Çok sevdiğim bir yazar var. Haziran gecelerini yazmaya ayırdığını bir instagram postuna yazmıştı. Onun paylaşımlarını çok seviyorum. Örneğin bugün küçük kızıyla birlikte geçirdikleri altıncı yılı (kızının doğum gününü :) kutlamış. Çok doğal, içten, benden hissettiren kelimeleri olan güncel öykücülerimizden. Melisa Kesmez.
Onun yazmakla ilgili paylaşımları bana ilham oldu. Yazmaya dair kendi tutkumu hatırladım. Evet, burada çok çok çok ve artık eskisine göre bile daha çok yazıyorum ancak yine de... Bu bir kaçış, sığınma veya alışkanlık. Yazma refleksi denebilir belki; oysa yazma tutkusu başkadır... Tamam, blog yazmam da yazma tutkumun bir yansıması anlıyorum. Ancak benim ihtiyacım olan ve yitirdiğim durum o değil.
Önceden kurgularımı karşımda görmekten korkardım. Onların ham halini anlattığım bir dostum vardı. Onları başka kimseye de anlatmazdım. Çünkü hem o dostum yazmakla ilgilenmiyor (gibi görünüyor)du, hem de anlattıklarımı gerçekten dinliyordu. Genelde hepsini beğenirdi ve bu durum onu pek de iyi bir eleştirmen yapmazdı. Dahası, çoğu kurgumu unuttuğuna eminim (bu nedenle de yazmaya ilgisi olsaydı bile benim anlattıklarımdan ''ilham'' alamazdı). O, güvenli bir kurgu dönüştürücüydü benim için. Çünkü anlatmak, dönüştürür.
Belki de okunmaktan da korkuyordum. Blogda bile öyle değil mi? Kaçarcasına anlatıyorum. Saklanmıyorum belki ama... işte, kaçıyorum. Bir de eskiden anlatımım çok yavandı. Şimdi en azından üç beş fiyakalı numaramın olduğunu düşünüyorum. :)
Belki de iyi olmayı bekliyordum. İyi yazmayı. Yazmak için bile iyi yazmayı bekliyordum. Oysa o tutku... onu anımsıyorum. Uçarcasına sürüklendiğim o heyecanı başka bir şeyi yaparken hissedemedim.
Ben de yazmak istiyorum diye düşündüm. Gökyüzü fotoğrafları çektikten sonra gördüm bahsettiğim instagram gönderisini. Sonra da... haziran bile bitiyor diye düşündüm. Ne yani, ben haziran gecelerinde uzun uzun yazamayacak mıyım!? Böyle düşündüm. Sonra yazmadığımı düşündüm. Gerçekten hiç yazmadığımı, bundan hep kaçtığımı.
Oysa yazmayı hep çok sevdim. Hep çok sevdiğim şeylerden kaçmak gibi kötü huylara sahibim.
Artık blog yazmanın benim için manası ne emin değilim. Belki de içimde bir çeşit çözülme yaşadım. Evet öyle. Blog yazmamın her blog yazarında olduğu gibi bazı bilindik sebepleri olduğu gibi, bir de bana özel temel motivasyonlarım vardı. Bu motivasyonlar zamanla kaybolunca, bloğa dair yazma süreçlerim de yokuş aşağı gitmeye başladı. Bu motivasyonun kaybı aslında beni daha iyi bir yazar yapma yolunda bir itki olabilir. Öyle saçma bir sebepler bütünüydü. Öte yandan, dediğim gibi, bloğa dair bir çeşit sihrin çözülme anını yaşadım.
Belki de ''gerçekten'' yazabilmek için buna ihtiyacım vardı. Büyünün bozulmasına. Böylece her yeni yazma sürecimde yeni bir büyü keşfedebilirim! Sonuçta yazmak eyleminin sihri de burada değil midir?
![]() |
| Hala kalbimi ısıtır. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder