olmak istediğim küçüklük benliğimin olabileceği versiyonuma dönüşüyormuşum. Bunu kendime tarot açılımı yaparken fark ettim. Ben küçükken de böyleydim, biraz şımarık, kendi değerini bilen ve burun kıvırmayı bilen küçük cadı. -Tatlı mı tartışılır; ancak galiba tatlıydım da, hatırlamıyorum.-
Sonra benim üstüme aşırı iyi niyet sisi sindi. People pleaserlıkla ilgisi yok. Ben kim peopleları memnun etmek için uğraşmak kim... Öte yandan evet, üstüme aşırı saftiriklik sinmiş bu doğru. Bunu fark ettiğimde bile bundan kurtulamadım. -elimde değilmiş ne yapabilirim!?- Hayat beni sakin bir kızcağız olmaya sürüklemiş... (Ve o bahsi geçen people'lar ahahhahah *-*)
Bazı fotoğraflarımda burun kıvırıyorum, dünya umurumda değil gibi. Buna bayılıyorum. Hep öyleydim ama; hep bir diğer insanların önemsediği şeyleri bir yerime -mesela göbek deliğime veya aşil tendonuma falan- takmadım. Öte yandan bende hep bir kabul görme isteği vardı bence. Hatta bastırılmış bir artık bir yere ait olayım ihtiyacı. Ancak biraz bile people memnuniyetini önemseyen taklacılardan... İnsanları seviyorum ya bakma öyle bana. Hatta ben sosyal bir canlıyım. Çabuk kaynaşırım -istersem.- Kendimi sevdiriyorum da sanırım ama ait olmak... Başkadır. O yeri bulamadıkça delirmiş olmalıyım. Akıllı delirdim ama o ayrı. Akıllı delirmek bir sanattır.
Küçükken çok zeki bir kızdım. (ahahhahah, pardon.) Öyle öyle çok zekiydim. Bir çocuğum olursa (inşallah) erkek veya kız, zeki olsun isterim, akıllı bir çocuğum olsun. Şöyle dilbaz, oyuncu. Hiç içine çökmesin isterim, hep parlasın hep.
Ben içine çökmüş bir kara deliktim yavrum. Kendi içime patladım sanıyorum ki. Bir yıldızın doğumu, vaovvv. Bu, ben yıldızımm, rollenmelerinden farklıdır. Acılı bir süreç. Aman taş atmasan olmaz İlkayyy. İşte ben böyleyim; yazarken koro kısmını ekliyorum.
Bugün bunu fark ettim. Ben küçükken de böyleydim zaten, dedim. Burun kıvırırdım. Sonra da buna güldüm. Bu hep istediğim şeydi, değil mi? Hep ''özlediğim'' şey. Küçükken, sadece kendimken, bir kalıba uydurulmadan evvelce olduğum o zeki küçük kız. Parlak kız... (veya parlak olabilecek kız) İçimde hala yaşadığını keşfettim.
Birileri ondan hoşlanabilir, birileri ona göz devirebilir. Birileri ona hayran bile olabilir (kendimi ne sanıyorsam), birileri ona gıcık kapabilir. Ölümcül bir nefreti çekmez, çekerse nefret sahibi sorunludur nokta. O birilerini sevebilir mi, bunu düşünüyorum. O kimleri sever, en çok kimleri... Bunu zaman gösterir (biliyorum).
O neleri sever peki, bunu da merak ediyorum. Ben neleri severim? Sevmek... Bana ne uzak bir kelime oldu vallahi. Hep içimdeki o temel taş... Sıkışmış, çekip çıkaramıyorum onu. Elimi pürüzlü sert yüzeyinde dolaştırıyorum ama onu kavrayamıyorum.
Yüz kaslarım gülmeyi unutmuş gibi hissediyorum. Oysa gülümsediğimde yüzüm binlerce yıl cıvıldıyor. En çok da yüzümün güldüğüm zaman aldığı şekle bayılıyorum. Bu nedenle öfkeleniyorum. Çünkü yüz kaslarım gerçekten gülmeyi hatırlamıyor gibi görünüyor. Üzücü ama üzülmüyorum.
Aslında artık bıraktım. Depresyonda değilim, o geçti. Girecek olsaydım son beş yılda girerdim ahahahahah. Özellikle son iki yıl cehennemdi. Bu yıl cehennemden çıktığım yıl.
Bir şey düşünmüyorum. Sadece biraz sevindim. İçimdeki şımarık yanımı fark ettiğim an, yüzümde az kalsın güller açacaktı. Keşke biraz şımarık küçük bir kız olarak büyüyebilseydim. Bende bir bu eksik biliyor musun? Bunu telafi edemem, ne hazin. Her şeyi kendim için ben telafi ederim zira ama bak, gücüm buna yetmeyecekmiş.
Olsun, bunu dramaya dönüştürmüyorum. En azından hala, içimdeki o tatlı kızı yaşayabiliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder