Hayatta özendiğim tek karakter, doktordu. 9. doktor (Christopher Eccleston).
Doctor Who'yu lisenin
ilk yıllarında yakın bir arkadaşımın bu diziye aşırı hayran olması sonucu
radarıma almıştım. Yine yıldızlı bir yaz gecesinde diziyi izlediğim aklımda.
Hatta ille de diziyi açık havada izleyeceğim inadım yüzünden, internet oradan
çekmiyordu, dizi donup duruyordu da sinir oluyordum. Ah benim bu
romantikliğim...
Aslında tüm doktorları
izlemedim. 9. doktor Christopher Eccleston ile birlikte bir kesimin gözdesi bir
kesimin gıcık kaptığı David Tennant ve yine unutulmazlardan olup ve hatta
dizinin adını söyleyince bile diziyi şöyle böyle bilenlerin gözlerinin önünde
canlanabilecek yüz Matt Smith'in sezonlarını da yıllar evvel izlemiştim.
Dizinin sonraki sezonlarına ilgimin kaybolmasında sanıyorum ki arkadaşımla
yollarımızın ayrılması da var, öhömmm.
Dizinin özellikle de
ilk sezonunu izlerken beni bir gülme alıyordu. Dizinin modern döneminin
başlangıcı olan 2005 yılında çekilmiş bu ilk sezondaki efektler çok komiğime
gitmişti. Değil 2005, 1995 yılında çekilseydi bile o kadar yapay efekt ve
uzaylı tasvirleri kullanılmazdı diye düşünüyordum. Sırf bu nedenle diziye
tekrardan başlamak istediğim yıllar boyunca bu isteğimi hep erteledim. Sonra da
zaten dizi woke kültürü ayağına (son sezonlarını kastediyorum) telelellleyyye
sardı ve bu işin tadı kaçtı. Öte yandan bence zaten Doctor Who'nun Doctor Who
olduğu sezonları izlediğimi düşünüyorum (belki Peter Capaldi'yi de sevebilirdim
bilmiyorum).
Diziyi bilmeyenler için
kısacık özet geçeyim. Dizi, ''Doctor'' adıyla bilinen bir Zaman Lordu olan
dünya dışı gezgin bir varlığın uzay zamanda seyahat eden ve dışarıdan mavi bir
telefon kulübesine benzeyen TARDİS isimli uzay aracıyla yaptığı seyahatleri ve
bu seyahatlerinde kendisine eşlik etmesi için yanına aldığı dünyalı yol
arkadaşlarıyla olan ilişkisini anlatıyor. İlk sezonda her bölümde farklı bir
konu işlenmekle birlikte, sonraki sezonlarda tek bir konu daha çok
uzatılıyordu.
Bu dizi beni gerçekten
etkilemişti. Hatta diziyi izlediğim zamanlarda bilinçli olarak düşündüğümden
çok daha fazla etkilemişti. Ben de günlüğüme şakasına ''şahsi Tardis'im''
derdim; çünkü ben de yazarak uzay zamanda yolculuklar yapabilirdim. İstediğim
zamana ve mekana (istersem boyuta) ışınlanabilirdim. Kendime dair, yaşamıma ve
yaşama dair ve hatta evrenlere dair bir sürü şey keşfedip kağıttan maceralar
yaşayabilirdim. Ayrıca belki anımsarsın, benim de hep yol arkadaşlarım oldu.
Hatta en ünlüsü Aomame'dir.
Benim favori doktorum
hep 9. Doktor oldu. Doktor burada bir meslek değil, kimlik olarak kullanılan
bir tabir. 13 bölümden oluşan tek bir sezonla dizide yer almasına rağmen, diğer
ön plana çıkarılan doktorlardan çok daha fazla içimdeki bir yere dokunmuştu.
Bunun en önemli sebebi uzay zamanda kapladığı yerdi ahahahah. Özellikle de
heyecanlandığında ellerini kollarını iki yana açıp konuşması, bir şey
keşfettiğinde yüzüne yayılan kocaman sırıtışıyla ''fantassstiiikkk!'' deyişi,
deri ceketiyle hırpani görünümü... Tüm bu enerjik hallerinin diğer kutbundaki
düşünceli bakışları, bir şeye canı sıkıldığında insanı delip geçen mavi gözleri
ve yüzünü kaplayan derin ama oyuncu çizgiler. Kendisi kesinlikle benim
doktorumdu. Hatta şöyle düşünürdüm, ben de bir doktor olarak dizide oynasaydım
kesinlikle 9. doktorun kadın versiyonu olurdum! :)
Deri ceketimle ellerimi
kollarımı iki yana açıp konuşur ve bir şey keşfettiğimde insanlara... ben
fantastiiikk demezdim de başka şey derdim bağırarak (bu kısım bana kalabilir),
sonra milleti şaşırtırdım ama zamanla benim bu yarı deli hallerime alışırlardı.
Sonra macera dedin mi hızlıca içine atlar evrenleri kurtarırdım (pek tabii yol
arkadaşlarım ve emektar Tardis'imle birlikte). Aslında yol arkadaşım da direkt
doktorun kendisi olsun isterdim ancak tek doktor ben olacağım için bir dizide
ikimiz aynı anda oynayamazdık (belki uzay zaman bükülünce ek bölümlerde
oynardık ama asla farklı iki kişi olamazdık...).
9. doktoru benim
doktorum yapan tek neden tabi ki sadece asi - sempatik iki uçluluğu değildi.
Onda bir kişilik vardı. Bu iki uçluluğa derinlik veren bir karakter. Gözlerinde
sadece bir gezgin\ kaşifin deli parıltısı yoktu, hüzün de vardı. Bir şeylerini
kaybetmiş birinin hüznünün derinliği. Zaman Savaşı'ndan sağ kurtulmayı başaran
doktor, modern serinin yenilenmiş ilk doktorudur. Ondan önce de doktorlar
olmuştu, ondan sonra da olacağı gibi. Bu ''yenilenme'', doktor isimli varlığın
her bir hücresinin kendisini yeniden inşa etmesi sonucu görünümünden sesine tüm
varlığının yeni bir insanmışçasına baştan oluşması olayına denilmekte. Bu
yenilenme sonucunda karakterin dış görünüşü değiştiği gibi, bazı tepki ve
eğilimleri, konuşma tarzı gibi durumlar da değişebilir; ancak ne olursa olsun
hafızası ve özü aynı kalır. O doktordur, sadece doktordur ve bu değişmez.
Değişen sadece dış katmanlarıdır.
Nitekim 9. doktor olan
Christopher Eccleston yerini 10. doktor David Tennant'a bıraktığında da
karakterde aynı alaycı hava kendini gösteriyordu. Aynı şekilde değil, sanki bir
eğilimi başka bir insanda görüyor gibi, bir iz gibi bir benzerlik: Aynı kaşifin
ruhu. Ancak artık yepyeni biriydi. Seçimleri buna göre şekillenecek yeni bir
kabuk. Öz önemlidir ancak özü çevreleyen katmanlarımız, yaşantılarımız,
değiştikçe biz de değişiriz. Özümüz de yavaş yavaş genişler, daralır; şekil
değiştirir. Belki aynı şekilde titreşir, aynı arzuyla ancak hareket yönü,
biçimi ve hepsini kapsayan dokusu, yaşantılarla yeniden şekillenir. Bence
doktora da her seferinde olan buydu. Acısının ve hüznünün sebeplerinden biri de
buydu diye düşünüyorum.
Evet o yalnızdı ama öte
yandan, kendi içinde de derinlerdeydi. Her seferinde yeni bir kabuk, yeni
katmanlar ve seçimler... Bunların getirdiği yeni yol arkadaşları, yeni
maceralar, yeni keşifler. Doktor hiçbir zaman aynı doktor olarak kalmadı. Aynı
kalan tek şey, 9. doktorda gördüğüm o bakıştı. Bence o bakışı en iyi yansıtan
da Christopher Eccleston'du (ama diziyi asırlar önce yarım bıraktım, bu
saptamam da iddialı olur neyse adam kayırmayım şimdi durduk yere :). O bakışın
dış dünyaya yansıması bana en çok onun ''fantastik!'' nidalarıyla geçmişti.
Diziyi yıllar evvel izlemiş olmama rağmen bugün bile aklımda en çok kalan
doktor da, en çok kalan mimikler de, ses de, gülümseme de, maceralar da... ona
ait.
Acaba bu diziyi yeniden
izlesem hangi doktorda hangi parçayı bulurdum? Belki de bu dizinin en büyük
esprisi de buydu, tek tek parçalar bir doktoru oluşturuyor. Bu nedenle de
izleyicilerin ''farklı doktorları'' olması çok doğal. Çünkü herkes her doktorda
farklı parçaları görebilir.
Doktorun tüm o
maceralardan sonra Tardis'ine ilerleyip omzunun gerisinden ''geliyor musun''
deyişini hayal meyal anımsıyorum. En çok bu nedenle 9. doktoru anımsıyorum
sanırım. Savaştan çıkmış ilk doktor olduğu için. Acıyı anladığı için. Tüm o
duyguları ve en çok da umudu. Sen ne yaparsan yap en çok o şaşırmayacağı için.
Sana bir mazeret veya avuntu sunmayacağı için. 9. doktor bana hep tam olarak
yanında kendin olabileceğin biri izlenimini vermiştir. Evrenler yıkılma
tehlikesine girdiğinde bunu soğukkanlılıkla ''olabilir'' diyerek dile getirdiği
ve insanları elinden gelen son ana kadar koruyacağını bildiğimiz için.
Ama en önemlisi de,
evrenlerin ve ırkının yok oluşuna şahit olduktan sonra, her şeye rağmen
gözlerinde güçlü bir pırıltıyla yaşama derin bir merakla atlama cesaretine
sahip olduğu için benim doktorum Christopher Eccleston'un hayat verdiği 9.
doktor. Merak. Bence tüm evrenlerin kilidini açan, tüm hislerin boyutlarını
aşan o güç, meraktır.
(08.06.26)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder