Yıldızlar.

 

Gecenin rüzgarı öyle tatlı ki. Tenimi okşayışını seviyorum. Sanırım bu hayatta en çok, rüzgarı seviyorum.

Yıldızları her gün izlediğimde onlara duyarsızlaştığımı fark ettim. Dün gece onları izleme yerimi biraz değiştirmiştim. Rahat bir yer değildi ancak tüm o yıldızlar benden biraz uzakta, tepemdelerdi. Onları kafamı kaldırarak izlemek, onlarla arama mesafe koyuyor. Açıkçası bu hissi sevdiğimi fark ettim. Onları uzaktan izlemeyi. Yıldızları, benden daha güçlü varlıklar olarak hissetmeyi.

Yıldızlarla bakış mesafem hizalandığında, onlarla dost oluyorum. Aramızdan su sızmıyor bu doğru. Birbirimizin içini dışını çok iyi biliyoruz. Bir gün diğer güne ekleniyor ve biz birbirimize alışıyoruz. Bu, aramıza görünmez mesafeler koyuyor. Artık yıldızlarla aramdaki mesafe, aramızdaki bağdan geliyor. Bu bağ öyle içli dışlı bir şekle bürünmüş ki, zamanla tüm alanımızı kaplamış. Bir yıldız gezgininin ihtiyacı olan boşluk, ne yıldızlara ne onun ziyaretçisi olan bana kalmış.

Yıldızları bu gece çok özlediğimi düşündüm. Bu his içime ani bir farkındalıkla geldi. Onlara ne anlatmak istemiştim bilmiyorum. Belki de onları farklı bir noktadan izleyecek olmanın heyecanıydı bana bu özlemi getiren. Yıldızlar bir anda kalbimde çarptı. Tıpkı sevdiğim birilerinden uzakta, gurbette bir başımaymışım gibi hissettim. Özledim, çok özledim.

Bu özlemin nedenini anlayamadım. Bu ani özlemin nedenine bir bahane uyduramadım. Belki de gerçek neden, bir bahanenin karmaşıklığından çok daha basitti. Neden, onları farklı bir noktadan izleyecek olmanın hissettirdikleri olmalı. Onları yeniden, taze bir bakışla görecek olmanın heyecanı.

Tüm dünyayı (ah hayır güzel olan bir kısmını) sadece yıldızları yeniden ve yeniden bir dünyanın dönüşünde keşfetmek için gezmek isterdim. Her gittiğim yerden bir yıldız seçerdim. Benim yıldız koleksiyonum, işte böyle oluşurdu.

Bunu hep biriyle yapmak istemiştim. Bu isteği sistemimden yavaş yavaş attım. Bir zehri atar gibi hissettiğimi itiraf etmeliyim. Bu kadar güzel bir istek neden bir zehre dönüşür bilmiyorum. Bunu anlamak benim için bile güç. Belki de çok hissettiğimden. 

Artık yıldızlara haksızlık yapmıyorum.

Belki de bu nedenle kendime de haksızlık yapmıyorum.

Bu gece yıldızları izlemedim. Geçtiğimiz haftalarda onların belirdikleri ilk anları izlemeye açlık duyuyordum. Bunun adı gerçekten açlıktı. Sadece tek bir kez onların kayboluşunu izlemek istemiştim. Ama o gün gökyüzü bulutlarla örülü bir pamuk tarlasıydı. Bu bulutlar beni hem şaşırttı hem de içime dokundu. Dua etmiştim. Acaba ne söylemiştim? Birçok şey ve ağlama. Hayır bu duanın başka birisiyle bir alakası yoktu. Bu, benimle ilgiliydi.

Her zaman hepsi benimle ilgiliydi.

Bazen yıldızları bırakmayı hiç istemiyorum. Onlarla buluşurcasına gözlerimi gökyüzünde gezdiriyorum. Yıldızları izlemek, bulutları izlemekten farklı. Bulutlar, özellikle de aheste gündüz bulutları, yaşamın akışıyla ilişkili gibi geliyorlar bana. Onlara bakınca keyifleniyorum. Yedi yaş yanım kafasını arkaya atıyor ve bulut denizini seyrediyor. Hatta belki bazen o denizde ilerlemeyi düşlüyor. Farklı farklı şeyleri sandalı yapıyor ve bulut denizinde usta bir kaptan oluyor. Yıldızlar ise... bilmiyorum. Belki de bilmediğim için bu kadar hissediyorum.

Sen yıldızları seviyor musun? Ben hiç yıldızları çok seven biriyle tanışmadım. Bazen, hayatım boyunca, bunu özlediğimi sandım. Belki biraz, biraz bunu merak eden bir yanım olabilir. Yıldızları çok seven birini görmeyi merak eden bir yanım. 

Ben acaba neyi özlüyorum? Bu, benim için hayatımın en büyük gizemi (şşşş).


G.H.'ye Göre Çile, Clarice Lispector.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar