Mayısın
Mutlulukları | 2. Hafta (15.05.22)
Mutluluk
hafifçe çalan bir müzik gibiymiş. O kadar hafifmiş ki, bazen onun varlığını
hissedemezmişsin. Sonra nağmeler birbirinin arkasına eklenirlermiş ve işte o
zaman müziği duyarmışsın.
Aslına
bakarsan dün geceye kadar, bu haftanın gri renkli bir hafta olduğunu
düşünüyordum. Ya bu haftanın yazısını pas geçecektim, ya da sana soracaktım.
Ama ilkini yapamazdım; çünkü bu yazı dizisinde istikrarlı olacağım! Topu sana
atmak da kolay olabilirdi aslına bakarsan. :) Ama sonra hiç mi mutlu olmadım bu
hafta diye düşündüm, biraz bile mi?..
Pazartesi
günü stajdayken çocuklardan biri bana çizdiği resmi göstermişti. Ben onun
resmiyle ilgilenince bu sefer diğerleri de göstermeye başladılar. Ben çocukken
hiçbir öğretmenime çizdiğim resmi göstermek istememişimdir biliyor musun? Ama
onların bana çizdiği resimleri göstermek istemeleri beni mutlu etti işte.
Salı
günü ders çıkışında üniversiteden arkadaşlarımla vakit geçirdik. Sanırım bunu
yapmayalı asırlar geçmişti. Bir yıl sonrasında nerelerde olacaklar merak
ediyorum.
Yine
salı günü, sınıftan tanıdığım kişilerden bazılarına hatıra defteri konusunu
açmıştım. Birlikte çok zaman geçirememiş olsak da, bu kısa vakitte kendimi
güzel tanıtabilmiş olmama hem şaşırdım, hem de sevindim. Yazdıkları şeyler beni
gerçekten mutlu etmişti.
Bugün
tanıdığım pek çok kişiyle belki yarın bir daha yollarımız kesişmeyecek. Ama
yine de dünlerinde güzel kalmak güzel bir his veriyormuş insana. Umarım dünümde
kalan diğer başka insanlar da beni güzel anımsıyorlardır. Hepsi için olmasa da
bu temennim, bazıları için umarım böyle olmuştur.
Çarşamba
günü gün batımı saatlerinde gözüm perdenin ardından yansıyan kızıllığa takıldı.
Gökyüzü öyle güzel görünüyordu ki, kendimi tutamayıp evin terasına çıkmıştım.
İyi ki çıkmışım. Bir sürü bulut vardı ve bulutların arasından ay bana
bakıyordu. Böyle de pek bir romantik anlattım. :) Ama o an waavvv olmuştum.
Tıpkı bir çocuk gibi. O an sanki bir resmin içinde gibiydim. Çünkü çok mistik
bir andı bana kalırsa. Bu yazıdaki diğer mutluluklarımı hatırlamamı sağlayan da
o günkü gökyüzünü hatırlamam oldu.
Perşembe
günü ortodonti kontrolüm vardı. Plaklarımı takmaya başlayalı altı ay oldu.
Zaman ne hızlı geçmiş. Plakları ilk takmaya başladığımda bu kadar zaman
bunlarla nasıl yaşayacağım diye düşünüyordum kara kara. Ama işte zaman uçmuş
gitmiş. Bu plakları diş teli tedavim sonrasında pekiştirme tedavisi için
takıyorum. Dişler bir daha eski hallerine dönmesinler diye. Bu arada plakları
takmadığımda cidden eski hallerine dönmek için hareket ediyorlar. Onlar bile
maziye hasret duyan iflah olmaz melankolikler! Neyse. Yemekler dışında plakları
yirmi dört saat takmalıydım. Ama hadi elimizi vicdanımıza koyalım; buna can mı
dayanır... Tabi ki o kadar düzenli takmadım. Bir de tabi ki demem :) Özrüm
kabahatimden büyük. Ama yine de uzun saatler taktım canım, o kadar da değil.
Zaten takmasam, bir daha hiç takamazdım; çünkü dişlerim yamulurdu ve plaklar
ağzıma uymazdı :))) Her neyse. :) Aslında ilk altı aydan sonra onları sadece
geceleri takmaya başlayacaktım. Ama düzenli takmadığımı doktoruma itiraf edince
o da bana üç ay daha tüm gün takmamı söyledi. Ne yapalım :( Ama bu mutluluk
yazısıydı; olmaz böyle! Bekle mutluluk kısmına geçiyorum.
Klinikten
çıkınca yakınlarda bir avm vardı. Oradaki d&r'de dolandım biraz. Ki bu da
mutluluk kısmı değil! Çünkü defter fiyatları da kuzenleri olan kitaplar gibi
almış başını gitmiş :(( Oralarda dolanmak beni mutlu edeceğine asabımı bozdu :)
Ama bir dergi aldım. Post Öykü ismi. Aslında Altyazı isimli bir sinema dergisi
var, onu aramıştım. Ama onu bulamayınca ve öykü yazısının etrafında adeta
altından bir hale gözümde parlayınca, ben de bu dergiyi aldım. Oradaki çalışan
çok tatlış birine benziyordu. Bana Sabit Fikir dergisini de önerince ve mali
durumum o an el verince onu da aldım. Sence de başkalarının yazdığı öyküleri
okumak insana ''kafanı kaldır da bir bak, orada büyük bir dünya var'' demiyor
mu? Düşünceler dünyadır bir yerde.
Cuma
sabahı Kendine Ait Bir Oda'yı bitirdim. Aslında daha erken de bitirebilirdim
ama son yirmi sayfayı günlerce okudum. :) Sonra ne oldu biliyor musun? Dünyam
daha da genişlemiş gibi hissettim. Dergilerin verdiği adlandıramadığım bu hisse
ismini Virginia verdi. Ona ismiyle hitap etsem ne olur sanki? Çok güzel bir
ismi var. Söylemeyi seviyorum. :)
Cumartesi
akşamı zorlanarak da olsa ödevimi yazdım. Ah! Neden bu kadar zorlandım? Hiç
bilmiyorum. Ama sonra yazdıklarımı okuyunca kendimle gurur duydum. Bazen zor
yazarım, ama nihayet yazabildiğimde yazdıklarımı okuyunca tatmin yaşarım. Bazen
de yaşamam. Bu sefer yaşadım. :)
Bugüne
geldik... Bugün bir şeyin olmasından korkmuştum. Lütfen olmasın olmasın olmasın
demiştim. Olmadı. :)
2026 Notu: O şey neydi asla hatırlamıyorum, ne komik. İşte zamanın bize yaptığı budur, sana (ve kendime) uygulamalı gösteriyorum sevgili okur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder