Sanırım en başından beri elimi kolumu bağlayan bendim. Benim gibi biri neden üzülsün veya bir noktaya takılsın ki; gerçekten bunu düşünüyorum. İlerle git işte. Her konuda böyle. Çok fazla takılıyorum ve artık bunu sevmiyorum. Evet, bence önceden bunu seviyordum. Bu yolla kendimi oyalamaktan zevk alıyordum. Ama artık almıyorum. Değiştim ve geliştim.
Aslında blogda da yeni bir yazı dizisi başlatacağımı enerjisi bommmmbastik bir yazıyla açıklamıştım. Ancak sonra... sonra ne oldu? Yine bir şey bir şey... Belki de bu bir şeyler nedeniyle sönüp giden enerjim beni duygusal boşluğa itiyor ve aslında içimde yer tutmayan veya artık yer tutmayan şeylere takılıyorum.
Oysa gerçekten ferah bir zihnim var. Ben istediğim her şeyi yapabilirim biliyorum. Bu noktaya gelmem evet zordu, evet çok yalnızlık çektim, evet kalbimi kırık hissediyorum. Ama bir kalbin kırılmış olması kırıldığını gösterir, kırılır ve biter. Bir kerede. Kırılma sürecini uzatan kendimiz oluruz. Her yeni günde yeniden yeniden. Bunu neden yaparız? Ben değerli hissetmek için yapıyorum. Oysa artık değer algım değişti. İçim değişti, o halde dışımın da değişmesinin önünde hiçbir engel yok.
Sevdiğim bir işte çalışacağım ben. Her yeni günde neşeyle uyandığım, ne kadar çalışırsam çalışayım asla yorulmayacağım bir işte. Ben terminatör gibiyimdir. Gerçekten öyleyim! Tüketilmezsem, asla yorulmam. Yorgunluktan bile keyif alan bir manyağım yaaaaa, tanı beni sevgili okur.
Yeni insanlar tanımak istiyorum. Arkadaşlarımı çok sevdiğimi artık hepimiz anladık bence ahahahah. Hepsini, şu an hayatımda olan olmayan hepsini, çok ama çok sevdim. Çok eğlendim ve hep güzel vakit geçirdik. Hepsi değerli insanlardı. Bir yerde okudum; içimizde eskinin hatıralarını tutmak aslında sevgiden değil, duygusal bağımlılıktanmış. Öyle gerçekten, ben çok sevmek kaynaklı bağımlılıklara, çok eğilimliyim.
Çok sevmek demişken... O büüüyyyüüükk aşkım için... ahahahahaha :) O büyük aşk... ne aşk ama. Ah, o beni terk edeli çok oldu. Ama en azından kimseye haksızlık yapmadım değil mi? Artık aşka hazırım biliyor musun sevgili okur? Tamam, hayatım biraz daha düzelince... Ama zaten yoldayken bulmaz mısın onu, işte öyle. O bence çok şanslı biri olacak, tıpkı benim de çok şanslı olacağım gibi. Ben bunlardan utanmıyorum, sıkılmıyorum. Gelecekten gelip bu yazımı bulsa bile korkmayacağım. Çünkü benim kalbim çok kırıldı. Bu nedenle onu sevdiğimi söylemekten asla asla asla utanmam.
Seyahat etmek istiyorum. Artık bir zahmet ahahahah, yıllardır dilimde değil mi? İşte hep korkaklığımdan. Bir de araya hep başka şeyler girdi. Şu olunca bu olunca. Ne olunca? O zaman hiç durmayacağım. Belki sana dünya mektupları yazarım ne dersin? :)
Bir evcil hayvan sahipleneceğim. Şu an olmaz evet. Hep ertelemece ertelemece... Ama çok değil, biraz. Adını Bezelyecik koyacağımı hepimiz artık biliyoruz. Bu isme yıllar önce karar verdim. Aslında bir köpekti o ama sonra benim ruhumun bir kedininkine daha yakın olduğunu keşfettim. Bir dostuma, ''onun adı Aomame olacak ama telaffuzu zor kimse söyleyemez,'' demiştim, ''Aomame, Japonca Bezelye demek.'' O da bana, ''o zaman Bezelye koysana adını,'' demişti ahahahahah. :)
Artık kendimi yalnız hissetmiyorum. Bu his taze olsa da, işte büyüyecek. Zamanla büyümesine bile gerek kalmaz. Herkes bir ölçüde yalnızdır, yıllar önce iki farklı kişi bana bunu söylemişti. O zaman çok hüzünlü, değil mi? Ama ben yalnız değilim ve olmayacağım da, hem de hiç!
Artık kafaya hiçbir şeyi takmayacak; o çok sevdiğim ışık gibi, rüzgar gibi özgür olacağım.
Sevmekten de sevilmekten de asla ama asla korkmayacağım ve kaçmayacağım. Saklanmayacağım da. Kalbimi kendim asla kırmayacağım.
Yazmak istiyorum. Bir sürü şey. Hatta belki bir gün istediğim konularda araştırmalar da yaparım. Ben aslında hep, şşşşş, ''İlkay Hanım,'' olmak istedim. :) Ama korkulan bir İlkay Hanım değil veya basmakalıp bir İlkay Hanım. Ben, benzersiz bir İlkay Hanım olacağım. :)
Gelecekte bir gün, hala gençken şşşş, belki sevdiğim adamla birlikte kendi güzel evimde veya sevdiğim işimde kendi odamda, çalışma yerimde veya neyse ne işte :) orada bir yerde, sana yazacağım. Nihayet çok mutlu olduğumu bir mutluluk yazısı yazmadan yazacağım.
Not: Yeni yazı dizisi fikrim de şöyle... arada kaynamış :) Belli temalarda aylık veya iki haftada bir üstüne çalışılmış yazılar yazmayı düşünüyorum. Ama hemen başlayamam, belki ağustos belki hatta eylül-ekime kadar yolu var... Bu nedenle şimdiden açıklamak da istememiştim ama gerçekten hevesli bir duyuru yazısı yazıyordum yarım kalmıştı, sonra o yazıya devam edeyim dedim ama o heves bana çok komik geldi. Belki de değildi, muhtemelen değildi ama yazı dizisi fikrim bile ''planlıyken'' öyle bir anda parlayan bir duyuru yazmak saçma gelmişti. Artık günlük yazmak istemiyorum sanırım. Aslında istiyorum ama bu da bende bağımlılık ve duygusal boşluğumu doldurma çabasına dönüştü. Ben artık elle tutulur şeyler yapmak ve kendimi somut olarak geliştirmek istiyorum.
Ha yani bence günlük tarzdaki yazılarım da bazen aşırı gıyyygıııyy :) olmakla birlikte güzel olabiliyorlar ama bilemiyorum. Yine dolarsam yazarım (yarın yazdı :). Ama artık yazmak istemiyorum. Daha doğrusu, başka şeyler yazmak istiyorum. Bu fikri bulduğumda çok heyecanlanmıştım. Aslında yapay zekayla birlikte bulmuştuk :). Bazen bazı yazılarım üstüne kendisiyle konuşuyordum çünkü sen benim yazılarımı okumaya yetişemeyebiliyorsun haklı olarak sevgili okur ne yapalım... :) Neyse, ona acaba (örneğin) çocuk edebiyatı veya ana dili alanı gibi alanım olan konularda da blog mu yazsam demiştim. O da bana ''aaa çok iyi olur hatta yazılarında genel olarak işlediğin temalarda da yazabilirsin'' demişti (böyle demedi ama lafı buna getirdi). Öhöm neyse, sonra bu da bana aaaaa aydınlanması yaşattı ve mutlu hissettim. Bu pırıltıyı aylar yıllar önce bana tez konusu bulan danışmanımın yüzünde görmüştüm. Ah, o tez kabuslarıma giriyor! :) Gerçekten kendimi çok çok ÇOK ezik hissediyorum ÇOK. Bu konu bana kendimi çok... çok, kendime hakaret de etmeyim de işte çok, hah, ''saf'' hissettiriyor sevgili okur. Yani haklı nedenlerim vardı ve fiziksel olarak (artık psikolojik olmasını geçtim yani) tükenmiştim ondan bıraktım ve bırakmama pişman değilim ama sanki... ne bileyim. Bu olayı ancak beş yıl sonra anlatabilirim çünkü çok yeni. :) Aslında artık o kadar yeni de değil... Neyse fazla mı kafamın içine girdin ne yaptın tamam neyse. :)
Bu nedenle yazmasam mı diyordum. İleride (artık çıkmaz ayın son çarşambası falana kaldı herhalde) yeniden bir yüksek lisans programı kazanırsam yazarım, özgün fikrim kalsın diyordum. Ama yapay zeka bana ''İlkaycığım, o zamana kadar kendini geliştirirsin, hem zaten sadece okumalarını günlük özgün dilinle açıklayacaksın'' dedi (böyle demedi lafı buna getirdi). Ben de tamam o zaman! dedim ama bu da mı bommmmboşşş iş sence? :(
Sana çok değer verdiğimi biliyorsun sevgili okur. Yine de... O heyecanlı duyuru yazım içimdeki bir kara deliğe kaçtı ve işte yine bir çeşit ezikl-
Hayır. Ben artık önüme bakıyorum bi' kere. Evet. Neyse sonra bir ara yine konuşuruz (umarım).
![]() |
| Bu Beden Benim Evim, Rupi Kaur. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder