Sana da bazen oluyor mu, kitap okurken bazı
kısımları film sahnesi gibi aklımda oynatıyorum. Sanki gerçekten bir filmi
izler gibi her detayını işliyorum zihnimde. Kitap okumak ne büyülü, harfleri
gördüğün anda bilinçaltındaki imgeler evreni canlanıyor ve zihninde birbiri
ardına sahneler beliriyor. Hem de harfleri tanımladığın kısacık saliselerin
arasında tüm bunlar anlık olarak bir anda gerçekleşiyor. Bence, okumak
insanlığın keşfettiği en büyülü becerilerden birisi!
Öte yandan dediğim gibi özellikle bazı sahneler
-pek tabii zihnimizde yarattığımız- oyuncuların sesiyle, mimikleriyle, hatta
kokularıyla canlanıyor. Sanki o sahneyi daha evvel bir filmde görmüşüz gibi tam
da o anda zihnimizde canlandırıyoruz. Böyle kısımlara denk geldiğimde okuduğum
kitabın bir filminin veya dizisinin olmasını çok istiyorum. Olsa kesin ellerine
yüzlerine bulaştırırlar ama, diyorum, yine de keşke bu sahneler zihnimdeki
filmden çıkıp diğerlerinin de görebileceği şekilde gerçekten bir yapımda hayat
bulsa...
Bazen bazı kitapları yutarcasına okuyorum. Bu
kitapları çok sevmem veya az sevmem hızlı okuma ya da okumama halime etki
etmiyor. Eğer okumaya acıkmışsam, hızlıca okurum. Ancak böyle yapınca, her ne
kadar okuduğum kitabı anlamlandırsam da, onun sahneleri arasında yeterince
dolanamadığımı düşünüyorum. Bu düşünceye kitabı okuduktan bitirdikten, hatta
belki üstüne uzunca bir yazı yazdıktan sonra erişiyorum. Ben bu kitabı evet
anladım... ama zaten sorun anlayıp anlamamam değil ki, sorun, kitabın düş ve
düşün dünyasını yeterince solumamış olmam. Ben hala o kitabın bir yabancısı
oluyorum. Dünyasını yeterince gezmemiş oluyorum. Sanki gezilecek bir sürü yeri
olan bilmediğim ilginç bir ülkeye üç günlüğüne gitmişim de, o üç güne artık ne
kadar yeri ve deneyimi sıkıştırabilirsem o kadarını deneyimlemişim gibi bir
his.
Bazense bazı kitapları yavaş okuyorum. Yavaş
okuma sürecim iki kola ayrılıyor: Ya kitabı elime her alışımda rahat bir yüz
sayfayı deviriyorum ancak kitabı elime alma konusunda sıkıntı yaşadığımdan
süreç uzuyor, ya da kitabı okuyamıyorum çünkü kimyamız tutmuyor. Hızlı ve yavaş
okumaya dair bu okuma deneyimlerim aslında kendiliğinden gelişiyor. Yani, aman
şu kitabı hızlıca silip süpüreyim veya yavaş yavaş okuyayım demiyorum.
Kendiliğinden ya okuyamadığımdan yavaş okuyorum, ya da okuyabildiğimden hızlı.
Bir de seçimle gerçekleşen durumlar var tabii. Okuduğum kitapla edebiyatın veya
fikirlerin ötesinde bir bağ geliştirdiğimi hissettiğimde, ki çok ilginçtir bu
bağ çoğu zaman kitaba başlamadan evvel bile bana kendini hissettirir, o kitabın
evrenini daha rahat gezmek, tadını çıkarmak ve göreceğim imgeleri, zihnimde
çekeceğim sahneleri 3-5 güne sıkıştırmamak için kitabı gıdım gıdım okurum.
Kitap bitmesin istemek bile değil de... o sahneleri yaşamak istemek, o
sahnelerde gözlemci olarak bile olsa var olmayı istemek gibi bir şey.
Richard Bach'tan Sonsuza Uzanan Köprü isimli bir
kitap okuyorum. Kitap otobiyografik özellikler gösteriyormuş. Kitabın konusunu
özetlersem, yazarın ''ruh eşini'' arama öyküsünü anlatıyor. Kitabı daha
yarılamadım bile ancak bu kitap sanki onu okumam için zamanın bir noktasında
beni beklemiş ve ben o noktaya geldiğimde beni bulmuş gibi hissetmiştim. Bazen
hani bir kitabı tam vaktinde okuduğumuzu hissederiz ya... ne daha erken ne daha
geç, tam o anda okuduğumuz için kitapla uyuşuruz ya... bu, kitabı sevmenin veya
beğenmenin bile ötesinde bir durumdur: Uyum. Kitapla adeta aramızda bir çeşit
uyum oluşur. İşte böyle hissettim bu kitap internette öylece karşıma
çıktığında. Bu kitabı okumalıyım diye düşündüm. Üstelik hiç uzun uzun
araştırmadan karşıma çıkan ilk baskıyı bir sahaftan aldım. Ve ne tesadüftür ki,
kitapla aynı yaşta olduğumu, kitabın benim doğduğum yıl birilerinin yaşamında
varlığını sürdürdüğünü öğrendim. Bu çok... çok... hoş bir histi.
Yazarın ''ruh eşi'' sanırım eşiymiş. :) Bu
nedenle google'dan yazarın eşinin ismine bile bakmadım biliyor musun? Sürpriz
olsun istedim. Kendisini yakıştırdığım bir hanım var. Her şeyiyle çok cool bir
kadın. İkisinin ruh eşi değil ama Dünya'daki iyi birer takım oldukları o kadar
belli ki... Yine de ruh eşini her yerde arayan bu adam, karşısına çıkan her
kadın için ''acaba bu kadın ruh eşim olabilir mi'' diye düşünürken, yanında en
çok kendisi olabildiği ve üstüne hayranlık duyduğu kadın için bunu bir anlığına
bile düşünmedi. Acaba onu kaybetmekten mi korktu diye düşünüyorum... Belki bunu
bir erkek okusaydı, yazarı daha iyi anlayabilirdi. Zaten bir erkek bireyin ruh
eşini arama öyküsünü okumak -açıkçası- benim için yeterince ilginç bir deneyim.
:) Gerçi bunu HIMYM'da Ted karakterinde de görmüştük ancak o da ''ruh eşini''
değil, mükemmel kadını arıyordu. Belki de ''ruh eşi'' bizim olabileceğimiz
mükemmel versiyonumuz sanıyoruz ve bu kavramı sanrılarımıza karşı bir çeşit
kalkan olarak kullanıyoruzdur. Oysa bu dünya, ruhların ötesindeki bir
gerçekliği barındırıyor: Deneyim. Bu dünyada tıpkı kitapların imgeler
dünyasındaki gibi bizler de deneyimleri keşfediyoruz. Tıpkı harfleri
anlamlandırır gibi, belki de, zamanı anlamlandırıyoruz. Yaşadığımız an'ı
anlamlandırıyoruz saliseler içinde. Belki de bu, diye düşünüyorum, ruhumuzun en
çok keşfetmek istediği şeydir (en azından benimkisi için öyle olabilir :).
Kitaba dönersem, kitabı çok sevdiğimi
anladığınızı düşünüyorum. Onu daha okumadan sevdim. Elime ilk ulaştığında
ikinci el olduğu için ayrıca bir heyecan duydum. Okumaya başladığımda biraz
gözlerimi devirdim itiraf ediyorum :), öte yandan yazarı anladım ve bu kadar
açık sözlü bir anlatıma başvurması ile sanki aramızdaki duvarları kaldırmış
gibi hissettim. Özellikle de Leslie karakteriyle olan sahnelerini bir dizide
veya filmde izlemek istedim. Her gün veya hafta veya ay, en olmadı yılda bir
kere :), birkaç doz izlemek isteyeceğim sahneler olacaklarını düşündüm.
Birisiyle varoluş hakkında, dünya hakkında, hayat hakkında, diğerleri hakkında,
diğerlerinin arasındaki sen hakkında, sadece kendin hakkında ve nihayetinde tüm
bunları konuştuğun kişiyle ikiniz hakkında sohbet etmek, bazense susmak...
bazen sadece birlikte dondurma yemek veya sinema kuyruğunda beklemek, üşüyünce
birbirine sarılmak ve sıradan bir hayatın sıradan anlarında birlikte
''büyüler'' yapmak... işte, bu benim izlemek istediğim bir şey olurdu.
(26.02.26)
![]() |
| Sonsuza Uzanan Köprü, Richard Bach. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder