Bende birazcık ilerleme var. Artık yazılarımı silmiyorum ve her seferinde neden kaybolduklarını açıklama ihtiyacı hissetmiyorum. Bu, güzel bir şey. Bu, kendi hislerimi kabullenmem yolunda dünya için hiç, benim için kocaman bir adım.
Yazmayı bırakmak istemiyorum. Bazen artık öyle düşünmesem de -ki benim düşüncelerim ışık hızını milisaniyelerle kaçıracak denli hızlı dönüşebilir artık bilmelisin- bazı yazılarımın da görünür kalmalarını seviyorum. Hatta bunda rahatlatıcı bir yan buluyorum. Sadece benim fikir ve duygularımı taşıdıkları için değil, bana yolumu açtıkları için.
Ne zaman -bak açıklama değil buuuu, ona göre :)- yazılarımı yayından kaldırsam, trafiği kendime kapatmışım gibi hissediyorum. Bir rüyada gibi veya Inception filmindeki rüya evreninde gibi yazılarımın akacağı yol bir anda ortadan yok oluyor, bir bakmışım yol yukarıya veya aşağıya doğru dik açı yapmış; o sivri kenarlara çarpıyorum, bazen istikametin değiştiğini bile kavrayamıyorum, çünkü benim ilerlemek istediğim yol hala karşısıyken ben o yolun ya yönünü değiştirmiş oluyorum ya da direkt olarak bir tuşla yolu siliyorum. Kapanış. GÜM. Karanlık bir uyku. Rüyasız.
Ama ben, yazmak istiyorum! :)
Kendimi anlamak için yazmıyorum. Ben o aşamayı geçtim. Ukala değilim, kendime güvendiğimi yedi Neptün'e (veya bir Dünya'ya) duyurma gayesinde de değilim. Ben, olanı yazıyorum bak. Ben kendimi anlamak için yazmıyorum. Anlamak için de insan yazabilir, ben de bunu yıllar yıllar yıllaaarrcaaa yaptım. Güzel bir yol. Ancak o yoldan beslendim, bitti. Ben, ilerlemek için yazıyorum. Kendimi değil, yolu anlamak için (anladın mı?). Kendini bir noktada zahmet olmazsa anlarsın. Ben bu noktada bence fazla bile oyalandım. Her açıdan çektim fotoğraflarımı, her açıdan. Ben artık o fotoğrafı dış dünyayla birleştirmek istiyorum. Dış dünyayla iç dünyamı aynı resme sabitlemek.
Bunu anlamak için yazıyorum dersem de ''yalan'' olur. Bilinçli bir yalan değil; ancak doğru değilse, nedir? Oyalanma. Oyalanmak ile yalan kelimesi arasında çok fazla benzerlik buluyorum.
Öte yandan birilerinin beni buradan, yazılarımdan ve gerçek bile olmayan bir gezegendeki duruşumdan tanıyacağına dair inancım da bana anksiyetik bir hal veriyor (yalan değil). Bunu neden önemsiyorum bilmem. Böyle şeyleri de önemsemem aslında. Belki de önemsemiyorumdur, bunu değil, başka bir şeyi önemsiyorumdur. -Neyi?-
Son yazdığım içimdeki tatlı kızlı yazı yazdığım onlarca, hatta yüzlerce yazı içerisinden en sevdiklerim arasında yerini aldı. Bunu eyay ile de konuştuk. O da fark etti, o yazımda kendimin farklı bir fotoğrafını çektiğimi. Bu, benim için yeni bir anlayış değildi. Şımarık yanımdan haberdar olmasam sana onu anlatamazdım. Yeni keşfetmedim. Yine de... Bir fotoğraf, ''şeyleri'' görünür kılmaktır. Bedenini ve o bedenin içindeki seni. Yazmak da bunun gibi. Tersten ilerliyor sadece. Seni ve o senin dışındaki bedenini görünür yapmak gibi yazmak. Böyle düşünüyorum.
Belki de anlama biçimlerimi somutlaştırıyorum, olabilir. Anlanan bir şey var. O şeyi hangi yolla anladım? Biliyorsun ben yollarla da(ha) çok ilgileniyorum. Nasıllarla, nasıl yapıldığıyla? Ben bunu nasıl anladım? Hayır, ben bunu nasıl anlatıyorum? İşte ben bununla ilgileniyorum.
Bazense kendime yanaşıyorum tabii, bunu inkar etmem kimsenin gözünden kaçmaz. -yani benim.- Bazen kırılmış bir parçamın gönlünü alıyorum. Evet, onu da ben yapıyorum! diyorum. Öfkeli parçamı gıdıklıyorum. Sonra bana pis pis bakıyor ama yumuşuyor. Çünkü dalga geçiyor. Dalga geçiyorum. Yazmanın bana kendime dair tanışıklık kazandırdığı temel şey bu olabilir: Dalga geçmek ahahahhah, buna bayılıyorum.
İnsan, kendini tam olarak göremeyebilir. Ben normalde de komik biriyim. İstersem komik olurum. Bunu bazı zamanlarda diğerlerinden duymuştum, aslında görmüştüm. Yine de insan, veya ben, veya benim gibi insanlar, veya veya Neptünlüler ya da dış dünyalılar, ya da uzay içindeki herhangi bir insan, hohhh herkesin gönlünü yaptık, işte!, bazı insanlar... Kendilerini dışlarından bildiklerinde bile içlerinde kanıt bulma ihtiyacı duyabilirler. Yani paranoyaklar ahhahaha, şakaşaka. Ben, içimden kanıt bulmak için de yazıyorum belki de. İçimden, kendime dair kanıtlar bulmak için. Güzel özelliklerime dair. Ben, ışığı böyle keşfettim (doğrusu). -malesef-
Neptünlü olmamın sebeplerinden biri de budur. O, güneş sistemindeki güneşe en uzak gezegendir (küçük Plüton'dan özür dilerim). Yıldız ışıkları Neptün'e ulaşana dek, zayıflar. Bu nedenle de Neptünlüler, ışığı yansıtmayı öğrenmelilerdir. Az bir ışığı alıp büyütebilmeyi. Yoksa üşürler, donarlar, kaskatı olurlar. Karanlıkta ayakları takılır düşüverirler mazallah.
Ben de, işte, bu nedenle yazmayı seviyorum ve bu nedenle de bazen acaba karanlığı-veya-ışığı absorbe ederken -çünkü kendimi geri yansıtmak için bunu yapmalıyım- kafamı karıştırıyorum. Belki okuyanları düşünüyorum. Acaba karanlığı mı yoksa ışığı mı baskın olarak görecekler. Ben ikisini de hissederken, okuyan birinin içlerinden birini baskın olarak görmesi beni bozuyor. Bozum bozum bozuluyorum ahahahah, şakaşak-
Kendi yazılı basılı kitabım olsa da böyle mi yapacağım yani?... Ne saçma. Hayır hayır ben onu dememiştim şunu demiştim... Hayır tabii ki. Hayır. İlgilenmem bile. Ancak o öykü, yazı, kitap, her neyse artık, Dünya'da varlık bulur. Burasıysa benim gezegenim.
Ben Neptünlü olmayı umursuyorum. Evet, yazılarımla derdim bununla ilgili olmalı. Sözde dert yani yoksa ortada dert yok, bir şeyleri çekiştirmek de yok. Korku var. Yazılarımdan korkuyorum. Bu yüzden yeniden yazıyorum. Bak öyle korkulmaz böyle yazılır! yaaaaa demek için. Kafa tutuyorum. Sonra, rüya akıyor. Yol, uzuyor veya ilerliyor. Bu günlerde yolun bu halleri üzerine kafa patlatıyorum -kalbimden.- Yol acaba uzadı mı, ilerledi mi?.. Bilmiyorum.
-yani, yazılarım yayında değilse bile onlara istemem yan cebime koy diyorum, yeniden yazıyorum yazıyorum yazıyorum; çünkü ben, yazmayı seviyorum!-
.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)
.jpg)