(22.04.22)
Mutluluk açık bir yürek gibi bir şeymiş. Yüreğinin kapılarını açmak ve sadece olduğun gibi olmak gibi bir şey. Sonra üşüyüp kapıları pencereleri kapatsan bile, içerideki is kokusunun yerini güzel bahar havasının aldığını fark etmek gibi bir şey.
Bir karakter var; uzun zaman önce bir kere, çok da uzun zaman önce olmayan bir zamanda ikinci kere okuduğum bir serideki fantastik bir dünyanın fantastik olmayı reddeden ana karakteri. Alina Starkov. Grisha serisinden. Alina özel güçleri olan bir karakter. Dört elementin de ötesine geçip ışığa hükmedebiliyor. Ama koca seri boyunca Grisha olmayı gerçekten hiçbir zaman istemedi. Yer yer gücünü kullandı, yer yer kaçtı. Kaçtı çünkü kendisi olması için bir şeylerden vazgeçmesi gerektiğini düşünüyordu. Oysa kendimiz olduğumuzda vazgeçmemiz gerekenler aslında sahiden bize mi aitlerdir? Peki bize ait derken aslında kastettiğimiz nedir?
Sence de yaşamda fazlasıyla eğlenceli olan çok fazla şey yok mu? Neden sadece var olanı hafifçe okşamak, onunla birkaç tur dans etmek; bazen ona hafifçe gülümsemek, bazense kocaman sarılmak yerine o şeye, ''benim'' demek isteriz? Mutlu olmak için illa bir şeye sahip mi olmamız gerekir? Evet bir şeylere sahip olmayı da isteyebiliriz. Bu şey mutlu da edebilir bizi. Açığa çıkan bu duygu, hayattaki en doğal şeylerin başında gelenlerden bir gerçek de olabilir. Ama neden soyut şeyleri bile somutlaştırma çabasına girişiriz? Peki neden bir şeyler kötü gidiyor diye veya birileri kötü diye; iyi olan şeylere hakkını vermeyiz? Peki her şey net midir, keskin sınırları mı vardır? Sınır derken kastedilen nedir? O sınırları koyan kimdir?
''...tahminimce her şey var ve yokların içinde saklı,'' diyor Alper Canıgüz'ün bir karakteri. Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı okuyalı uzun zaman oldu. Bir yazarla adaş olan kitabın büyümüş de küçülmüş ana karakteri Alper'i, bir de bu alıntıyı hiç unutmadım. Bana yaşamayı çağrıştırıyor. Yaşamı değil hayır; çünkü bence her şey dediği şey yaşamın kendisi, yokluktan açığa çıkıp varlık bulan da yaşama eylemi, yani ilerleyiş. Belki de benim söylediklerim yazarın anlatmak istediğinin yakınına bile yaklaşmıyordur. :) Ama sorun değil; ben yalnızca okuduklarımdan anladıklarımı bilebilir ve dillendirebilirim; ve bence de her şey var ve onu yokların içinden çıkarmamızı bekliyor.
Bu arada... Grisha serisini ilk okuduğumda Alina'dan nefret etmiştim :) İkinci okuyuşumda ona haksızlık ettiğimi düşünmüştüm. Sanırım şimdi onu seviyorum.
![]() |
| Gölge ve Kemik, Leigh Bardugo (Grisha Serisi #1). |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder