Bazen bazı kitap
karakterleri yanıma oturuyor. Sanki bir otobüsteymişiz de, birlikte
yolculuk ediyormuşuz gibi oluyor. Aslında birbirimizi tanımıyoruz, belki de bir
daha hiç karşılaşmayacağız. Ama o sıkışık trafik ilerlemezken o yanımda
oturuyor ve bir noktadan sonra biz sohbet etmeye başlıyoruz. Ben hep susuyorum,
o hep anlatıyor. O anlattıkça benim konuşmama gerek kalmıyor. Çünkü o ikimizin
adına da yeterince konuşuyor. Onu merakla dinliyorum. Gözlerim satırlar
arasında gidip geldikçe laf lafı açıyor sanki. O daha da hararetleniyor. Daha
da derinlere iniyor. Ben dinliyorum, ben görüyorum ve ben bundan inanılmaz
keyif alıyorum.
Konuştuğun birinin seni
anlaması özel bir olaydır. Ancak dinlediğin birinin seni anladığını sezinlemen.
Vaov! İnanılmaz. Bazı karakterler bana bunu verir. Kitabından da bağımsızlaşır
sanki. Hatta sanki, istese gerçekten yanıma gelebilir. Bir adım atsa mesela,
sonra şu harfin üstünden hoplasa, şu satırdan uçsa... Ve işte yanımda.
Bazı yazarlar böyle
yazıyor. Biliyor okurunun onu dinlediğini. Yazarlar
karakterlerine en başından en sonuna kadar güvenirler mi acaba? Yoksa bunu hiç
düşünmezler mi? Karakter kendini var ettikten sonra işler kontrolden çıkar
sanırım. Sonrasında kime ne o karakteri kimin dinleyeceğinden, elbet biri duyar
onu. Çünkü artık o var. Onun bir varlığı var. Satırlar arasında, iki boyutlu;
ancak onu gören biri çıktığında, işte can buldu. Sonra da okurunun yanına oturur.
Birlikte yolculuk edersiniz. Nerede olduğunun bile bir önemi olmaz; sadece o,
sen ve yolculuk vardır çünkü.
Bazen onu seversin, hoş
biridir. İlk bakışta etkilenirsin. Bazen sevmezsin; çok sevimsiz, nemrut bir
şeydir. Bazense dümdüzdür. Çoğu zaman en sevdiğimin bu sonuncusu olduğunu fark
ederim. Her karakterin bir hikayesi vardır elbet. Ancak bazı karakterlerin
hikayesi kendisinden bağımsız olarak dinlenilir olur. Özel bir bağ
geliştirmeden okunur olur. Sonra bir bakarsın ki, aslında karakter seninle bağ
geliştirmiş.
Böyle karakterleri
severim. Dinlemek isteyeceğim karakterleri.
(06.07.23)
![]() |
| Gizli Bahçe, Frances Hodgson Burnett. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder