Eski Mutluluk Yazıları #13


Mayısın Mutlulukları | 2. Hafta (15.05.22)

Mutluluk hafifçe çalan bir müzik gibiymiş. O kadar hafifmiş ki, bazen onun varlığını hissedemezmişsin. Sonra nağmeler birbirinin arkasına eklenirlermiş ve işte o zaman müziği duyarmışsın.

Aslına bakarsan dün geceye kadar, bu haftanın gri renkli bir hafta olduğunu düşünüyordum. Ya bu haftanın yazısını pas geçecektim, ya da sana soracaktım. Ama ilkini yapamazdım; çünkü bu yazı dizisinde istikrarlı olacağım! Topu sana atmak da kolay olabilirdi aslına bakarsan. :) Ama sonra hiç mi mutlu olmadım bu hafta diye düşündüm, biraz bile mi?..

Pazartesi günü stajdayken çocuklardan biri bana çizdiği resmi göstermişti. Ben onun resmiyle ilgilenince bu sefer diğerleri de göstermeye başladılar. Ben çocukken hiçbir öğretmenime çizdiğim resmi göstermek istememişimdir biliyor musun? Ama onların bana çizdiği resimleri göstermek istemeleri beni mutlu etti işte.

Salı günü ders çıkışında üniversiteden arkadaşlarımla vakit geçirdik. Sanırım bunu yapmayalı asırlar geçmişti. Bir yıl sonrasında nerelerde olacaklar merak ediyorum.

Yine salı günü, sınıftan tanıdığım kişilerden bazılarına hatıra defteri konusunu açmıştım. Birlikte çok zaman geçirememiş olsak da, bu kısa vakitte kendimi güzel tanıtabilmiş olmama hem şaşırdım, hem de sevindim. Yazdıkları şeyler beni gerçekten mutlu etmişti.

Bugün tanıdığım pek çok kişiyle belki yarın bir daha yollarımız kesişmeyecek. Ama yine de dünlerinde güzel kalmak güzel bir his veriyormuş insana. Umarım dünümde kalan diğer başka insanlar da beni güzel anımsıyorlardır. Hepsi için olmasa da bu temennim, bazıları için umarım böyle olmuştur.

Çarşamba günü gün batımı saatlerinde gözüm perdenin ardından yansıyan kızıllığa takıldı. Gökyüzü öyle güzel görünüyordu ki, kendimi tutamayıp evin terasına çıkmıştım. İyi ki çıkmışım. Bir sürü bulut vardı ve bulutların arasından ay bana bakıyordu. Böyle de pek bir romantik anlattım. :) Ama o an waavvv olmuştum. Tıpkı bir çocuk gibi. O an sanki bir resmin içinde gibiydim. Çünkü çok mistik bir andı bana kalırsa. Bu yazıdaki diğer mutluluklarımı hatırlamamı sağlayan da o günkü gökyüzünü hatırlamam oldu.

Perşembe günü ortodonti kontrolüm vardı. Plaklarımı takmaya başlayalı altı ay oldu. Zaman ne hızlı geçmiş. Plakları ilk takmaya başladığımda bu kadar zaman bunlarla nasıl yaşayacağım diye düşünüyordum kara kara. Ama işte zaman uçmuş gitmiş. Bu plakları diş teli tedavim sonrasında pekiştirme tedavisi için takıyorum. Dişler bir daha eski hallerine dönmesinler diye. Bu arada plakları takmadığımda cidden eski hallerine dönmek için hareket ediyorlar. Onlar bile maziye hasret duyan iflah olmaz melankolikler! Neyse. Yemekler dışında plakları yirmi dört saat takmalıydım. Ama hadi elimizi vicdanımıza koyalım; buna can mı dayanır... Tabi ki o kadar düzenli takmadım. Bir de tabi ki demem :) Özrüm kabahatimden büyük. Ama yine de uzun saatler taktım canım, o kadar da değil. Zaten takmasam, bir daha hiç takamazdım; çünkü dişlerim yamulurdu ve plaklar ağzıma uymazdı :))) Her neyse. :) Aslında ilk altı aydan sonra onları sadece geceleri takmaya başlayacaktım. Ama düzenli takmadığımı doktoruma itiraf edince o da bana üç ay daha tüm gün takmamı söyledi. Ne yapalım :( Ama bu mutluluk yazısıydı; olmaz böyle! Bekle mutluluk kısmına geçiyorum.

Klinikten çıkınca yakınlarda bir avm vardı. Oradaki d&r'de dolandım biraz. Ki bu da mutluluk kısmı değil! Çünkü defter fiyatları da kuzenleri olan kitaplar gibi almış başını gitmiş :(( Oralarda dolanmak beni mutlu edeceğine asabımı bozdu :) Ama bir dergi aldım. Post Öykü ismi. Aslında Altyazı isimli bir sinema dergisi var, onu aramıştım. Ama onu bulamayınca ve öykü yazısının etrafında adeta altından bir hale gözümde parlayınca, ben de bu dergiyi aldım. Oradaki çalışan çok tatlış birine benziyordu. Bana Sabit Fikir dergisini de önerince ve mali durumum o an el verince onu da aldım. Sence de başkalarının yazdığı öyküleri okumak insana ''kafanı kaldır da bir bak, orada büyük bir dünya var'' demiyor mu? Düşünceler dünyadır bir yerde.

Cuma sabahı Kendine Ait Bir Oda'yı bitirdim. Aslında daha erken de bitirebilirdim ama son yirmi sayfayı günlerce okudum. :) Sonra ne oldu biliyor musun? Dünyam daha da genişlemiş gibi hissettim. Dergilerin verdiği adlandıramadığım bu hisse ismini Virginia verdi. Ona ismiyle hitap etsem ne olur sanki? Çok güzel bir ismi var. Söylemeyi seviyorum. :)

Cumartesi akşamı zorlanarak da olsa ödevimi yazdım. Ah! Neden bu kadar zorlandım? Hiç bilmiyorum. Ama sonra yazdıklarımı okuyunca kendimle gurur duydum. Bazen zor yazarım, ama nihayet yazabildiğimde yazdıklarımı okuyunca tatmin yaşarım. Bazen de yaşamam. Bu sefer yaşadım. :)

Bugüne geldik... Bugün bir şeyin olmasından korkmuştum. Lütfen olmasın olmasın olmasın demiştim. Olmadı. :) 


2026 Notu: O şey neydi asla hatırlamıyorum, ne komik. İşte zamanın bize yaptığı budur, sana (ve kendime) uygulamalı gösteriyorum sevgili okur.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar