Eski Mutluluk Yazıları #6


(25.04.22) 

Mutluluk bir şeyleri doğru yaptığını fark etmek gibi bir şeymiş. Öğrencilerinin ''öğretmenim dersi siz anlatacak mısınız, anlatıınn'' diye tatlı tatlı söylenmelerini dinlemek, onların sana ışıl ışıl bakması gibi bir şey.

Bugün iki hafta aradan sonra ilk kez staja gittim. Bilmeyenler için; Türkçe Öğretmenliği son sınıf öğrencisiyim. -bloğuma hoş geldin :)- Neyse, ara verince nasıl desem, dengem şaşmış en yalın ifadeyle :) Açıkçası çocukların beni bu şekilde benimsediklerini düşünmüyor, hatta gözden ırak olan gönülden de ırak olur diye düşünüyordum. Sonuçta beni yalnızca haftada bir gün görüyorlardı; üstüne, iki hafta üst üste görüşmemiştik. Bilmiyorum, bu hissi tarif edemiyorum. Söyleyebileceğim tek şey, kalbimin eridiği. Evet, kalbim gerçekten eridi. Beklemediğin bir anda değerli hissettirilince, dahası bu değeri kendin olarak kazandığını görünce kalbinde tepkimeler oluyormuş :)

Stajda genel olarak, ve bugünde de özel olarak, sevdiğim bir diğer şey ise okuma saatlerinin başında çocukların sıralarını dolanıp okudukları kitaplar hakkında kısaca konuşmak. Stajlar vesilesiyle net olarak öğrendiğim bir şey varsa o da bir çocuğun sesini kendine güvenerek çıkarabilmesi, hatta bunu da bir kenara bırakalım, sesini çıkarmayı istemesi için dinlendiğini hissetmesi gerekiyor. Ben ki, hadi özeleştiri yapayım, pek de iyi bir dinleyici sayılmam günlük hayatımda. Hadi çok da hakkımı yemeyim ama bana dinlemek mi anlatmak mı dense, anlatmak anlatmak anlatmak derim. Bazı insanlar daha çok dinlemeyi, bazıları anlatmayı sever işte; neyse ne konudan sapmayacağım şimdi :) Ama çocukların karşısında daha ziyade dinliyorum. Zaten olması gereken de bu, bence. Üstelik, onları dinlemek öyle zevkli ki; böyle, bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama... Hayatında hiç bir çocuğu dinledin mi? Bir soru sorup o çocuğun düşüncelerini açıklamasını? İşte öğretmenliğe dair en sevdiğim şeylerden biri de bu. Çocuklara bilgiyi buldurmak. Bu dönem daha ziyade derste gözlemci konumundaydım ama ders işlenirken izlemeyi en sevdiğim şey hep bu oldu. Öğrencilerin ders hakkında konuşmalarını ve yazdıkları yazıları okumalarını dinlemeyi ilk dönemde de, bu dönemde de çok sevdim. Çünkü bunlar da benim yüreğimi okşayan ve yüzüme gülümseme konduran şeyler oldu, oluyor ve eğer bu mesleği yaparsam da olmaya devam edeceğine eminim.

Zaten öğretmenlik ne demek ki? Geçen gün bunu düşünüyordum. Öğretmen, öğreten kişi demek. Meslek olarak düşünmek bir yana, kişisel özellik olarak da bir şeyleri öğretmek benim kişiliğimde yer alan bir şey sanırım. Anlamak ve anlatmak. İçimden dışarı taşan bir şey gibi. Bu yüzden de bu iki eylemi yaparken mutlu oluyorum. Mutlu oluyorum demem tam doğru karşılık olur mu bilmiyorum aslında; çünkü bunları yaparken sanki kendi doğama uygun hareket ediyormuşum gibi geliyor. Üstüne düşünmüyorum.

Ancak sana karşı dürüst olacağım. Tüm bu hoş durumlara karşın bugün keyifsizdim, hem de fazlasıyla. Sanki, bugünden bağımsız bir keyifsizlikti bu. Hatta sanki değil, öyle; biliyorum. Neyse ki hiçbir şey sürekli değil. Hem, her his sadece vardır. Biz neyi sahiplenirsek o bizimle olur. Hadi fazla cüretkar olsun sözümona bu hisler, o zaman biz de cüretkar oluruz ve kapıyı çat diye yüzüne kapatır ve onu içeri davet etmeyiz. Değil mi? :)

Hem bu yeni bir hafta ve tüm ruhsal dalgalanmalarıma rağmen güzel başladı. Tıpkı dalgalı bir denize yansıyan ışık parçaları gibi bir gün, evet, objektif olursam öyle. Sadece objektif olmalı.


2026 Notu: Bu yazılar benim için genel olarak nostalljik olsa da, bu yazı ekstra nostaljik oldu. 2022 yılında lisansımın son yılındaki staj günlerimden bahsetmişim. O çocuklar şimdi liseliler. :') O öğrencilerden özellikle birisi içimde iz bırakmıştı. Tabi ben de çok gençtim ve henüz öğrenciydim, bundan da olacak, o öğrenci bana beni anımsatmıştı. Ne kadar öğrenmeye hevesli olduğunu anımsıyorum. Kendine has beğenilerini ve kendini ifade isteğini. Özgün bir zihindi. Ne iş yaparsa yapsın, baskılanmadığı takdirde, parlayacak bir zihin. Derste konuyla ilgili ama biraz daha düşünce odaklı sorular sorardı. Hep yaşından büyük kitaplara merak duyardı (Otomatik Portakal, Hayvan Çiftliği gibi). O yaşta ben de o kitaplara ilgi duyardım şşş. Belki de zihninde o kadar taze fikirler vardı ki, o ham fikirleri birilerine olsun aktarmak istiyordu. Bu nedenle ben ne zaman dersteysem, sınıf Türkçe öğretmeninden farklı olarak, ona söz hakkı tanırdım ve en önemlisi ifade alanı. Dönem bittiğinde o özel olarak yanıma gelmiş ve teşekkür etmişti. Bunu hiç unutmadım. Onun ne kadar parlak bir öğrenci olduğunu ve o parlaklığı gördüğüm anları unutmadım. Şimdi kocaman kız olmuştur ve umarım, hala düşünen, sorgulayan ve kendini güzel kelimelerle ifade eden bir gençtir.


Better Days (Kwok Cheung Tsang, 2019).




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar