Üniversitede aldığım bazı dersleri özlüyorum. Çok iyi, aşırı ufuk açıcı veya beni devasa heyecanlandırdıkları için değil (tamam bazıları öyleydi, gerçekten heyecanlanmıştım); bunları bekleyerek onları kaçırdığım için. Yaşamak için istiyorum. Başımı kaldırmak ve yaşamak için. Ancak aynı deneyimi aynı şekilde ikinci kez yaşayamazsın.
Bazen benzer deneyimler yaşayabiliriz. Örneğin yeniden aynı bölümü okuyacak olsaydım bile, aynı kişileri aynı yerde bulamazdım. Aynı kişileri aynı yerde bulacak olsaydım bile, ki en çok imkansız olan da budur, aynı bölümü tekrar okuyamazdım. Evet, zaten bu gereksiz olurdu.
Tek çözüm yolu, zamanı geri almak mı? O zaman, bu gerçekleştiğinde hafızam yerinde mi kalmalı? Böyle olursa, başımı kaldırır mıydım? Böyle olursa, bu sefer diğer her şey, kişiler ve mekan ve hatta zaman aynı kalırsa... benim farklı biri olmam veya farklı tepkiler veren biri olmam diğer her şeyi zaten bambaşka bir şey yapmaz mıydı? Deneyim, aynı deneyim olmazdı; bu nedenle ben de aynı ben...
Amaç o ya!
Hafızamı silsek, zamanı geriye akıtıp hafızamı da en başa çeksek... Yine ben, o zamanki ben olur muyum peki? Sezgilerim, bana gelecekten gelen duyularımın beklentilerini mi fısıldar? O halde yine, evet bu sefer de, deneyim değişir mi?
Hangisi daha iyi olurdu?
Üniversitenin ikinci yılının başında kurduğum bir cümlem vardı. Üniversitenin tadının en çok ikinci ve üçüncü yıllarında çıkabileceğini söylemiştim. Sonra pandemi çıktı. :) Bu gerçek bana burukluk vermiyor hayır. Çünkü pandemi çıkmasaydı da ben, kafamı kaldıracak mıydım ki?
Bilmiyorum ve hiçbir zaman bilemeyeceğim.
Bunu bilmeme gerek yok. Sadece bazı dersleri anımsıyorum işte. O yıllarda bana sıkıcı gelen ama şimdi... Şimdi ne? Bunu aslında biliyorum. Şimdi nasıl geldiğini bilsem de, sana nasıl tarif etmeliyim?
Başını kaldır gitsin.
Anlatsam o ana gidebilir miyiz? Ben gidebiliyorum ama sen, sen benimle gelebilir misin sevgili okur?
Aslında genel olarak sevdiğim dersleri aldım. O sayılı güzel üniversite günlerimde. İlk bir buçuk yıl ve işte belli belirsiz son buruk yıl.
Yine de başımı kaldırmazdım.
Deneyim aynı deneyim olacaktı ama belki eğlenirdim. Belki başımı kaldırırdım ve sıkıcı bir dersteki eğlenceli detayları görürdüm. Aslında biliyor musun, ben hep görürdüm. Sanırım çevrem bu yönümü seviyordu. Başımı kaldırdığım anlardaki beni.
Sen beni burada (hep) öyle gördün.
Kendime yüklenmemeliyim tabii. Boşuna başım önümde değildi ya canım! Evet mırın kırın. Ama, gerçek.
Yine de bu yazının konusu değil.
Çok sevdiğim bir arkadaşım vardı. Sanırım yine en çok benim sevdiklerimden birisi. Onunla hep ortak dersler alırdık. Ortak ödevler yapardık. Ortak konulardan konuşurduk. Onunla öylece tanışmıştık. Aynı bölümde ve hatta sınıfta olsak da, tanışmamız öylece olmuştu. O bana lise arkadaşlarımı anımsatırdı. Kendi kelimeleri olmasını severdim. Kendi hisleri olmasını sevmiştim. Bana kendini göstermesini, en çok bunu sevmiştim.
Çünkü böyle(ce) arkadaş olursun.
Peki ben ona kendimi ne kadar göstermiştim? Bence o bugün beni hiç tanımıyor. Yoksa tanıyor mu? Benim bu konuda algım kapalıdır. Kimin beni ne kadar tanıdığını anlayamam. Tanımasını çok isterim.
İster miydim?
Tanır tabi, tanımaz olur mu tanır... Ama İlkay'ı tanır. Mesela sen, evet sen, senin beni tanıdığına eminim.
O yüzden bloğuma tüm kalbimi açıyorum. Başımı kaldırıyorum.
Sevdiğim birkaç ders vardı. Bence yine genel olarak sıkıcıydı. Ben olsam nasıl işlerdim bilmesem de... Belki de beklentimden. Yine de bazı anlar vardı; başım önümdeyken bile görebildiğim anlar. Bazı anları tek başıma göremezdim tabi. Başın önündeyken hareket alanın da, işitme alanın da sınırlı olur. Yine de...
Hissetme alanım genişti.
Şimdi geçmişe dönsem, tüm hafızamı kaybetmiş olsam bile, başımı kaldıracağımı bildiğim çok net bir an var. Çünkü o anda gülmek istemiştim.
Neden gülmemiştim?
Keşke gülseydim. Biraz bile olsa, azıcık bile... tebessüm etseydim.
Bir pişmanlık itirafı(mmmmm).
Yine de önemi yok. İnsan önüne bakmalı, içinde bile. Sadece bazen anımsıyorum.
Keşke anımsamasam.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder