Yazamadığımı söylerken ciddi değildim. Ancak içimden tek bir cümleyi çıkarmak bile, bir word sayfasıyla bakışırken çok zor. Bunu ancak benim sevgili bloğum kolaylaştırıyor gibi görünüyor. Belki bir dostun rahatlatıcı sıcaklığı, belki de bir evin dinlendirici huzuru gibi. Böylece ben kelimelere gitmek için çırpınmıyorum da, onlar bana geliyor.
Üniversitedeyken de bazen sunum ödevlerimi yazarken tek bir kelimeye bile zor ulaşacağıma inandığım zamanlar yaşadım. Öyle anlarda bloğumda bir taslak yazmaya başlar, devamını worde taşırdım. Bloğum benim ilhamım olmaktan da öte, yükümü hafifleten bir çeşit yardımcımdı. Şimdi o günleri gülümseyerek hatırlıyorum. Bir ödevi oluşturmak için çırpındığım o günleri (tabii akıl alabileceğim yapay zeka, evet o yakın yıllarda bile, henüz yoktu).
Şimdi de benzer bir his içindeyim. İçimden değil, dışarıdan, belki de dünyanın nefesinden çıkarmaya çalıştığım tüm o kelimeler... Hayır, bana ''bizi çıkar'' diye hissettiren o kelimelerin geceye karışan hissi... Peki sevgili kelimeler, siz neredesiniz?
Eski blog yazılarımdan utanmıyorum. Her ne kadar onların beni yansıtmadığına, veya tam olarak yansıtmadığına, inansam da... onları dünyanın karnında gördüğümü biliyorum. Dünyanın doğurdukları, ben onları gördüm ve yazdım. Belki de bu nedenle onları hem sevdim, hem de uzak hissettim. Onlara ben şekil vermedim. Ben, onları sadece gördüm ve anlattım.
Keza, yıllara yayılmış tüm o yarım hikayelerim. Onları yazamadım, onları yarım halleriyle yazamam da. Onlar, bir yerde gördüğüm şeyler. İmgeler, hisler, şekiller. Benim fikirlerimle biçim kazanmış hayaller; öte yandan, onların ruhu fazla biçimli olarak bana geldiler. İlk kez yazan birinin ilhamı gibi. İlk kez görmeye çabalayan bir insanın anlam çabası gibi.
Oysa şimdilerde daha farklı bir hissin içimde isteğe dönüştüğünü görüyorum. Bunun beni heyecanlandırdığını. Belki de isteklerimi bile zamanla bu nedenle kaybetmiştim. Benden alınan fikirler, bastırılmış fikirlerim... Heyecanla işleyen zihnimi susturdu. Hayallerimi ruhsuz bıraktı. Oysa ben, ruhu olmayan hiçbir şeye inanmıyorum.
Çok sorumluluk sahibi biri olsam bile inanmadığım bir şey için emek veremiyorum. Bunu deniyorum ama bir noktada aralar veriyorum. Sonra yine deniyorum. Belki bir döngü. Ancak bir noktada, aynı oluşum için bile, kendi sebebimi bulduğumda; ruhu gördüğümde; içimde binlerce kanatlı tomurcuk uçmak, özgürleşmek ve ilerlemek için baş veriyor.
Sana yazmak, canım bloğumdan güç alarak yazmak ne doğal, ne kolay... Hiç zorlanmıyorum. Değil bir cümleyi, bir kelimeyi bile aramıyorum. O bana uçuyor. İçeriden uçtuğunu sanırdım. İçimden dışıma hepsi taşıyor... Belki bazen öyleydi, belki bazen öyle. Belki de en çok o kelimelerimi bazen çok seviyor, bazen onlardan kopuk hissediyorum. Oysa şimdi, şimdi değişen şey, veya belki de yıllar boyunca değişmeye devam ettiğini fark ettiğim şey... dış dünyadan içime uçan kelimeler. Bu, bir yerde gördüklerimden ilham almaktan daha farklı. Hep aradığım şey: Bana dış dünyadan gelecek (gelen) hisler!
Hep, içimi tükettiğimi düşünüyordum. İçim... artık uçacak tüm tomurcuklarını kaybetti. İlk anlamıyla değil tabi ki. İnsanın iç dünyası, veya bazı insanların, kendi can suyunu üretir. Bu sanırım hayatta neyi önceliklendirdiklerimizle de ilişkili bir durum. Oysa böyle bile olsa; içten gelen şeyler tükenmeseler de dış dünyadan beslenmeye ihtiyaç duyarlar. Yoksa uzun süredir yemek yememiş biri gibi bitap düşerler. Hatta öyle ki, o kadar uzun süre beslenemedikleri durumlarda, artık dışarıdan gelen besini bile kabul edemeyecek hale gelirler.
Bunun bir kırılma noktası var mı? Belki kısa bir uyku anı. Bir kabusun bir düşe dönüşümü. Bu olabilir. Olabilir mi? Belki de sorular... Hayır, sorular kelimeleri getirmez; sorular düşünceleri getirir. Peki o halde, bloğumun bana kolaylıkla getirdiği bu kelimeleri ben neden kolaylıkla çekip alamıyorum?
İçimde tatlı bir heyecan var. Bu heyecanı ben ancak aşık olabileceğime inandığımda hissederim. Belki şu anda da öyle hissediyorumdur. Deneyim, kalbimi titreştiren deneyimler. Benim için aşkla eş değer olmalı. Yıldızıma baktığımda bu gece sessiz bir onay gördüm. Tıpkı karşımdaki pembe kazaklı yedi yaş halimin sakin duru bakışlarında gördüğüm merak gibi. Sanırım küçük Ben, beni merak ediyor. Benim onun gözleriyle görebileceklerimi, kulaklarıyla duyabileceklerimi ve bedeniyle hissedip var edebileceklerimi.
Belki de küçük Ben, beni değil benim deneyimleyebileceklerimi merak ediyordur. Kelimeleri bulmanın bununla bir ilgisi olabilir mi?
Belki.
![]() |
| Vejetaryen, Han Kang. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder