Ağaçlar ve yıldızlar arasında şaşırtıcı derecede çok benzerlik görüyorum. İkisi de kollarını bir yerlere uzatır; biri gökyüzüne, diğeri yeryüzüne. İkisi de rüzgarda titreşir; bir yaklaşır, bir uzaklaşır. İkisi de yalnız takılmak yerine, diğerleriyle birlikte olmayı tercih eder; böylece daha güçlü görünür. Ve her ikisi de oksijen verir; açan çiçekleri, olgunlaşan meyveleri ve gözlerimizden sızan ışıklarıyla.
Yıldızları izlerken, hep onlara odaklanırım.
Parlaklıklarına. Sonra kendi içimde başka başka alemlere giderim o ayrı tabi
de, gördüğüm şey budur: Işık. Oysa bu gece dikkatimi çeken şey, ardındaki
karanlıktı. Bu, aklıma bir tuval görüntüsünü getirdi. Zemini boyarsın, sonra bu
zeminin üstüne boyalar püskürtürsün. Siyah bir zeminin üstündeki parlak
yıldızlar gibi. Gündüz kaybolan, gece canlanan gece perileri gibi. Bu hitabı
ilk kez kullandım biliyor musun? Gece perileri... Hımmm, sevdim. Yıldızlar
benim gece perilerim!
Ağaçlar için ise durum tam tersi gibi görünüyor.
Geceleri göz önünde olmayı sevmiyorlar sanki. Karanlığın içinde saklanıyorlar.
Belki de uyuyorlardır. Bu sayede, günün ilk ışıklarından itibaren, dallarını
dört bir yana açarak güzelce gerinip de yeşil yeşil gülümseyebilirler. Yeşil ne
canlı renk değil mi? Tıpkı yıldızların ışığı gibi, pasparlak. Karmaşık yeryüzü
zemininde patlayan bir renk. Mutlaka görebileceğin bir renk. Güzel bir
gülümseme gibi, ışıl ışıl bir gülümseme gibi.
Çoğunlukla surat asmayı daha çok severiz. Biri
bizi gıdıklarsa ama, hemen güleriz. Ne garip, normal şartlarda, insan kendi
kendini gıdıklayamaz. Ancak bir başkası bunu yapabilir. Gıdıklama deyince
aklıma nedense çocuk kahkahaları geliyor. Büyüdükçe, bazı sinir etme
operasyonları hariç, birilerini sırf gülsün diye pek de sık gıdıklamayız
sanırım. Bunu daha çok çocuklara yaparız. Gıdıklandığında çıkan gülme sesleri
belki de en saf gülme sesidir. İçinde hiçbir karizma endişesi bulunmayan bir
gülüş sesi. Belki de bu nedenle aklıma çocuk kahkahası sesi gelmiştir.
Yıldızlarla buluştuğumda, kalbime sorular sordum.
Bu benim en sevdiğim oyun! Kalbim bana, yedi yaş sesiyle çarptı. Sanırım yavaş
yavaş daha iyi bir dinleyici oluyorum. Sanırım yavaş yavaş, duymak istediğimi
anlıyorum. Birilerini yargılamak kolaydır. Hayır, zor olan kendini yargılamak
da değildir bence. Zor olan, anlayıştır. Diğerlerine ve en çok da kendine karşı
anlayış...
Ağaçlar ve yıldızlar, bana sevme dersleri
veriyorlar. Son dersimizde öğrendiğim şey, sevgini verememenin dünyadaki en
korkunç şey olduğuydu.
Özel olarak kalbinde parlayan bir ağacın var
mı? Görünümüyle, kokusuyla, hatta belki sesiyle... Ya da sadece,
varlığıyla.
(18.06.24)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder