Yağmur sesini dinlemeyi
severim. Onun kendince soluklanma biçimleri vardır. Bazen sanki çok hızlı
koşmuş da hızlı hızlı nefes alıp vermek istermiş gibi havayı yara yara zemine
çarpar. Böyle anlarda sesini takip etmek zordur. Harareti dinleyicilerine de bulaşır.
Dışarıda olanlar sabırsızca yağmurun dinmesini bekleyerek bir yerlere sığınır,
evde olanlar evin sıcaklığının güvenliğinde ama yine de nereden geldiği belli
olmayan tedirgin bir hal ile sağanağın yere ulaşan son öpücüğünün sesini
duymayı beklerler. Bu bekleyiş kısa sürer; çünkü sağanak anlatacaklarını bir
çırpıda haykırır.
Bazen, sanki rutin bir
işi yerine getirir gibi akar taneler. Her bir tane, aslında birlikteliklerini
tekrarlar: Biz yağmuruz. Taneler tek başına yeryüzüne indiğinde tenimize değen
çisentiler bize bazen keyif verir, bazen tedirginlik. Bazen yavaşlatır, bazen
hızlandırır. Bazen gülümsetir, bazen yüz ekşitir. Yağmurda yürümek,
çisentilerin dürtüklemelerini hissetmek, insana canlılık verir. Yerküre bile
canlanır, rahatlar, mayışır. Banyodan yeni çıkmış biri gibi güzelce kokar ve
etrafa dinginlik bulaşır. Yağmurdan sonra hava dinlenmiştir.
Bazense hiç acelesi
olmadan ama yine de bir amacı varmışçasına yerkürenin topraklarına yerleşirler
ardı sıra. O zaman bu ses, tıpkı rahat bir koltuğa veya yumuşak bir yatağa ilk
oturma anımızdaki gibi gelir. Gözlerini kapatmışsın da, bu sesin vücudundaki
tüm kasılma ve tutulmaları esnetmesine izin verirmişsin gibi. Bu ses, hem çok
dingindir hem de kararınca hareketli. Sana hareketin doğasını anlatır usul
usul. Bak, der, sadece duy, dinlemek için çabalama, zaten duyacaksın rahat
bırak ve böylece duy... Bu sesi dinlemek bana ayrı bir huzur verir. Çünkü
doğaldır; tıpkı hareketin doğası gibi, kendiliğinden.
(26.05.25)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder