Bir gök, bir iç göğü, içerisinde ne taşır?

 

Hayal kurmak yeni bir eve taşınmak gibidir. Önce eski evinden getireceğin eşyalarını kolilemen, belki içlerinden eleme yapman gerekir. Sonra evini temizlemen, odalarını kendine göre uyarlaman ve eşyalarını yerleştirmen gerekir. Belki zamanla eksik kalan eşyalarını da azar azar tamamlayabilirsin. Ancak öncesinde mutlaka, evini tanıman, döşemen, orayı kendi evin haline getirecek adımları atman gerekir.

İç dünyam benim evim. Uzun zamandır o evin bir odasında yaşıyorum. Sanki diğer odalar benim erişimime kapalıymış gibi çekingen, meraksız ve yorgun bekliyorum. Tek bir odadayken insan, evinde ne eksik, ne fazla bilemez. Eksiklikler bile bir noktada fark edilir de, fazlalıklar... Evin tıka basa dolsa bile uzun zaman geçene kadar anlamayabilirsin.

Bir evin boşaltılması, belki de en çok evin kendisini rahatlatır. Evi temizlemek, silmek süpürmek; bir noktada evini kendinin yapmaktır. Benim evim nasıl bir ev, bunu görmektir. Yoksa ihtiyacımız olmayan eşyaların arasında tozlanabiliriz. Bana olan buydu. İhtiyacım olmayan pek çok eşya... bir gün kullanırım, bir gün lazım olur, bir gün olur dediklerim, gerçekten ihtiyacım olan şeyleri düşünmemi bile engellemiş gibi görünüyor.

Evini temizlediğinde, gökyüzün genişliyor. İnsanın iç evi, dört duvar değildir; en azından böyle olmak zorunda değildir. Benim evim, iç evim, mavi bir gök tavanıyla çevrili. Bu tavan bazen yaklaşıyor, bazen uzaklaşıyor. Bana çok yaklaştığında, boğuluyorum. Kendi göğümden boğuluyorum. Onun hareketlerinin sebebini rastlantısal sanıyor, ancak böyle olmadığını da evimin köşelerindeki karartılardan anlıyordum. Temizlik; bir gök tavanı buna ihtiyaç duyar.

Genişleyen göğüm bana pratik yapma alanı açtı. Hayal kurma pratiği. Bu konuda uzun zaman önce iyiydim. O zamanlar kendi gök evim var mıydı bilmiyorum. İnsan eviyle mi doğar, yaşarken mi bu ev oluşur bu konuda da emin değilim. Öte yandan, evin zamanla kendi yapısını değiştirdiğini biliyorum. Sözgelimi bazen bu iç eve yeni odalar eklenir, bazense yeni duvarlar; bazen bir bahçe, bazen bir mahzen... Ne istersen o, ne istemezsen o; neyi düşünüp hissedersen o. Bu ev, hislerle kalbini çarptırır; düşüncelerle nefes alır.

Benim hayallerim bir noktada bir duvara çarptı. O duvarı oraya kim koymuştu? Hemen ardından gelen ikinci bir duvar, sonra bir diğeri... Bu bir süre devam etti. Dar koridorlarda dolanan sıkışık hayaller, yine de oradalardı. Sonra bir şey oldu. Evim bir avluya açıldı. O avlunun orada olduğunu bile bilmezdim. İnsanlar bize bunu getirir: Evimize yeni bölümler. O avlu, bana bir şeyi hatırlatmış olmalı. Ne olduğundan artık emin değilim. Belki de hayallerime yeni bir bakış açısı getirmişti denilebilir.

Yine de gök çok yakındaydı. Bununla ne yapacaktım? Bununla ne yapabilirdim? Bilmedim, hala bilmiyorum. Belki bilebilirdim; bazı zorlama yanıtlar verebilirdim ama ben bilmemeyi tercih etmiş olmalıyım. Belki de dar bir göğü, daha az dar bir gökle değiştirmek bana gereksiz görünmüş de olabilir. 

O gökyüzünün gerisinde ne var? Daha ilerisinde... şimdi bunu merak ediyorum. Göğün öte yakasındaki güneşin hareketlerini. Belki de güneşlerin. Ayların, yıldızların, gezegenlerin. Bir gök, bir iç göğü, içerisinde sonsuzluk ihtimalini taşımaz mı?

Bir heyecan kıpırtısı bizi evimizin başka bir odasına götürebilir. Yeni veya eski, ancak ne olursa olsun, farklı bir odaya.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar