Zihin Fotoğrafçılığı.

 

Zihin fotoğrafçılığını çok severim. Evet, zihin fotoğrafçılığını. Gözlerimiz pek çok şeyi görür. Retinamız tıpkı bir... Bir... Karanlık oda gibi çalışır. Sonra beynimiz de bu karanlık odadaki fotoğrafları basar. Tıpkı eski fotoğraf makineleri gibi. Beynimiz biraz geleneksel sanırım. Mesela, beynimizle bin tane aynı selfieden çekemeyiz; ama başka binlerce farklı fotoğrafı çekebiliriz. Çoğu zaman bu fotoğrafları bile isteye, planlı olarak çekeriz. Ah, şu manzarama bakayım... Ne de güzel. Bir günbatımı, bir deniz, bir gökyüzü, bir aile, belki bir sevgili, evcil hayvan... Ayna? :) Bazense işler böyle yürümez. Belki yine bazen, bilinçli olarak fotoğraf çekmek için bakarız o manzaraya, ama bu sefer çıkan fotoğraflar arasında, eski bir fotoğraf makinesi olan beynimizin bize sürprizleri yer alabilir.

Eski fotoğraf makinelerini severim. Çocukken pek bir fikrim yoktu açıkçası. Sadece poz verirdim. Neyse ki ailem pek çok fotoğrafımı çekmiş ve neyse ki en ifşalı fotoğraflarımda bile fotojenikmişim. Ah! Sonradan neden bu özelliğim kayboldu ki... Pooofff. Neyse ve neyse ki, başkalarının zihin albümündeki fotoğraflarımızı göremiyoruz. Acaba oralarda gözümüzün kapalı ya da kırmızı çıktığı fotoğraflarımız da var mıdır? Saçımızı düzeltirken çekildiğimiz anlar? Çıkıt çıkıt yapılan anları telefona bakarak anlamak kolay da (kimi zaman?), birine bakarak bunu anlayamazsın ki. Acaba fotoğrafımı hangi anda çekti? Ah, ne stresliymiş!

Ben zihin fotoğrafçılığını çok severim. Kaldı ki, telefonuyla bile gerekli gereksiz her güzel bulduğu şeyin fotoğrafını çeken bir insan olduğum bir dönem yaşadım. Aslında o dönem güzeldi biliyor musun; ne kadar da heyecanlıydım, ne kadar da başka hiçbir şeyi görmezdim. Bir şeyi gözüme kestirdiysem, onu veya ona benzeyen bir şeyin fotoğrafını çekene kadar pes etmez ve galiba biraz da edemezdim. Sanırım bunu yazarken de yapıyorum. Kimi zaman bazı kavram veya nesnelere kafayı taktığım olur. İstediğim pozu yakalayana kadar yazar, yazarım.

Önceden zihnimde kocaman bir sergi vardı. Aslında sanırım bu iyi bir şey değildi. Çünkü bazen kasma olabiliyordu. Sonra sanırım bu sergi, bir fotoğraf albümüne dönüştü. Bu albümü istediğim zaman karıştırabiliyordum. Sanırım bu da o kadar da iyi bir şey değildi. Çünkü çok fazla fotoğraf vardı ve ben hangi fotoğrafa denk geleceğimi bilmiyordum. Sonra, fotoğraflar silinmeye başladı. 

Bazı insanların hafızası zayıftır. Bir arkadaşım vardı; zihin fotoğraflarıyla pek ilgilenmezdi. Benim de buna özenen bir yanım vardı sanırım. Hem, bu kadar çok fotoğrafı ne yapacaktım ki? Dedim ya, zaten kasma da yapıyordu. Öte yandan bu gerekli ve sanırım bir şekilde herkesin bir zihin albümü var. Gün batımlarıyla, gün doğumlarıyla, küçük çocuklar veya kedilerle veya başka hayvanlarla, tanıdığı tanımadığı tanıyamadığı veya tanıyamayacağı insanlarla dolu bir albüm. 

Bu yazıyı yazarken bir yandan da kendi zihin albümümü karıştırmak istedim ve pek çok sayfanın boş olduğunu fark ettim. Bir fotoğrafçı için yeni fotoğraflar hep heyecan vericidir. Ben bir fotoğrafçı değilim ama fotoğraf çekmeyi seven biriyim. Bu yüzden heyecanlandım.

Peki ya sen, zihin fotoğrafçılığını sever misin? Albümündeki en güzel fotoğraf hangisi?

Güzel bir hafta dilerim.

(06.05.24)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar