Genç kadını oraya çeken
bir şey vardı. Her gün öğle aralarını yayınevinin arka caddesindeki küçük
kafede geçiriyordu. Oraya ilk gidişinde bu kendi halindeki mekanın sakinliği
hoşuna gitmişti. İş yerine bu kadar yakın bir yeri bunca zaman keşfetmemiş olmasına
şaşırmıştı.
O gün ne sıkıcı bir
gündü diye düşündü genç kadın masasındaki çerçeveyi inceleyerek. Omuzları
tutulmuş, gözleri bilgisayara bakmaktan acımıştı. Bir de üstüne kızlar öğle
arasında kavşak tarafındaki restorana gidelim demişlerdi. Genç kadının
kıpırdayacak hali yoktu ama o hafta için zaten tüm itiraz haklarını
kullandığından bir kez daha oyunbozan olmaktan çekinip kızlara ''tamam,''
demişti, ''az bir işim kaldı, siz gidin ben de geleceğim.''
Dışarıda gök gürlerken
yağmur yavaşça atıştırmaya başlamıştı. Genç kadın kızlara kısa bir mesaj atarak
yağmura yakalanacağını, yemeğe gelemeyeceğini yazmıştı. Ne çok itiraz
edeceklerdi. Ancak genç kadın önlemini çabucak alıp sessize aldığı telefonunu
çantasının kalabalıklığına atıvermişti. Zaten canı o gün en başından beri ne
sosyalleşmeyi, ne de bir şeyler yemeği istemiyordu. Dışarı çıkmışken ofise geri
dönmeyi de canı hiç istemedi. Şakaklarını ovarak göğü kaplayan gri bulutları
inceledi. Ne sıkıcı bir gün...
Bacaklarında hissettiği
yumuşaklıkla dikkatini ayaklarına çevirdiğinde dudakları kendiliğinden yavaşça
kıvrıldı. Bacaklarında bir tam tur atan beyaz gri alacalı kedi, geriye yandan son bir
bakış atarak az ilerideki kapının kedi girişinde kayboldu. Hafifçe atıştıran
yağmurdan göz makyajını korumaya çalışarak kedinin izlediği yolu takip eden
genç kadın, kendini sonrasında gizli mekanı olacak şirin kafede buluvermişti.
Mekan küçük olsa da, geniş tavanı ve açık tonlardaki duvarlarıyla ferah bir havası vardı. Loş aydınlatmalar ise özellikle de yağmurlu günlerde içeriye melankolik bir hava katıyordu. Krem rengine boyanmış duvarlardaki panolarda basit çizim karalamaları ile not kağıtları dikkat çekiyordu. Açık renk duvarların köşelerine çizilmiş desenler ilk bakışta gelişigüzel fırça darbelerini andırıyordu. Ancak uzaktan bakıldığında bu çizgilerin farklı figürlerin hareketlerini simgelediği anlaşılıyor, duvarlar bir araya geldiğinde ise adeta sessiz bir öykü anlatıyordu. Bu küçük mekan, ahşap masaların üzerindeki oyun ve sinema figürleri ile küçük sukulentlerin varlığı sayesinde daha da sempatik bir tavır kazanmıştı.
Genç kadın sipariş
vereceği tezgaha doğru ilerledi. Tek başına seçim yapmak konusunda hiçbir zaman
iyi olmamıştı. En iyisi kahve, diye düşündü hafifçe esneyerek, hem midemin bir
şey alacağı da yok. Hangi kahveyi içsem... poooff!
Tezgahın önünde sipariş
verecek kendisinden başkası bulunmuyordu. Acaba menü mü getiriyorlar diye
düşündü etrafına göz atarak. Bugün neden aklım durdu benim böyle! Sonra
tezgahın arkasındaki fiyat listesinde gözlerini dolaştırdı. Yok canım, işte
buraya gelip siparişini...
''Latte.''
''Efendim?''
''Latte diyorum,
vanilyalı latte iyi gelir. Üstüne yapacağımız çizim için seçeneklerimiz de var:
Yaprak, kalp, kedi, gülen veya tercihe göre somurtuk yüz... belki ay, güneş de
deneyebiliriz, ya da kar tanesine ne dersin?''
''Kedi mi?'' dedi genç
kadın. Aklına ayaklarına dolanan kedi gelmişti. Sahi, o nerede acaba diye
düşündü. Sonra sessizliğin garip kaçtığını düşünerek hafifçe gülümsedi.
Gülümsemek gerginliğini azaltmıştı. ''Tamam o zaman,'' dedi sonra, ''vanilyalı
latte alayım, üstüne de...''
''Kedi çiziyoruz!''
Tezgaha doğru hafifçe eğilmiş genç adam, sweatshirtünün kollarını biraz daha
sıvayarak kahve kaplarını tezgaha çıkarmaya başladı.
''Evet tamam öyle
olsun,'' dedi genç kadın. Sonra da kafede kendisinden başka müşterinin
olmadığını şaşkınlıkla fark etti. ''Bugün burası fazla sakin sanırım,'' dedi
bakışlarını loş ışığın aydınlattığı duvarlarda gezdirerek. Dışarının puslu
havası içerideki sakinliği ağırlaştırmak yerine yumuşatmış gibiydi. Aydınlatma
duvarlardaki çizimlerin arasından dolanıyor, onları adeta hareket ettiriyordu.
''Aslında yağmurlu
havalarda da rağbet görüyoruz ama bugün gerçekten sinek avladık. Sen üçüncü
müşterisin.''
''En azından ilk
değil'' dedi genç kadın hafifçe gülümseyerek. Gözlerinin kenarlarındaki koyu
halkalar yüzünü hissettiğinden daha ciddi gösteriyordu. Buna karşın genç adam
genç kadına yamuk gülümsemesiyle bakışlar atıp yaptığı kahvenin adımlarını
açıklamaktan geri durmadı.
''Önce espressomuzu
hazırlıyoruz. Bu kısım çokomelli, çünkü kahvenin aromasını bu veriyor.''
Genç kadın anladım
dercesine hafifçe başını sallayarak genç adamı onayladı. ''Daha sonra,'' dedi
genç adam genç kadına kısa bakışlar atmayı sürdürerek, ''sonra sütü
köpürtüyoruz. Bu kısım da...''
''Çok önemli.'' Genç
kadın cümleyi ciddiyetle tamamlayarak başını bir kez daha salladı. Gerçekten de
dışarıda içtiği kahvenin yapılışını ilk kez izlemek onu biraz
heyecanlandırmıştı.
''Evet öyle! Bu kısımda
köpüğün yoğunluğu önemli. Kremsi, yumuşak bir dokusu olmalı.'' Genç adam
elindeki metal sürahideki sütü çalkalayarak kremamsı köpüğü oluşturuyordu.
''Sonra...'' diyerek kahve makinesine uzandı, ''espressonun içine biraz vanilya
şurubu ekliyoruz ki aroma katsın. Ve işte...'' diyerek metal sürahideki köpüğü
kahvenin üzerine ekledi.
Kahvesine uzanan genç
kadını genç adam iki yana salladığı bakışlarıyla engelleyerek ''ama daha
bitmedi!'' diye karşı koydu. Kahvesi genç kadının ellerinden uzaklaşırken genç
kadın yorgunluğunu unutmaya başladığını fark etti.
''Eeeennn eğlenceli
kısmı kaçıramazsın: Latte art. Çizim yapacağız.''
Genç kadın hafifçe başını salladı. ''Evet, keyifli görünüyor.''
''Ne çizelim
demiştin?'' Genç adam parıltıların dans ettiği gözlerini genç kadına çevirerek
başını hafifçe yana eğdi. Gözleri kahverengiden yeşile uzanan bir ışık tayfına
benziyordu. Gözlerinin rengini çözmek zor, diye aklından geçirdi genç kadın dudaklarının
kıvrılışına engel olamadan. ''Kedi,'' dedi sonra gülümsemesini durdurmadan,
''kedi olsun.''
''Evet...'' Genç adam
abartılı bir dikkatle ''köpürttüğümüz sütü... dikkatlice döküyoruz ve''
elindeki metal çubuğu köpüğün üzerinde usulca hareket ettirerek kahvenin
üzerinde kedi silüeti oluşturmuş, ''ve işte bıyıkları da...'' diyerek kahveyi
genç kadına uzatmış. ''İşte şimdi hazır... Nasıl buldun?''
''Ne tatlı!'' Genç kadının sesinin tınısında yorgunluğundan iz kalmamıştı. Gerçekten de karşısındaki basit ama sevimli bir çizimdi. ''Kahve yapmanın bir sanat olduğunu bilmiyordum doğrusu,'' dedi sonra kahvesine uzanırken.
''E ama önce bir iç bakalım,'' dedi genç adam. Genç kadın, genç adamın dikkatli bakışları eşliğinde kahvesinden önce küçük, sonra şaşkınlıkla büyük bir yudum aldı. ''Bu işte gerçekten yeteneklisin!'' Bakışları genç adamın önlüğündeki kartı buldu, ''Cenker?''
Genç adamın genişleyen
gülümsemesi ikili arasındaki çekingen havanın son adımı oldu.
Yağmur, diye düşündü genç kadın, o gün ne çok yağmur yağmıştı. Sonra masasının kenarındaki çerçeveyi ellerinin arasında önce usulca sonra sıkı sıkı tuttu. Az kalsın işe geç kalıyordum, diye düşündü artık soğumuş şekersiz kahvesinden bir yudum alarak. Onun kahvesi ne hoştu. O ilk kahve... Tadı nasıl bu kadar canlı kalabilir hafızamda... Sonra tadını hiç beğenmediği soğumuş kahvesini kendinden uzağa ittirdi ve gri bulutların ardından belli belirsiz seçilen gökkuşağını izledi.
(02.03.26)
![]() |
| Kim Bağışlayacak Beni, Birhan Keskin. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder