Gökyüzünü izledim. Sanki daha önce hiç izlememişim, sanki ilk kez gökyüzünü izliyormuşum gibi hissettim. Bir dileğimi gökyüzüne bıraktım. Aslında birkaçını. Özellikle ikisini. Ama en çok birini.
O dileğimi çok sevdiğimi fark ettim. Çok çok çok fazla sevdiğimi. Bu yüzden bunca zaman onu hiç bırakmak istemediğimi, onu bırakınca fark ettim. Gökyüzü o kadar güzeldi ki, bir önemi yok diye bile düşünemedim. Dileğim beni ağlattı. Onu bırakmaktan korktuğum için kaçırdığım tüm o zamanları düşündüm. Çok çok öncesinde kalanı bile. Beni bu ağlattı. Zihin açıklığıyla gelen birkaç damla gözyaşı.
Sonra gökyüzünü izleyiş. Bu, inancın ötesinde bir his. Huşu gibi değil, beklenti gibi bile değil. Belki de hak ediş. Hak etme hissi. Yorgunluk ve hak ediş. Bir de güzellik. Güzel gökyüzünü izlemek, beni mutlu etti bunu itiraf etmeliyim. Sanırım artık yıldız mektubu yazmaya ihtiyaç duymuyorum. Belki de buna ihtiyaç duyan, dileğimdi bilmiyorum.
Yine de gökyüzüyle dertleştim. Zaten gökyüzü benim dertlerimi az dinlemedi. Çok konuştum onunla, çok fazla konuştum. Belki de tek bir şeyi anlamak için bu kadar fazla konuşmuşumdur, bunu da bilmiyorum.
Önceden kalbim acırdı. Belki de bırakamadığım için acıyordu. Uzun zamandır üzüldüğümde bunun beynimden, düşüncelerimden olduğunu hissediyordum. Bunlar geçiyor. Düşünceler geçer. Ama kalp acısı... Bu da geçer ama acır. O acıyı yitirdiğimde bile ağlamıştım. Çünkü korkmuştum. Bırakmaktan çok korkmuştum. Sanki ölecekmişim gibi korkmuştum.
Belki de artık inanıyorum. Dileğimin gökyüzüne ulaştığına inanıyorum.
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder