Öykü ve roman arasındaki fark üzerine düşünüyorum.
Türkçe\ edebiyat
derslerinde bizlere bu iki türün arasındaki en önemli ayrımın ''yoğunluk''
olduğunu söylemişlerdir. Öyküler romanlara göre çok daha sınırlı bir zaman
dilimini, sınırlı karakterler ve sınırlı olay çeşitliliği ile bir araya getiren
anlatılar olarak tanımlanır. Buradan öykü ile romanın arasındaki temel ayrımın
''sınır'' probleminden doğduğunu anlamlandırırız.
Bu ayrım temelde ve ilk
anlamıyla evet doğrudur. Gerçekten de öyküler daha küçük bir alanı kapsayan
anlatılardır. Aynı şekilde öykülerde karakterlerin geçmişlerini ve\ veya
geleceklerini geniş ölçekli olarak göremeyiz. Öte yandan öyküler, karakterlerin
şu anını anlatır. Şu an, karakterlerin tüm varoluşlarına yayılır ve biz okurlar
da bu karakter ve onun çevresindeki diğer figürlerin varoluşlarını daha
yakından inceleriz. Evet doğru okudunuz, üstüne düşünürseniz sizler de fark
edeceksinizdir, öykülerde gerçekten de, aslında, bir karakterin varlığını çok
daha yakından görme imkanı ediniriz. Çünkü öyküler romanlar gibi tüm zamanlarda
var olmaz, tüm zamanlara akmaz; öyküler şu anı anlatır ve şu an aslında
karakteri bir nokta haline getirip bizlere izletir.
Öykülerde genelde anlık
akıştaki hareket veya düşünce akışlarına tanık oluruz. Tasarılar bile şu an
dediğimiz zaman dilimine yayılır. Bu da bir çeşit illüzyon yaratarak sanki
karakteri yeterince tanıyamayacakmışız, çünkü onunla yeterince vakit geçiremeyecekmişiz
algısı yaratır. Öykülerin başlangıcının nereden geldiğini ayırt edemediğimiz
durumlar olur. Tıpkı sonucun nereye akacağını net olarak bilemeyeceğimiz gibi.
Öyküler zamanda bir yarık açıp gelmişçesine aniden sayfalarda belirmiş bir
karakteri bizlere gösterir. Bir karakteri evet. Bu karakterin çevresinde belki
başka karakterler de olsa da, öyküler bir romanın geniş ölçekli merceğini
taşımadığı için, bizler aslında sadece tek bir karakterle vakit geçiririz. Bir
buluşmaya gitmek gibi. Bu bakımdan öykü okumak biriyle tanışmak için gidilen
bir çeşit ilk buluşmalardır. O anda o karakteri görür, dinler ve sadece onunla
bir arada olursun. Sonra, öykü biter.
Romanlar böyle
değildir. Romanlar, bence, bir çeşit buluşmalar toplamı da değildir. Ben
romanların daha çok, zaten tanıdığın birisiyle olan iletişiminin toplamı
olduğunu düşünüyorum. Karakterle uzun zaman geçirmişsin veya geçireceksindir;
bunun verdiği güvenle ona istediğin saatte mesaj atabilir, arayabilirsin.
Onunla aniden bir buluşma ayarlayabilir, istersen bu karakteri sabahın ilk
ışıklarına dek gözünden uyku akarken bile okuyabilirsin. Roman karakterleriyle
geçirdiğimiz zaman, aramızdaki çekinceleri ortadan kaldırır. Bundan olacak çoğu
kişi kendini roman karakterlerinin yanında daha güvende hisseder. Öyküler
tekinsizdir, azdır, elbet bitecektir.
Oysa öyküler de en az,
hatta bazı durumlarda daha bile fazla, gerçek karakterleri içerisinde taşırlar.
Bu karakterler sizlere uzun zaman ayırmaz belki ama böylesi -özellikle de bir
yazar için- çok daha zor bir durumdur. Çünkü o sınırlı zamana aslında enine
değil, dikey olarak bir varoluş sığdırmak zorundadır. Bu bakımdan öyküler
romanlara göre sınırlı değil, derindir denilebilir. Bir romanın her kısmı iyi
olmasa da gözden kaçabilir. Birlikte o kadar zaman geçirdiğin birinin (kitabın
kendisinin veya karakterlerinin) üç beş falsosuna göz yummak çok daha kolaydır.
Öte yandan öykülerdeki tek bir yanlış bile hayatidir. Okur, o kurguya veya
karaktere anında notunu verir; gözünün yaşına bakmaz. Sen zaten kısa bir oturma
için geldin yandan bakışı bir öykünün ilk karşılanma bakışıdır. Ama kaderi
olmak zorunda da değildir.
Bazı öyküler bizi
şaşırtır. Onlarla geçirdiğimiz sınırlı zaman tüm zamanlarımızın tek bir noktada
toplanması kadar yoğun gelir biz okurlara. Karakteri sınırsızca tanımasak,
tanıyamasak da, aslında derinlemesine tanırız. Tanımanın ötesinde, o karakteri
biliriz. Tıpkı bir anda sanki hep tanıyormuşçasına yakın hissettiğimiz insanlar
gibi. Öykü karakterlerinin hafızalardan silinmesi, belki de, kaçınılmazdır.
Yine de bu karakterler, roman karakterleri kadar değer görmeseler de, içimizde
iz bırakır. Bu izi şudur diyerek anmayız çoğu zaman, ama yine de o tüm
zamanların toplandığı noktadaki buluşmamız, öykü karakteri ile bizim aramızda
oluşmuş bir çeşit anlaşmadır.
Öykülerdeki mekan
betimlemeleri de şu andan ibarettir. Öykülerde gördüğümüz mekanlar bir an sonra
geçmişe karışabilir. Romanlardaki gibi devamlılığını korumaz. Öyküler, şu anın
hiçliğinden doğan varlıklarıyla bizlere buradasın farkındalığı katan kısa yaşantılardır.
Zaten roman dediğimiz de nedir ki... birçok öykünün art arda anlardaki
toplamından başka.
(11.03.26)
![]() |
| Aramızdaki Şey, Tomris Uyar. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder