Hayatta bana en çok cesaret veren kişilerden biri
o: Yedi yaşındaki halim. Çünkü onu düşündüğümde kalbimde kiraz çiçekleri
açıyor. Onun bana gerçekten en iyi gelebilecek kişilerden biri olduğunu
biliyorum ve ona bundan sonra gerçekten iyi gelebilecek kişi olduğumu da.
Kendimize karşı haksızlık ettiğimiz durumlarda daha objektif, saygı ve sevgi
dolu olabilmek için çocukluğumuzdan bir yaş seçip kendimizi onun annesi (veya
babası) gibi düşünmemizin duygu ve düşünce dünyamızda daha adaletli bir bakış
açısı oluşturabileceği fikrini bir youtube videosunda görmüştüm (o videoyu şu an hatırlamıyorum ancak önemli de değil, ben yazımda kendi düşüncelerimden bahsedeceğim - video sadece kendi düşüncelerimi anlatmam için tetikleyici olmuş).
Aslında bunu direkt anne rolüne bürünerek
uygulamasam da daha öncesinde ara ara uyguluyordum. Kendimi üzdüğümde veya
bir şeyin beni üzmesine izin verdiğimde yedi yaşındaki halimden özür
diliyordum. Bir şey için heyecanlandığımda ve sevindiğimde başlarda ona
koşmuyordum, yalan söyleyemem. Oysa düşününce, bence o da isterdi, onunla
heyecanlarımı paylaşmamı. Hem, o da bence heyecanlarını benimle paylaşmak
isterdi. Eğer bir araya gelseydik, onu ben de en az onun kadar heyecanlı bir
şekilde dinlerdim. Sanırım söz konusu çocuklar olduğunda çok daha iyi bir
dinleyiciyim. Kendi heyecanlarım konusunda ise belki de zamanla ketum oldum.
Özellikle de en derinlerime karşı.
Düşününce, en azından benim için, geçmişteki
İlkay'a anlayışla ve sevgiyle yaklaşmak çok daha kolay. Bu hep böyle oldu.
Kendime yönelik geçmişteki yargılamalarımla karşılaştığımda ya üzüldüm, ya da
şaşırdım. Aslında bu durum, şu anki abartılmış yargılamalarımın da gelecekteki
benliğim üzerinde pek bir anlamının olmayacağı sonucuna götürebilir beni. Yine
de şimdinin rüyasından uyanmak benim için zor. Bazen uyku sersemi oluyorum,
bazı şeylerin gözümde büyütülmüş durumlar olduğunu biliyorum; yine de başkalarına
-geçmişteki kendim de dahil- yönelik olan şefkatim ve anlayışımın yerinde söz
konusu ''kendim'' olduğunda yeller esiyor.
Bu muhtemelen insanın kendisini tanımlayış
biçimiyle de ilgili. İster herhangi bir dış kaynaklı olay söz konusu olsun,
ister başkalarından kaynaklı durumlar; yine de merkezde algılayan kişi kendimiz
dediğimiz kişi oluyor. Geçmişe dönük objektif bakış açısına sahip olmak da zor
bir durum kabul ediyorum. Bunun, kendimize daha şefkatli bir yerden bakmakta
yararlı olabileceğini ve zamanla kararlarımızı kendimizi -duygu ve
düşüncelerimizi- önceleyerek almamızda yararlı olacağını da düşünüyorum. Ancak
belki de burada devreye zaman algısı giriyor benim için. Çünkü yedi yaşındaki
İlkay, artık ben değilim (veya başka herhangi bir yıldaki).
Bu noktada, geçmişten tavsiye almak güzel bir çözüm yolu olabilir belki de. Mesela, sözümona yedi yaşındaki İlkay'ın yanına gitsem ve sorun ettiğim durumları ona anlatsam, o bana nasıl bir cevap verirdi bir düşüneyim. Hani hep biz yetişkin aklımızla çocuk halimizi avutuyoruz ya, bir kere de tersini düşünsek, bu sefer nasıl olurdu? Ben hep böyle yaparım biliyor musun? Tabii bunda da kırıcı bir yan var ama yine de şu anımda göremediğim bir şeyi geçmişte görebildiğimi ve hatta kendime yol gösterebildiğimi görüyorum.
Tabii lafı dağıtmayalım, yedi yaşımdaki halim bana
ne derdi? Muhtemelen, amma da abarttığımı. Hatta o, şu an benim onun sorunu
olduğunu düşündüğüm durumları bile benim kadar kafaya takmadığını bile
söyleyebilirdi belki ve belki kafaya takardı, evet takardı ama ben karşısına
geçip ona abartılmış bir duygusallıkla salya sümük sarıldığımda o muhtemelen
bana şaşkın şaşkın bakardı ve bu ikimizi de güldürürdü.
O zaman neden, diye sormaz mıydı bana bu küçük
İlkay, illa bunca yol mu gelmen gerekiyordu akıllım, neden kendini orada da
güldürmedin?
(16.03.24)
bir şeyler dinlemek için tıklayabilirsiniz.
![]() |
| Burada yedi yaşından daha küçüğüm aslında ama olsun şimdilik. :) |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder