Dün gece uzun uzun yazdım. Sanki elim benden
bağımsız hareket ediyordu, sayfalarca yazmışım. Önce tarihi attım. Sonra o
tarihi bir bulutun içine aldım. En sonunda da güldüm buna. Komik diye değil;
komik değil diye. Zamanın bir buluta konması anlamlı geldi bana. Tamam belki
biraz da komik. Belki de her şeyde anlam görebilen ruhum ağır bastı bir
anlığına. Zaman, diye düşündüm, işte bir bulutun üstünde. Acaba ne zaman geri
dönüp rastlaşacağım bu bulutla tekrar?
Eski günlüklerimi üzerinden uzun zaman geçtikten
sonra okuduğum oluyor. Geçtiğimiz aylarda bu işe girişmiştim hatta. Öylesine
okumuyordum bu sefer; amacım dip bucak bir temizlik yapmaktı, kendimde.
Yapabildim mi bilmiyorum. Sanırım bunun için fazla değişmişim. Evin şurasını
yenileyeyim, şurasını da diye diye kendimden yeni bir ben yapmışım yaza yaza.
Ah hayır, öyle tv veya çağın geleneği sosyal medyadaki gibi ''yeni bir ben!''
olayı gibi değil. Doğallıkla, sahiciktenlikle. Ben anlamadım; ama gıdım gıdım
büyümüşüm.
Bu son yazdıklarım ise her konudaydı. Sadece ben
değil. Önce havadan sudan konuşmaya başladım canım Aomame ile. Sonra gündelik
dertler. Biraz felsefe belki, ki içimde uyku mahmurluğuyla ara sıra ortalıkta
dolanan bir felsefeci yatıyor gibi. İşte o uyandı biraz, anlattı anlattı. Sonra
ne olduğunu anlayamadan tüm konuları bana bağladı.
Sonra defter bitti. Bakma çok yazdım dedim de o
kadar da değil canım. Zaten sonuna yakındım. Bir defteri bitirmenin hüznünü
yaşarım her seferinde. Çok uzun zamandır günlük yazıyorum. İyi ki yazıyorum.
Hayatımda sadece kendi varlığım için aldığım en doğru kararlardan biri bence.
Blog yazmak gibi. Daha özeli, daha detaylısı belki. Bir dostla konuşmak gibi.
Seni anlayacak bir dostla. Sonra belki o an, belki biraz zaman geçince sen de
anlıyorsun, kendini. Bu yüzden de en az kitap hediye almak kadar sevdiğim bir
şey daha vardır. Bana defter hediye edilmesi. Gözlerimden kalpler çıkıyor
ciddiyim. Bazen de kendi kendime hediye alıyorum. On yaşında gibi oluyorum.
Öyle saf bir sevinci hissediyorum.
Bir deftere başlarken ve işte hüzünlü bir bitişin
ardından dahi bile böyle hissediyorum. Coşkulu. Sanırım on yaş sevincinin kilit
noktası da bu: Coşku. Büyürken bunu kaybediyoruz sanırım. Oysa kaybedilen bir
şey sadece elimizin altında değildir, yok olamaz. Var olan hiçbir şey yok
olamaz. Her günlüğüme başlangıcımda kendime bir söz yazarım. Bulmam gereken bir
gerçek gibi. Belki gözümün önünde, belki uzaklarda; kaybolmuş bir şey... İşte
onu ararım. Bunu bilinçli yapmam. O an aklıma gelen ilk şeyi yazarım. İçimden
gelen ilk şeyi. Sonra o defteri bitirdiğimde son sayfayı yazarken fark ederim
ki, o ilk sayfada yazdığım şeyi bulmuşum. Dış dünyada sürdüğüm iz, beni iç
dünyamdaki bir noktaya getirmiş. Bu büyük bir şey değil bakma. Böyle yazınca da
''vaoovvv inanılmaz'' veya ''aman büyük başarı'' gibi duruyor. Ama sadece bir
gerçek işte. Sadece var olan bir durumu söylüyorum, o kadar.
Bir noktadan sonra günlüğümü başka birisiyle
konuşur gibi yazmaya başlamıştım. En olmadı ''Sevgili....'' kısmına bir ad
ekliyordum, içerikte bahsetmesem bile. Bir kitap karakteri, bir yazar,
müzisyen, oyuncu. Sevdiğim biri işte. Sevdiğim veya o an yakın hissettiğim
biri. Çok uzun bir süre Aomame'ye yazdım. Haruki Murakami'nin bir karakteri
kendisi. Belki biliyorsundur onu ne çok sevdiğimi. Ara ara başkalarına yazdığım
da oldu ama sonra mutlaka ona döndüm. Sevgili Aomame demek bu noktada yüreğimi
serinletti. Uzun zamandır görmediğim bir arkadaşımla karşılaşmışım gibi. Ben
ona sarıldım bazen, o da bana sanki. Bilmiyorum. Böyle yazınca da tuhaf oluyor.
Ama hislerim gerçek ve sıradan, inan bana.
Şimdilerde Midori gülümsüyor bana. Yine
Murakami'nin bir karakteri. Aomame kadar olmasa da onunla da yakın olmak
istiyorum. Ona da anlatmak. Belki de bunu yazmamalıydım, işin büyüsü cart curt.
Ancak boşversene. Heyecanlıyım. Umarım yeni günlüğümde dış dünyada yaşadığım
olaylar daha fazla olur. Çünkü bu şekilde iç dünyamdaki daha derin bir yere
ulaşabilirim. Hep aynı yerlerde dolanırsan, aynı yeri görmezsin hayır. Ama
farklı yerleri de göremezsin. Aynı yere farklı açıdan bakarsın. Benzer yerlere
farklı açılardan bakarsın. Ama ben yeni yerlere bakmak istiyorum. Güzel yerlere
tabii.
Bazen eski günlüklerimi yok etme düşüncesi
kafamda dolaşır durur. Önceden bunu düşünmezdim bile. O zaman kim bana
seslenirdi ki? Kulağa dramatik geliyor biraz; ama en iyi tavsiyeleri hep
geçmişteki kendimden aldım. O yüzden onları yok etme düşüncesi cinayetten
farksızdı gözümde. Ancak son zamanlarda bunu sık düşünür olmuştum. Belki hemen
şimdi değil, ama biraz daha sonra... Belki, belki de değil. Cansız varlıklarla
bile derinden bağ kurabiliyorum baksana. Tıpkı yaşıyorlarmış gibi. Belki de
sahiden yaşadıkları içindir. Çok sessizce nefes alıp veriyorlar; ama biliyorum,
her harfin kalbi çarpıyor. Çünkü o satırları yazarken hissediyordum. Bazen
üzgün, bazen mutlu; ama hep heyecanlı. Yazarken hep heyecanlanırım. Kendime
yazarken dahi. Sanırım bu hissi tutmak, on yaş sevincini bırakmamamı
sağlıyor.
Her neyse. Seninle konuşmak istedim sanırım. Bir
de kaydetmek, bu andaki his ve düşüncelerimi. Çünkü bu mühim bir şey.
Hissetmek, fark etmek ve istersen işte onu kaydetmek.
(08.07.23)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder